Tag: konuşma sorunları

DİL VE KONUŞMA YETERSİZLİĞİ OLAN BİREYLER

Dil ve Konuşma Güçlüğü: Sözel iletişimde farklı seviye ve biçimlerde ortaya çıkan aksaklıklar ve düzensizlikler nedeniyle dili kullanma, konuşmayı edinme ve iletişimdeki güçlüklerin, bireyin eğitim performansı ve sosyal uyumunu olumsuz yönde etkilemesi durumudur. Konuşma, hoş olmayan bir sesle ve yaşına uygun olmayan veya anlaşılmayan bir şekilde yapılır, dolayısıyla normalden çok farklılık gösterir ve dikkati konuşana çeker ise genellikle engelli konuşma olarak kabul edilir. Bir başka deyişle konuşma esnasında dinleyenlerin çoğu, çoğu kez ne söylendiğine değil de nasıl söylendiğine dikkat ediyor, çoğu konuşmayı umduklarından farklı buluyor ve konuşan ne söyleyeceğini değil de nasıl söyleyeceğini düşünür veya o endişe içinde olur ise o konuşma, engelli bir konuşma sayılabilir. Konuşma engelinin türleri

1-Gecikmiş Konuşma
2-Ses Bozukluğu
3-Artikülâsyon Bozukluğu
4-Kekemelik
5-İşitme Engeline Bağlı Konuşma Bozuklukları
6-Yarık Damak ve Beyin Engeline Bağlı Konuşma Bozuklukları
7-Yabancı Dil ve Bölgesel Konuşma Ayrılıklarına Bağlı Konuşma Bozuklukları
Konuşma engeli olan birey çocukluktan yetişkinliğe kadar reddedilme, izole edilme (gizlenme), alay edilme ve acımaya karşı devamlı olarak savaşmak zorunda kalacaktır. Bundan dolayı, nedeni organik olan konuşma bozuklukları gerekli tedbir alınmadığında kısa zamanda duygusal problemler haline gelirler.
KONUŞMA ENGELİNİN NEDENLERİ

Çocukla ilgili olan nedenler:
a- Zeka:
Konuşma oldukça karmaşık becerilerin belli bir düzen içinde oluşmasını gerektirir. Araştırmalar, zeka geriliğinin konuşma engelinin tek sebebi olarak gösterilemeyeceğini ortaya çıkarmıştır. Zihin kabiliyeti ile dil kabiliyeti arasında olumlu bir ilişki olduğu genellikle kabul edilir. Konuşmayı kazanmadan önce işitme engelli çocuklardan zekaca üstün olanlar, konuşmayı normal ve zihinsel engelli olan işitme engellilere oranla daha erken, daha kolay ve daha iyi kazanabilmektedirler.
b-Sağlık:
Ağır ve uzun süren hastalıklar çocuğun her türlü gelişimini yavaşlatır, bazen durdurur. Başta gırtlak iltihabı (larenjit) olmak üzere boğazda yerleşmiş çeşitli mikrobik hastalıklar ve ses telleri üzerinde oluşan yumrucuklar da sesin kısık ve boğuk çıkmasına yol açarak konuşmayı güçleştirir.
c-İşitme:
İşitme-konuşma arasında çok sıkı bir ilişki vardır. Doğuştan işitme engellilerin, özel eğitime tabi tutulmazlarsa konuşmayı öğrenemedikleri bilinen bir gerçektir.
d-Sinir-kas sağlığı ve aralarındaki eşgüdüm:
Sinir ve konuşma engelli olduğu zaman çocuklarda konuşma geriliği de görülmektedir.Beyin felci ile engelli olan çocukların konuşma ve ses gelişimlerinde gerilik görülmektedir.
e-Konuşma organları:
Diş, dil, damak, boğaz ve ses bantları engelli olduğunda çocuk muhtemelen konuşma güçlüğü çekecektir.
f-Olgunlaşma:
Sinir, kas sağlığı ve aralarındaki eş güdüm normal olabilir.fakat motor gelişim yönünden belirli olgunluğa erişemedikçe çocuk konuşamaz. Çocuk çene ve dil kaslarına hakim olup, onları kullanacak düzeye erişmeden sesleri çıkaramaz.
g-Cinsiyet:
Kızlarda kekemelik oranı daha azdır. Kızlarda konuşma gelişimi daha erken başlar, daha iyi gelişir ve daha az konuşma engeli görülür.
h-Duygusal durum:
Korkunç kazalar, duygusal şok geçirenlerde konuşmanın kaybedildiği görülür. İlk çocukluk devresinde çocuğun karşılaştığı duygusal güçlükler onun konuşma gelişimini etkiler, geciktirebilir.

Çevresel nedenler: a-Güdüleme, uyarım, teşvik:
Çevresinden gelen teşvik sonucu çocuk konuşmaya yönelecektir. Konuşması için uyaranların zengin olması gerekir.
b-Konuşmayı öğretmek için kullanılan metot:
Konuşma eğitmeni denen uzmanların amacı çeşitli türden konuşma bozuklukları ya da sorunları olan insanlara yardımcı olmaktır. Küçük bir çocuğa da konuşmayı öğretmek için seçilen metot, konuşmaya teşvik edici olmalı ve dilin doğru kullanılarak konuşmada iyi bir model olunmalıdır.
c-Diğer çevresel nedenler:
Yapılan araştırmalar sosyo-ekonomik düzeyi yüksek çocukların; sosyo-ekonomik düzeyi düşük olan çocuklardan daha fazla kelime hazinesine sahip olduklarını ve konuşmaya daha erken başladıklarını göstermiştir. GECİKMİŞ KONUŞMA
Çocuğun konuşması kendi yaşından beklenenden çok geri veya konuşma gelişimi yaşıtlarından çok daha yavaş ise o çocuğun konuşması “gecikmiş konuşma” olarak adlandırılır.
Çoğunlukla 2-3 yaşlarında konuşamayan çocukların anne babaları konuşmanın geciktiğinin farkına varırlar. GECİKMİŞ KONUŞMANIN BELİRTİLERİ
Gecikmiş konuşma problemi çok değişik şekilde ve değişik derecelerde görülür. Çocuklar normal konuşmaya sahip olmadıkları için çalışmalar daha çok gözlem yoluyla veya çevresindekilerden alınan bilgilere dayanır.
Konuşmaları dikkate alındığında belirtileri; hiç konuşmamaktan, çok zor anlaşılır birkaç kelime söylemeye kadar değişiklik gösterir. Kelime dağarcıklarında eksiklik vardır. “Ben”,”benim” gibi zamirleri kullanmayı 3 yaş civarında bile tam olarak öğrenemezler. Cümle kuramazlar. Jest, mimik ve diğer işaretli hareketleri daha çok kullanırlar. İsteklerini ifade edemezler. Başkalarının konuşmalarına ilgi göstermez ve dinlemezler. Durmadan ses çıkarırlar.
İleri derecede gecikmiş konuşma engeli olan çocuklar kendi istek ve duygularını direkt hareketlerle belli ederler. Kişiye, eşyaya vurmak, itmek gibi fiziki güç ile yapılır. Bu hareketlerinden dolayı kendi yaşıtlarıyla geçinmeleri zordur. Dolayısıyla uyum problemleri de görülür.
Bu çocukların bazıları topluluktan ayrı kalma eğilimindedirler. Kendi başına oyun oynamak veya bir şeyle meşgul olmak isterler.
Normal konuşmaya sahip çocuklara kıyasla daha çabuk ağlama, bağırma, oyuncakları kırma, dağıtma ve hırçınlık gibi kökü duygusal olan hareketler görülebilir. GECİKMİŞ KONUŞMANIN NEDENLERİ
Zihinsel engel:2 yaşına kadar çocuğun çıkardığı seslerle zekanın ilişkisi olmamasına karşın, 2 yaşından sonra dil gelişimiyle IQ arasında sıkı bir ilişki olduğu görüşü ağır basmaktadır.
Dil zekaya bağlı olarak gelişir. Zihinsel engelliliği meydana getiren veya zeka gelişimini engelleyici sebeplerin bir çoğu konuşma gelişimini engelleyici sebeplerin bir çoğu konuşma gelişimini de engeller.
Zeka seviyesi tanı ve terapide izlenecek yolun saptanması için önemlidir.
Sağlık durumu:
Konuşma gelişim devresinde uzun süren ve ağır geçen hastalıklar çocuğun konuşma gelişimini engeller. Hastalık birinci yaşta olursa etkisi daha çok olabilir. Hasta olan bebeğin “babıldama “ döneminde keyifli ve rahat ses çıkarması beklenemez.Böylece babıldama ile kazanacağı sesleri çıkaramaz. Ayrıca böyle durumlarda çocuk konuşmaya az teşvik edilir, kendini iyi hissetmez ve her istediği önceden yapılır buda çocuğun konuşma ihtiyacı duymamasına neden olur.
İşitme kaybı:
Konuşma ses algısına dayandığı için çocuğun işitme engeli konuşma gelişimini etkiler. Doğuştan işitme engelli olanlar özel metotlarla öğretilmedikçe konuşmayı kazanamazlar. Ağır işitenler ise işitme engellerinin iletisel veya sinirsel oluşlarına göre artikülasyon bozukluğundan ses bozukluklarına kadar çeşitli konuşma engeli geliştirirler. Çocuğun işitme durumu tespit edilmelidir. Odiometrik muayene ile bir odiogramının çıkarılmasında fayda vardır
Motor-koordinasyon güçlüğü:
Bazı çocuklar dil, damak, dudak gibi konuşma organlarını kontrolde güçlük çekerler. 5 veya 4 yaşından önce çocuk felci geçirmiş olanların anlaşılır bir konuşma kazanmaları pek enderdir. Damak ve boğaz çevresinde kısmi felç olduğunda yine aynı durum görülebilir. Bu bakımdan nörolojik muayeneyi içine alan tam bir tıbbi muayene gerekmektedir.
Aile ve Çevre Koşulları:
Aile ile ilgili nedenlerin başında çocuğun konuşma için gerektiği kadar güdülenmeyişi gelir. Çocuk konuşmanın bir işe yaradığını hissetmezse konuşmayı öğrenmek için kendini zorlamaz. Öğrenmede güdüleme ödül ve ceza ile olur. Ailenin çocuğa konuşmayı öğretmek için ne gibi bir yol izlediğini öğrenmek gerekir. Disiplin daha ağır basıp ödül yetersiz,zamana ve duruma uygun olarak kullanılmıyorsa konuşma gelişimi çok yavaş olur. Hatta bazen hiç gelişmez.
3 yaşından önce konuşmalarında gelişme görülmeyen çocuklarla ilgili olarak yapılan vaka incelemeleri bu çocukların bir yaşından önce tuvalet kontrolü ve kendi kendilerine yemek yemeleri için aşırı zorlanmış olduklarını ortaya çıkarmıştır.
Çocuğun konuşmayı öğrendiği devrede evde iyi, açık ve anlaşılır konuşma örneğine sahip olması önemlidir. Evde birden fazla dilin konuşulması da çocukta dilin algılanmasını güçleştirir.
Duygusal Çatışma:
Çocuklar konuşmalarını bir kaza, bir şok veya duygusal çatışma nedeniyle kaybedebilirler. Korkular, heyecanlar, aile hayatındaki büyük değişiklikler, yeni bir kardeşin doğumu gibi durumlar konuşmayı etkiler.
Problemin giderilmesi, çocuğun konuşmasının ilerletilebilmesi için teşhis şarttır. Ne çeşit bir problem olduğu ve ayrıntıları bilinirse terapi sürecinin başlatılıp başlatılmayacağına karar verilir.
İnceleme doktorlar , psikologlar ve konuşma engeli uzmanları tarafından yapılır. İnceleme raporu hazırlanarak yapılacak çalışmalar belirlenerek aileye bilgi verilir.

KEKEMELİK

 

Kekemelik konuşma engelleri arasında oran itibariyle az olmakla beraber etki bakımından çok önemli yer tutan bir engel türüdür. Kekemelik konuşmanın tümünü etkileyen bir engeldir.
Kekemelik, seslerin, hecelerin, sözcüklerin söylenmesinde işitilebilir veya sessiz tekrar ve uzatmalar biçiminde sözlü anlatım akıcılığındaki bozukluk olarak tanımlanabilir. Bazen bu bozukluklar konuşma organlarının hareketleri ile ilgili ya da ilgisiz beden hareketleri ile birlikte görülmektedir. Bu bozukluklar sıklıkla heyecan veya gerilim durumlarının ve korkuların, utanma, rahatsızlık gibi özel duyguların belirtisidir.
Kekemelik kız çocuklara oranla erkek çocuklar arasında daha sık görülmektedir. Ayrıca kekemeliğin derecesi de erkek çocuklarda kızlara oranla daha fazla olmakta ve problemin sürekliliği de erkekler aleyhine fazla olmaktadır.
Kekemelik, konuşmada tutukluk, bocalama ve tekrar normal konuşmaya dönüş gibi belirtilerle 3-4 yaşındaki çocuklarda başlayabilir. Asıl kekemelik tablosunun gerçek yerleşimi daha çok 5-6 yaşlarında olur. Sınıfta bir şey okuyacağı sırada kekeleyen çocuk, şarkı söylerken ya da telefonla konuşurken kekelemeyebilir. Çocukların çoğunlukla 2,5 -3,5 yaşları arasında kekelemelerinin nedeni, bu sırada çocuğun özellikle heyecanlıyken düşünce ile dilini birbirine karıştırmasından kaynaklanmaktadır. Sözcük dağarcığı kısıtlı olmasına karşın çok şey söylemek isteyen çocuk, konuşmada zorluk çeker ve sonuç olarak kekeler.

Kekemeliğin Nedenleri

DNA BrainKekemeliğin nedenleri konusunda bugün bir birlik ve beraberlik yoktur. Kekemeliğin nedenleri ile ilgili ileri sürülen görüşler oldukça değişiktir ve çoktur. Her görüşü savunan kendisini destekleyecek bazı araştırma sonuçlarını da vermektedir. Bu bakımdan burada, görüşleri olabildiği kadar birleştirerek, kümeler halinde açıklama yoluna gidilecektir. Değişik görüşler burada beş alt başlık altında ele alınacaktır.Bunlar kekemeliği:

Yapısal bir problem olarak ele alanlar;
Öğrenilmiş bir davranış olarak kabul edenler;
Kişilik bozukluluğu olduğunu ileri sürenler;
Perseverasyon – direnme ile açıklamaya çalışanlar ve
Bunlar arasında orta ya da karma bir yol tutanların kuramlarıdır.
1. Kekemelik Yapısal Nedenli Bir Poblemdir:
Bu kümedekiler kekemeliği bedensel, fizyolojik ya da nörolojik bir nedene bağlamaya çalışırlar. Bu görüş çok eski çağlardan beri sürüp gelen bir açıklamadır. Kekemeliğin dildeki bir özre, hançeredeki ses bantlarındaki bozukluğa, nörolojik nedene bağlayanlar olmuştur. Beynin sağ ve sol yarı kürelerinden birinde konuşma merkezi başat hale gelmezse, konuşma işi beynin iki yarı küresi arasında sürüncemede kaldığını, bu durumun kekemelik oluşturduğunu söyleyenler, beyin sinirleri ile ses çıkarma organlarını devindiren sinir ve kaslar arasında yeterli uygunluk ve beraberlik olmayışından kaynaklandığını söyleyenler de vardır.
Bu görüşte olanlara göre kekeme olan bireyler aslında kekemeliğe uygun, yatkındırlar. Eğer çevre koşulları kekemeliği önleyecek durumdaysa mesele yoktur. Çocuk kekeme olmadan dönemi geçirir. Fakat çevre koşuları çocuğun bünyesiyle bağdaşırsa kekemelik gelişir.
Kekemelik soy ve özgeçmişleri üzerinde yapılan araştırmaların bulgularını kendi görüşlerini desteklemek için kullanılır bu kümedekiler. Bu konuda yapılan araştırmalara göre kekeme kişilerin soyunda kekeme kişiler vardır. Solaklık kekemeler arasında daha çoktur. Kekemelik ikiz doğum yapan ailelerde ikiz doğum olmayan ailelerden daha fazla görülür. Yine, ikiz doğum kekeme olan ailelerde kekeme olmayan ailelere oranla daha fazladır. Yani ikizler arasında kekemelik daha çok görülür. Kekemelerin dil gelişimleri incelendiğinde “gecikmiş konuşma” problemi görülür. Kekemeler arasında sinir sistemini etkileyecek biçimde uzun süren ateşli hastalık geçirenlerin sayısı oran olarak fazla görülmektedir.
Kısaca, bu görüşte olanlara göre fizik yapı kemeliğe uygun ortam hazırlar. Bu ortam diğer koşullarla birleştiğinde kekemelik gelişir.
2. Kekemelik Öğrenilmiş Bir Davranıştır:
Bu görüşü savunanlar kekemeleri bir küme olarak, kekeme olmayanlardan ayrı gören ya da gösterenlere karşıdırlar. Bu görüştükleri göre kekemelerle kekeme olmayanlar arasında küme olarak kalıtım, fizik gelişim, sağlık gelişimi, zekâ ya da kekemeliğe neden olabilecek tek etken yönünden hiç bir ayrıcalık yoktur. Kekemelik öğrenilen bir davranıştır. Aslında konuşmanın kendisi öğrenilen bir süreçtir.
Konuşma gelişimi sırasında öyle bir dönem gelir ki, o dönemde her çocuğun konuşmasındaki akıcılık sekteye uğrar. Kekemeler bu dönemde konuşmanın akıcılığındaki tutukluğun yanlış değerlendirilmesi sonucu, bu özrün zorla kazandırıldığı bireylerdir. Öyleyse kekemelik bir yapısal özelliğe bakmaksızın, herkesin başına gelebilecek bir özürdür. Konuşma gelişimindeki bu kritik dönemde ana baba, öğretmen ve diğer yetişkinler tutulma ve duraklamaya karşı aşırı duyarlık gösterir, endişelenir, telaşlanırlar. Bunu çocuğa aktarırlar. Böylece çocuk düzgün, engelsiz biçimde atlatabileceği bir dönemden, tutulma, duraklama gibi kekemelik belirtilerini benimser, bilinçli hale getirir ve kekeme olarak çıkar.
Bu görüşte olanlara göre kekemelik herhangi bir yapısal özre bağlanmaz. Aristotle zamanından bu yana, kekemelik ile ilgili inançları ele alarak tek tek onların yanlış yanlarını ortaya çıkarmaya çalışır bu görüşte olanlar. Orta derecede bir kekemenin konuşmasının ancak %10 nunda kekelediğini ortaya çıkaranlar bunlardır. Eğer yapısal bir özür kekemeliğin nedeni olsaydı konuşmanın geriye kalan %90 da kekeleyerek yapılması gerekirdi. Kekeme konuşma sırasında 1 – 2 saniye ya da daha az sürmektedir. Eğer organik bir özre dayansaydı, o organik özrün konuşmayı her zaman etkilemesi gerekirdi. Organik özrün bir diğer dayanağı da aynı biçimde kekeleyen iki kekeme bulmanın olanaksız olduğudur.
Kekemeliğin soy kovalaması onun kalıtsal olduğunu göstermez. Zaten soy kovalanması da ileri sürüldüğü kadar yüksek değildir. Aynı ailede görülen kekemelik olgularının nedeni, genlere bağlı kalıtsal olmaktan çok, geleneksel bir hal olmasındandır.
Yine, bu görüşte olanları yaptıkları araştırmalardan çıkarılan sonuç, kekemelikle psikonevroz ya da ağır derecede kişilik bozukluğu arasında bir bağlantı kurulamayacağıdır.
3. Kekemelik Bir Kişilik Bozukluğudur:
Bu kümede, çoğunlukla ruhbilimci ve ruhsal sağaltımcılar toplanmaktadır. Onlara göre, kekemelik kişilik bozukluğunun bir belirtisidir. Kekemelik bir konuşma bozukluğu değildir. Kekemelik benlik ve rol çatışmasıdır. Kekeme, kekeleyerek konuşmakla düzgün biçimde konuştuğunda doyuramadığı birtakım ruhsal gereksinmelerini doyurmaktadır.
Kekemelerde belirli bazı kişilik özellikleri vardır. Bebeksi, zorlayıcı, çekingen, endişeli, güvensiz, bağımlı, yalnız, utangaç gibi sıfatlardan biri ya da birkaçı ile tanımlanabilecek kişilik özellikleri gösterir kekemeler.
Gökay ve Kasatura yaptıkları araştırmada kekemeler ile nevrotikler arasında bazı benzerlikler bulunmuşlardır. Aile içi çatışmalar bakımından kekemeler ile nevrotikler arasında %70 gibi bir benzerlik görülmektedir. Bunu sinirlilik, endişe, kaygı izlemektedir. Diğer özelikler bakımından da anlamlı bir fark bulunmamıştır. Kekemelerin ailelerinde ana babalar aşırı titiz, kuralcı olmakta ve kekemelikte ruhsal etkenlerin payı büyük ölçüde görülmektedir. Eğer bir çocuğu kekeme yapmak istiyorsanız, onu çok kesin kurallara göre, hiç yanılgısız ve yanlışsız davranması için zorlayın. Kurallarınızı hiç bozmayın, biçiminde ters örnekle kekemeliğin olumsuz ruhsal ortamda geliştiğini göstermeye çalışanlar vardır.
Bu görüşte olanların bazılarına göre insan vücudu biyolojik yönden bir denge içinde gelişir. Görevlerini de dengeleme biçiminde yürütür. Dış ve iç ısı olması gerekenden fazla olursa vücut terlemeye başlar. Bu terlemeyle dengeyi sağlamaya çalışır. Soğukta büzülür, tüyler diken diken olur. Bu da dengeyi sağlama çabasıdır. Bunlara benzer nice değişmeler vardır ki hep dengeyi sağlamak ve korumak içindir. Bunlar, durumsal baskılara, sıkıntılara karşı dengeyi koruyabilmek için vücudun karşı tepkileridir. Hangi türden olursa olsun, baskı ve güçlük altında kaldığında vücudun görevlerinde bir uyumsuzluk, çözülme meydana gelir. Bir baskı ya da güç duruma karşı bünyeden gelen tepki çoğunlukta tek bir biçimde olmaz. Bazı durumlarda baskıya bütün vücut tepki gösterir yani bütün vücuttaki denge bozulur. Buraya kadar söylenenler içgüdüsel işlevlerde meydana gelen değişmeler ya da çözülmelerdir. İnsanoğlunda öğrenilmiş, sonradan kazanılmış olan işlevler de vardır. Yürüme, koşma konuşma v.b gibi. Genel olarak bu işlevler iyi kazanılmışsa, yerleşmişse, baskı ve güçlük karşısında hemen çözülmezler. Onlar daha kararlı ve süreklidirler. Ama zayıf kazanılmış olan işlevler çok çabuk ve hafif baskılar karşısında hemen çözülüverir.
Konuşma kazanılmış, öğrenilmiş olan işlevlerden biridir. Şayet öğrenilme döneminde, işlev iyice pekişmeden, güçlenmeden bir baskıyla karşılaşırsa konuşma bozuk olabilir. Bu, birinci dönem kekemeliği biçiminde görülür. Konuşma kazanıldıktan sonra her hangi bir baskı karşısında çözülür, bozulursa bu ikinci dönem kekemeliği biçiminde görülür.
4. Bir Direniş (Perseverasyon) Belirtisi Olarak Kekemelik:
Bu görüşte olanların hareket noktası, insanoğlunda değişikliğe karşı bir direnmenin var oluşudur. Değişiklik fizyolojik-organik olduğu gibi ruhsal ve sosyal olabilir. İnsan, organizma olarak, kendini bir önceki duruma alıştırmıştır. Önceki durum değişse, etkisi ortadan kalsa bile, organizma bir süre onu hissetmeye devam eder. Trenle uzun bir yolculuk yapan kişinin trenden indikten sonra, bir süre yine kendisini trendeymiş gibi hissetmesi bunun örneklerinden biridir. Heyecanlı bir olayla karşılaşan kişinin olay yerinden ayrıldıktan sonra bir süre sonra hala aynı heyecanı duyması da diğer bir örnektir. İnsanın günlük yaşamında bu gibi etkiler çoktur. Fakat çoğunlukla bu gibi durumlar vardır ki etkisi ve direnme uzun sürer. Duygusal gerginlik ve kaygılar bunlar arasındadır.
Eğer birey direnmeye neden olan bir durumun etkisi altındayken konuşmaya zorlanır ya da kişi kendini konuşmak için zorunlu hissederse, direnme etkisini onun konuşmasında gösterir. Yani direnme ve tepki, konuşmada irkilme, tutulma, yineleme ya da uzatma biçiminde ortaya çıkar.
5. Kekemelik Tek Bir Nedene Bağlanmaz:
Bu görüşte olanlara göre, kekemelik her zaman bir tek nedene bağlanarak açıklanamaz. Gerçi yukarda açıklanan görüşlerin hepsinin doğruluk payı vardır. Bunların birini kabul edip diğerlerini atmak ya da onlara karşı gelmek olanaksızdır. Neden bireyden bireye değişir. Bazen bir, bazen birden fazla neden bulunabilir kekemelikte. Bu görüşün başını çekenlere göre kekeme çocuklar, duygusal çatışmalar olan bir geçmişe; olağan sayılabilecek tutukluğu kekemelik diye tanılayan-damgalayan bir bünyeye; konuşmalarının akıcılığını engelleyen bir çevreye ve sınırlı hoşgörüye sahiptirler.
Özet olarak, daha kesin bilgilerle donatılıncaya kadar bu son görüş daha fazla kabul olacaktır denebilir.

Çocuklar neden geç konuşur

geç konuşma

geç konuşma

Çocuklar neden geç konuşur?
Çocuğum konuşmuyor diyorsanız yazımızı mutlaka okuyun… Hangi hastalıklar geç konuşmaya neden oluyor? Çocuğun konuşma gelişimini hızlandırmak için neler yapabiliriz?

Bazı çocuklar yaşıtlarına kıyasla daha geç konuşmaya başlayabiliyor. Bu, her zaman konuşma bozukluğu sorunu veya ciddi bir sorun olduğu anlamına gelmiyor. Ancak, onu iyi gözlemlemeli ve ciddi sorun olasılığını düşündüren durum fark ettiğinizde de hemen çocuk doktoruna başvurmalısınız.

Çocuğunuzun geç konuşmasının nedeni ne olabilir? Çocukların daha iyi ve daha hızlı konuşabilmesi için anne babalar neler yapabilir? Bu soruların cevaplarını pudra.com araştırdı…
Çocuk Nörolojisi Uzmanı Prof. Dr. Serap Uysal, konuşmada gecikmesi olan çocuklarda ciddi bir sorun olasılığını düşündüren bulguları şöyle sıralıyor

Çocuğun işaret ve diğer iletişim biçimleri normal değilse
Çocukta ek bir fiziksel, gelişimsel sorun varsa
Anlaşılmaz sesler çıkarıyorsa
Çevresine karşı isteksiz ve ilgisizse
Yeni ortam ve durumlara uyum sağlamakta güçlük çekiyorsa
Yalnız kalmayı tercih ediyorsa
İsteklerini öfkeli davranışlarla anlatmaya çalışıyorsa

bir uzmana başvurmak en doğrusu olacaktır. Prof. Dr. Serap Uysal, beyindeki konuşma işlevi ile ilgili merkezlerin, kasların ve sinirlerin hastalığına ya da bozukluğuna bağlı olarak ortaya çıkan konuşma bozukluklarının nedenlerinin saptanması için, nörolojik muayene ve laboratuvar testleri yapılması gerektiğini belirtiyor.

Çocukların geç konuşma nedenleri ne olabilir?
Zeka geriliği
İşitme sorunu
Görme sorunu
Sık havale ve epilepsi (sara) geçirme
Yaygın gelişimsel gerilik
Kronik depresyon
Çocukluk çağı psikozları

Geç konuşmaya yol açan diğer etkenler

Yalnız kalma: İnsanlarla fazla bir arada kalmayan, kendi haline bırakılan, onunla fazla konuşulmayan çocuklar geç konuşabilir.

Televizyon izleme: Özellikle 0-3 yaş döneminde televizyon izleyen çocuklarda dış dünyadan kopma, kendi halinde olma eğilimi, insanlardan ve insanlar arası ilişkilerden uzaklaşma, nesneler ile daha fazla ilgilenme, duygusal alışverişten vazgeçme, konuşmama, yaşıtları ile ilgilenmeme, seslenince bakmama gibi durumlar gözlenebilir.

Evde model alacak kişilerin azlığı: Bunun yanı sıra evde kullanılan dilin niteliğinin bozuk olması da çocuğun konuşma gelişimini etkiler.

Çocuğun içe kapanık olması: İçe kapalı kişilik yapısı ya da kaza benzeri durumlar sonrası yaşanan şoklar da çocukların konuşma yaşını etkileyebilir.

Kardeş kıskançlığı: Kardeşi olan çocuklar kendilerine ilgi gösterilmediğini düşünüp konuşmayarak tepki verebilirler.

Cinsiyet: Erkek çocuklar kızlara göre daha geç konuşmaya başlarlar.

Ailevi faktör: Ailede iki dil kullanıldığı durumlarda çocuklar geç konuşabilirler.

Çocuğunuzun konuşma gelişimini hızlandırmak neler yapmalısınız?
Çocuğunuza sevgi ve ilgi gösterin, sık sık konuşun onunla.
Ona hitap ederken tane tane ve düzgün konuşun.
Sık sık soru sorun.
Çocuğunuz bazı sözcükleri akıcı söyleyemediğinde sabırlı davranın, ona baskı uygulamayın.
Daha ilk hece ve sesleri çıkartmaya başladığında, söylediği sesleri ona tekrarlatın.
Onu insanlar arasında bulundurun, fazla kendi başına kalmasına izin vermeyin.
Mümkün olduğunca yaşıtlarıyla oyun oynamasını sağlayın.
Bir nesneyi eline aldığında onunla ilgili ona bir şeyler anlatın.
Özellikle 0-3 yaş döneminde mümkün olduğunca televizyon izlettirmeyin. Eğer bebek ya da çocuk kanalı izliyorsa, gördükleri hakkında açıklama yapın.
Onun işaretle gösterip de istediklerini hemen yerine getirmek yerine konuşarak yönlendirin, anlatmasını sağlayın.
Ona kitap okuyun, masal anlatın, ninni söyleyin.
Size bir şey söylediğinde karşılık verin.
Onunla yaratıcı oyunlar oynayın.
Sağlıklı beslenmesine, yeterli uyku uyumasına özen gösterin.

 

http://www.pudra.com/anne-cocuk/cocuk-gelisimi/cocuklar-neden-gec-konusur-2254.htm

Dil konuşma egzersizleri uygulama

 

dil konuşma egitim

dil konuşma egitim

DİL HAREKETLERİ:

Ø Dili dışarı çıkarmak

Ø Dili dudakların sağına soluna değdirmek

Ø Dili dışarı içeri çekmek

Ø Dili buruna doğru sokmak

Ø Dili çeneye doğru çıkarmak

Ø Dilin ucunu alt-üst dişlerle ısırmak

Ø Dil ile dudakları yalama.(yuvarlayarak)

Ø Dili üst ön dişlere değdirme

Ø Dili şıklatma (dil ile üst damağa vurup alt damağa çekerek ses çıkarma)

Ø Dil ucunu üst dişlerden en aşağıdaki ve en soldakine değdirme Ø Dil ucunu alt dişlerden en sağdaki ve en soldaki üzerine değdirme

Ø Dili ağız içinde (u) biçiminde kıvırma (yanlarda)

Ø Dil ile dudakları ıslatma

DUDAK HAREKETLERİ
Ø Dudakları yanlara doğru(alt-üst)çekerek dişleri bitişik vaziyette gösterme

Ø Üst dişleri gösterme

Ø Alt dişleri gösterme

Ø Üst dudağı ısırma

Ø Alt dudağı ısırma

Ø İki dudağı da ağız içine almak

Ø Alt dudağı dışa döndürmek

Ø U sesi çıkarır gibi dudakları öne uzatmak

Ø Dudakları birbiriyle içe doğru sıkıştırmak

Ø Kalemi dudakları arasında tutmak

Ø Ruju dağıttığımız gibi iki dudağı birbirine sürtme değdirme

YANAK HAREKETLERİ
Ø İki yanağı aynı anda şişirme

Ø Sağ yanağı şişirme

Ø Sol yanağı şişirme

Ø Soldan sağa sağdan sola sürekli yanak şişirme

Ø İki yanağı dişler arasına çekme

Ø Dil ile sağ yanağı şişirme

Ø Dil ile sol yanağı şişirme

MİMİKLER
Ø Hayret Ø Gülmek Ø Kızmak Ø Ciddi Ø Korku Ø Üzüntü Ø Uyku Ø Ağlamak Ø Evet Ø Hayır

ÇENE HAREKETLERİ
Ø Ağzı (çeneler gergin)açmak-kapatmak

Ø Alt çeneyi (ağız açık) sağa sola hareket ettirmek

Ø Alt çeneyi (ağız kapalı) sağa sola hareket ettirmek

Ø Soldan sağa sağdan sola sürekli yanakları şişirme

Ø İki yanağını dişler arasına çekmek

Ø Dil ile sağ yanağı şişirme

Ø Dil ile sol yanağı şişirme

BURUN HAREKETLERİ
Ø Burunu buruşturarak yukarı çekmek

Ø Burun deliklerini açmak

DİL GELİŞİM ALANI VE EGZERSİZLERİ
NEFES ALMA
Ø Ağızda üfleme (dudaklar kapalı durumda)

Ø Burundan nefes alıp burundan verme

Ø Burundan nefes alıp ağızdan verme Ø Ağızdan nefes alıp burundan verme

Ø Kamış(pipet) ile hava çekme

Ø Burundan iki defa nefes alıp, iki defa verme

Ø Ağızdan iki defa nefes alıp iki defa ağızdan verme

Ø Kağıt,pamuk,pinpon topu vb. bol nefes ile nesneyi üfleme (yakın-uzak mesafe)

Ø Nefesli müzik aleti çalma Ø Balon şişirme

Ø Islık çalma Ø Burun çekmek Ø Öksürmek

Ø Horlama Ø Esnemek Ø İç çekmek

GIRTLAK HAREKETLERİ
Ø Tükürerek yutkunma Ø Su yutma

Ø Gargara yapma Ø Gırtlaktan öksürme (ses ayarlama)

DİL GELİŞİM EGZERSİZLERİNİN UYGULANMA YÖNTEMLERİ
A Konuşma Organlarının Çalıştırılması

1- Emmek: Kamış kullanarak değişik içeceklerin içirilmesi. Eğer kamışı çocuk ağzında tutamıyorsa kamışın etrafına lastik sararak yada farklı şeylerle destekleyerek kamışın ağız kısmı kalınlaştırılabilir.- Alıştırmaya başlangıç olarak 9 mm lik hortumlarda kullanılabilir(gerekli is

e)- Emmeyi öğretmek;Terapist kamışı meyve suyunun içine sokar emerek kamışa meyve suyunu çeker.Üst kısmından kamışı kapatarak kamışı bardaktan çıkarır.Kamışı düz olarak çocuğun ağzına sokar.Çocuk kamışın içindeki meyve suyunu bu şekilde emer.İkinci aşamada kamış biraz daha havaya kaldırılır ve kamış bu pozisyonda iken meyve suyunu emer.Not:Terapist çocuğa emme sonrası davranışları gösterir.Ağzını şapırdatır.”mmm çok güzel”gibi sözel uyarılar verir.

2- Üflemek: Öncelikle derin nefes alıp verme nefes alırken “f ve p”sesini çıkarmak gibi çalışmalar yapılmalıdır.

– Küçük bir mumu söndürmek

– Küçük renkli makyaj pamukları araç olarak kullanılabilir.Pamuk masaya konur çocuk üfleyerek pamuğu hareket ettirir.

– Bir kase deterjanlı su hazırlanır.Çocuk kamışla üfleyerek balonlar yapmaya çalışır.

– İçinde küçük bir top olan plastik düdük üflemeye çalışır.

– Küçük plastik bir borazan (flüt)ile üfleme çalışılır.

– Bir pinpon topu ile üfleyerek masada oyun oynanır.

3- Çiğneme: Çiğneme dil dudak ve yanak kaslarının ortaklaşa çalışmasıyla ortaya çıkan bir harekettir.Yanak:Dil çiğneme de aşağıdan yukarı ,yukarıdan aşağı doğru dairesel hareketler yapar.Isırmak:Çocuğa elma havuç gibi katı yiyecekler vererek ısırması istenir.

Sağ ve Sol yanakta çiğneme:Bir parça bisküvi çocuğun bir yanağının içine konulur.Çocuk dil yardımı ile bisküviyi yanaktan alır ve çiğner.Aynı çalışma diğer yanakta da yapılır.Ağız kapalı çiğnemek:Bu çalışma için çok zor bir harekettir.Sürekli alıştırma gerekir.(haşlanmış patates gibi yumuşak katı yiyeceklerle çalışılır)

– Çocuğa 30sn süre ile çiklet çiğnetilir. Dil:Çocuğun dilinin ucuna bir parça bisküvi konulur.Çocuk bisküviyi dil yardımı ile ağzının içine alır.Bir parça reçel ve çikolata (saralle gibi)çocuğun üst dişi ile dudağı arasına konur,çocuk dili yardımı ile bunu ağzına alır ve çiğner.

Dilin Yön Değiştirme Hareketleri:

– Bir parça reçel veya çikolata çocuğun yanağının içine konur.Çocuk dili ile ağzına iter ve çiğner.

– Bir parça lokum çocuğa verilir ve çiğnemesi istenir.

– Küçük bir parça bisküvi çocuğun yanak içlerine diş etlerinin üzerine konur.Çocuk dili ile bunu alıp çiğnemeye çalışır.(önce bir sonra diğer yanağa)

– Sağ ve sol yanak içine aynı anda birer parça bisküvi konur.Çocuk yanak içine konan bisküvilerin ikisini birden ağız içine alıp çiğnemeye çalışır

.- Küçük bir kaşık çocuğun ağzına sokulur ve kaşık dilin üzerine bastırılır.Çocuk bunu dilini kaldırarak karşı koymak isteyecektir.Çocuk bu tepkiyi verince diş fırçası ile çocuğun dilinin üzeri hafif hafif fırçalanır.

Dil Çıkarma Alıştırmaları:

– Çocuğun dudaklarına reçel sürülür,çocuk reçeli yalamaya çalışır.

– Bir lolipop alınıp,çocuğun bunu yalamaya çalışması sağlanır.

– Dudakların alt ve üst kısmına (bıyık yerine ve çene üstüne )reçel sürülür.Çocuk dilini üst ve alta mümkün olduğu kadar uzatmaya çalışarak reçelleri yalamaya çalışır.

Dili İçe Çekme Çalışmaları:- Çocuğun dilinin ucuna bir parça çikolata bisküvi konulur çocuk dilini içeri çekerek yiyeceği çiğnemeye çalışır.

– Biraz seloteyp veya bandı çocuğun dil ucuna sarılır.Bu bant hafifçe çekilerek dil dışarıya çıkarılmaya çalışılır.

Dudak Hareketleri:Hareketlerin Taklidi:Çocuğa üzerinde çeşitli yüz mimiklerinin bulunduğu kartlar verilir.(ağlama,gülme,kızma,üzülme vb.)ve çocuktan bunları taklit etmesi istenir.Duvara asılı bir ayna karşısında çocuk ile birlikte geçilir dudak çeşitli şekillere sokulur ve çocuktan yapması istenir.Terapist çocukla karşılıklı oturup, gülme, kızgınlık, somurtma, sırıtma, öpme, hapşurma vb. hareketlerini tekrarlar. Çocuk düğmeyi dişleri ile dudak arasına koyar,terapist lastiği hafifçe çeker ve hafifçe lastiğe vurur lastik hareket eder,çocuk bu hareketi dudaklarında hisseder.Aynı çalışma düğme ağız içinde dudakta yapılabilir. Kamışla meyve suyu ve başka içecekler içirilir.Bir kaşığa biraz yiyecek konulur,çocuğun ağzına doğru uzatılır.Çocuk üst dudağı yardımı ile yiyeceği kaşıktan almaya çalışır.Terapist kaşığı yavaşça çekerek çocuğa yardımcı olur.

Ağız Alıştırmaları:Terapist çeşitli dil dudak ve çene hareketleri yaparak çocuktan bu hareketleri taklit etmesini ister. Bir tabağa reçel yada süt konulur çocukla birlikte yalama çalışması yapılır. Çocuğa dondurma,şeker ve lolipop yalatılmaya çalışılır. Çocukla derin nefes alma,yanakları şişirme,üfleme çalışmaları yapılır.

TEMEL ALIŞTIRMALAR
– Dili diş ve dudaklar arasından çıkarma(ağız açık olarak)

– Dili içeri çekme

– Dili ağız dışında sağa sola hareket ettirmek- Dilin arka kısmını yukarı kaldırmak.

Çeşitli dudak hareketleri yaparak aşağıdaki gibi sesler çıkarır.a) “cık”sesib) b)Elini ağzına vurarak kızıl derili gibi “aaa” sesic)

c)Ağız şapırdatma sesid) d)Öpme sesi Çocuk terapistin ağzına elini değdirip ağız kapalı”mm”sesi çıkarılır sonra çocuğun ağzına eli değdirilir çocukta aynı şekilde “mm”sesi çıkarır.

Ağız Kapatma Alıştırmaları
Terapist küçük bir kağıt parçasını dudaklarının arasına koyar ve dudakların arasında 5-10 sn tutar. Daha sonra aynı hareketi çocuğunuzdan yapmasını isteyiniz. Bir oyuncağa ip takılır (tekerlekli araba gibi) ipin bir ucunda da bir düğme takılır. Çocuk düğmeyi dişleri ile dudakları arasında tutar ve dudaklarını sıkıca kapatır.Düğmeyi dudakları ile oyuncağı hareket ettirir Alıntıdır.