Tag: konuşma engelliler

DİL VE KONUŞMA YETERSİZLİĞİ OLAN BİREYLER

Dil ve Konuşma Güçlüğü: Sözel iletişimde farklı seviye ve biçimlerde ortaya çıkan aksaklıklar ve düzensizlikler nedeniyle dili kullanma, konuşmayı edinme ve iletişimdeki güçlüklerin, bireyin eğitim performansı ve sosyal uyumunu olumsuz yönde etkilemesi durumudur. Konuşma, hoş olmayan bir sesle ve yaşına uygun olmayan veya anlaşılmayan bir şekilde yapılır, dolayısıyla normalden çok farklılık gösterir ve dikkati konuşana çeker ise genellikle engelli konuşma olarak kabul edilir. Bir başka deyişle konuşma esnasında dinleyenlerin çoğu, çoğu kez ne söylendiğine değil de nasıl söylendiğine dikkat ediyor, çoğu konuşmayı umduklarından farklı buluyor ve konuşan ne söyleyeceğini değil de nasıl söyleyeceğini düşünür veya o endişe içinde olur ise o konuşma, engelli bir konuşma sayılabilir. Konuşma engelinin türleri

1-Gecikmiş Konuşma
2-Ses Bozukluğu
3-Artikülâsyon Bozukluğu
4-Kekemelik
5-İşitme Engeline Bağlı Konuşma Bozuklukları
6-Yarık Damak ve Beyin Engeline Bağlı Konuşma Bozuklukları
7-Yabancı Dil ve Bölgesel Konuşma Ayrılıklarına Bağlı Konuşma Bozuklukları
Konuşma engeli olan birey çocukluktan yetişkinliğe kadar reddedilme, izole edilme (gizlenme), alay edilme ve acımaya karşı devamlı olarak savaşmak zorunda kalacaktır. Bundan dolayı, nedeni organik olan konuşma bozuklukları gerekli tedbir alınmadığında kısa zamanda duygusal problemler haline gelirler.
KONUŞMA ENGELİNİN NEDENLERİ

Çocukla ilgili olan nedenler:
a- Zeka:
Konuşma oldukça karmaşık becerilerin belli bir düzen içinde oluşmasını gerektirir. Araştırmalar, zeka geriliğinin konuşma engelinin tek sebebi olarak gösterilemeyeceğini ortaya çıkarmıştır. Zihin kabiliyeti ile dil kabiliyeti arasında olumlu bir ilişki olduğu genellikle kabul edilir. Konuşmayı kazanmadan önce işitme engelli çocuklardan zekaca üstün olanlar, konuşmayı normal ve zihinsel engelli olan işitme engellilere oranla daha erken, daha kolay ve daha iyi kazanabilmektedirler.
b-Sağlık:
Ağır ve uzun süren hastalıklar çocuğun her türlü gelişimini yavaşlatır, bazen durdurur. Başta gırtlak iltihabı (larenjit) olmak üzere boğazda yerleşmiş çeşitli mikrobik hastalıklar ve ses telleri üzerinde oluşan yumrucuklar da sesin kısık ve boğuk çıkmasına yol açarak konuşmayı güçleştirir.
c-İşitme:
İşitme-konuşma arasında çok sıkı bir ilişki vardır. Doğuştan işitme engellilerin, özel eğitime tabi tutulmazlarsa konuşmayı öğrenemedikleri bilinen bir gerçektir.
d-Sinir-kas sağlığı ve aralarındaki eşgüdüm:
Sinir ve konuşma engelli olduğu zaman çocuklarda konuşma geriliği de görülmektedir.Beyin felci ile engelli olan çocukların konuşma ve ses gelişimlerinde gerilik görülmektedir.
e-Konuşma organları:
Diş, dil, damak, boğaz ve ses bantları engelli olduğunda çocuk muhtemelen konuşma güçlüğü çekecektir.
f-Olgunlaşma:
Sinir, kas sağlığı ve aralarındaki eş güdüm normal olabilir.fakat motor gelişim yönünden belirli olgunluğa erişemedikçe çocuk konuşamaz. Çocuk çene ve dil kaslarına hakim olup, onları kullanacak düzeye erişmeden sesleri çıkaramaz.
g-Cinsiyet:
Kızlarda kekemelik oranı daha azdır. Kızlarda konuşma gelişimi daha erken başlar, daha iyi gelişir ve daha az konuşma engeli görülür.
h-Duygusal durum:
Korkunç kazalar, duygusal şok geçirenlerde konuşmanın kaybedildiği görülür. İlk çocukluk devresinde çocuğun karşılaştığı duygusal güçlükler onun konuşma gelişimini etkiler, geciktirebilir.

Çevresel nedenler: a-Güdüleme, uyarım, teşvik:
Çevresinden gelen teşvik sonucu çocuk konuşmaya yönelecektir. Konuşması için uyaranların zengin olması gerekir.
b-Konuşmayı öğretmek için kullanılan metot:
Konuşma eğitmeni denen uzmanların amacı çeşitli türden konuşma bozuklukları ya da sorunları olan insanlara yardımcı olmaktır. Küçük bir çocuğa da konuşmayı öğretmek için seçilen metot, konuşmaya teşvik edici olmalı ve dilin doğru kullanılarak konuşmada iyi bir model olunmalıdır.
c-Diğer çevresel nedenler:
Yapılan araştırmalar sosyo-ekonomik düzeyi yüksek çocukların; sosyo-ekonomik düzeyi düşük olan çocuklardan daha fazla kelime hazinesine sahip olduklarını ve konuşmaya daha erken başladıklarını göstermiştir. GECİKMİŞ KONUŞMA
Çocuğun konuşması kendi yaşından beklenenden çok geri veya konuşma gelişimi yaşıtlarından çok daha yavaş ise o çocuğun konuşması “gecikmiş konuşma” olarak adlandırılır.
Çoğunlukla 2-3 yaşlarında konuşamayan çocukların anne babaları konuşmanın geciktiğinin farkına varırlar. GECİKMİŞ KONUŞMANIN BELİRTİLERİ
Gecikmiş konuşma problemi çok değişik şekilde ve değişik derecelerde görülür. Çocuklar normal konuşmaya sahip olmadıkları için çalışmalar daha çok gözlem yoluyla veya çevresindekilerden alınan bilgilere dayanır.
Konuşmaları dikkate alındığında belirtileri; hiç konuşmamaktan, çok zor anlaşılır birkaç kelime söylemeye kadar değişiklik gösterir. Kelime dağarcıklarında eksiklik vardır. “Ben”,”benim” gibi zamirleri kullanmayı 3 yaş civarında bile tam olarak öğrenemezler. Cümle kuramazlar. Jest, mimik ve diğer işaretli hareketleri daha çok kullanırlar. İsteklerini ifade edemezler. Başkalarının konuşmalarına ilgi göstermez ve dinlemezler. Durmadan ses çıkarırlar.
İleri derecede gecikmiş konuşma engeli olan çocuklar kendi istek ve duygularını direkt hareketlerle belli ederler. Kişiye, eşyaya vurmak, itmek gibi fiziki güç ile yapılır. Bu hareketlerinden dolayı kendi yaşıtlarıyla geçinmeleri zordur. Dolayısıyla uyum problemleri de görülür.
Bu çocukların bazıları topluluktan ayrı kalma eğilimindedirler. Kendi başına oyun oynamak veya bir şeyle meşgul olmak isterler.
Normal konuşmaya sahip çocuklara kıyasla daha çabuk ağlama, bağırma, oyuncakları kırma, dağıtma ve hırçınlık gibi kökü duygusal olan hareketler görülebilir. GECİKMİŞ KONUŞMANIN NEDENLERİ
Zihinsel engel:2 yaşına kadar çocuğun çıkardığı seslerle zekanın ilişkisi olmamasına karşın, 2 yaşından sonra dil gelişimiyle IQ arasında sıkı bir ilişki olduğu görüşü ağır basmaktadır.
Dil zekaya bağlı olarak gelişir. Zihinsel engelliliği meydana getiren veya zeka gelişimini engelleyici sebeplerin bir çoğu konuşma gelişimini engelleyici sebeplerin bir çoğu konuşma gelişimini de engeller.
Zeka seviyesi tanı ve terapide izlenecek yolun saptanması için önemlidir.
Sağlık durumu:
Konuşma gelişim devresinde uzun süren ve ağır geçen hastalıklar çocuğun konuşma gelişimini engeller. Hastalık birinci yaşta olursa etkisi daha çok olabilir. Hasta olan bebeğin “babıldama “ döneminde keyifli ve rahat ses çıkarması beklenemez.Böylece babıldama ile kazanacağı sesleri çıkaramaz. Ayrıca böyle durumlarda çocuk konuşmaya az teşvik edilir, kendini iyi hissetmez ve her istediği önceden yapılır buda çocuğun konuşma ihtiyacı duymamasına neden olur.
İşitme kaybı:
Konuşma ses algısına dayandığı için çocuğun işitme engeli konuşma gelişimini etkiler. Doğuştan işitme engelli olanlar özel metotlarla öğretilmedikçe konuşmayı kazanamazlar. Ağır işitenler ise işitme engellerinin iletisel veya sinirsel oluşlarına göre artikülasyon bozukluğundan ses bozukluklarına kadar çeşitli konuşma engeli geliştirirler. Çocuğun işitme durumu tespit edilmelidir. Odiometrik muayene ile bir odiogramının çıkarılmasında fayda vardır
Motor-koordinasyon güçlüğü:
Bazı çocuklar dil, damak, dudak gibi konuşma organlarını kontrolde güçlük çekerler. 5 veya 4 yaşından önce çocuk felci geçirmiş olanların anlaşılır bir konuşma kazanmaları pek enderdir. Damak ve boğaz çevresinde kısmi felç olduğunda yine aynı durum görülebilir. Bu bakımdan nörolojik muayeneyi içine alan tam bir tıbbi muayene gerekmektedir.
Aile ve Çevre Koşulları:
Aile ile ilgili nedenlerin başında çocuğun konuşma için gerektiği kadar güdülenmeyişi gelir. Çocuk konuşmanın bir işe yaradığını hissetmezse konuşmayı öğrenmek için kendini zorlamaz. Öğrenmede güdüleme ödül ve ceza ile olur. Ailenin çocuğa konuşmayı öğretmek için ne gibi bir yol izlediğini öğrenmek gerekir. Disiplin daha ağır basıp ödül yetersiz,zamana ve duruma uygun olarak kullanılmıyorsa konuşma gelişimi çok yavaş olur. Hatta bazen hiç gelişmez.
3 yaşından önce konuşmalarında gelişme görülmeyen çocuklarla ilgili olarak yapılan vaka incelemeleri bu çocukların bir yaşından önce tuvalet kontrolü ve kendi kendilerine yemek yemeleri için aşırı zorlanmış olduklarını ortaya çıkarmıştır.
Çocuğun konuşmayı öğrendiği devrede evde iyi, açık ve anlaşılır konuşma örneğine sahip olması önemlidir. Evde birden fazla dilin konuşulması da çocukta dilin algılanmasını güçleştirir.
Duygusal Çatışma:
Çocuklar konuşmalarını bir kaza, bir şok veya duygusal çatışma nedeniyle kaybedebilirler. Korkular, heyecanlar, aile hayatındaki büyük değişiklikler, yeni bir kardeşin doğumu gibi durumlar konuşmayı etkiler.
Problemin giderilmesi, çocuğun konuşmasının ilerletilebilmesi için teşhis şarttır. Ne çeşit bir problem olduğu ve ayrıntıları bilinirse terapi sürecinin başlatılıp başlatılmayacağına karar verilir.
İnceleme doktorlar , psikologlar ve konuşma engeli uzmanları tarafından yapılır. İnceleme raporu hazırlanarak yapılacak çalışmalar belirlenerek aileye bilgi verilir.

KEKEMELİK

 

Kekemelik konuşma engelleri arasında oran itibariyle az olmakla beraber etki bakımından çok önemli yer tutan bir engel türüdür. Kekemelik konuşmanın tümünü etkileyen bir engeldir.
Kekemelik, seslerin, hecelerin, sözcüklerin söylenmesinde işitilebilir veya sessiz tekrar ve uzatmalar biçiminde sözlü anlatım akıcılığındaki bozukluk olarak tanımlanabilir. Bazen bu bozukluklar konuşma organlarının hareketleri ile ilgili ya da ilgisiz beden hareketleri ile birlikte görülmektedir. Bu bozukluklar sıklıkla heyecan veya gerilim durumlarının ve korkuların, utanma, rahatsızlık gibi özel duyguların belirtisidir.
Kekemelik kız çocuklara oranla erkek çocuklar arasında daha sık görülmektedir. Ayrıca kekemeliğin derecesi de erkek çocuklarda kızlara oranla daha fazla olmakta ve problemin sürekliliği de erkekler aleyhine fazla olmaktadır.
Kekemelik, konuşmada tutukluk, bocalama ve tekrar normal konuşmaya dönüş gibi belirtilerle 3-4 yaşındaki çocuklarda başlayabilir. Asıl kekemelik tablosunun gerçek yerleşimi daha çok 5-6 yaşlarında olur. Sınıfta bir şey okuyacağı sırada kekeleyen çocuk, şarkı söylerken ya da telefonla konuşurken kekelemeyebilir. Çocukların çoğunlukla 2,5 -3,5 yaşları arasında kekelemelerinin nedeni, bu sırada çocuğun özellikle heyecanlıyken düşünce ile dilini birbirine karıştırmasından kaynaklanmaktadır. Sözcük dağarcığı kısıtlı olmasına karşın çok şey söylemek isteyen çocuk, konuşmada zorluk çeker ve sonuç olarak kekeler.

Kekemeliğin Nedenleri

DNA BrainKekemeliğin nedenleri konusunda bugün bir birlik ve beraberlik yoktur. Kekemeliğin nedenleri ile ilgili ileri sürülen görüşler oldukça değişiktir ve çoktur. Her görüşü savunan kendisini destekleyecek bazı araştırma sonuçlarını da vermektedir. Bu bakımdan burada, görüşleri olabildiği kadar birleştirerek, kümeler halinde açıklama yoluna gidilecektir. Değişik görüşler burada beş alt başlık altında ele alınacaktır.Bunlar kekemeliği:

Yapısal bir problem olarak ele alanlar;
Öğrenilmiş bir davranış olarak kabul edenler;
Kişilik bozukluluğu olduğunu ileri sürenler;
Perseverasyon – direnme ile açıklamaya çalışanlar ve
Bunlar arasında orta ya da karma bir yol tutanların kuramlarıdır.
1. Kekemelik Yapısal Nedenli Bir Poblemdir:
Bu kümedekiler kekemeliği bedensel, fizyolojik ya da nörolojik bir nedene bağlamaya çalışırlar. Bu görüş çok eski çağlardan beri sürüp gelen bir açıklamadır. Kekemeliğin dildeki bir özre, hançeredeki ses bantlarındaki bozukluğa, nörolojik nedene bağlayanlar olmuştur. Beynin sağ ve sol yarı kürelerinden birinde konuşma merkezi başat hale gelmezse, konuşma işi beynin iki yarı küresi arasında sürüncemede kaldığını, bu durumun kekemelik oluşturduğunu söyleyenler, beyin sinirleri ile ses çıkarma organlarını devindiren sinir ve kaslar arasında yeterli uygunluk ve beraberlik olmayışından kaynaklandığını söyleyenler de vardır.
Bu görüşte olanlara göre kekeme olan bireyler aslında kekemeliğe uygun, yatkındırlar. Eğer çevre koşulları kekemeliği önleyecek durumdaysa mesele yoktur. Çocuk kekeme olmadan dönemi geçirir. Fakat çevre koşuları çocuğun bünyesiyle bağdaşırsa kekemelik gelişir.
Kekemelik soy ve özgeçmişleri üzerinde yapılan araştırmaların bulgularını kendi görüşlerini desteklemek için kullanılır bu kümedekiler. Bu konuda yapılan araştırmalara göre kekeme kişilerin soyunda kekeme kişiler vardır. Solaklık kekemeler arasında daha çoktur. Kekemelik ikiz doğum yapan ailelerde ikiz doğum olmayan ailelerden daha fazla görülür. Yine, ikiz doğum kekeme olan ailelerde kekeme olmayan ailelere oranla daha fazladır. Yani ikizler arasında kekemelik daha çok görülür. Kekemelerin dil gelişimleri incelendiğinde “gecikmiş konuşma” problemi görülür. Kekemeler arasında sinir sistemini etkileyecek biçimde uzun süren ateşli hastalık geçirenlerin sayısı oran olarak fazla görülmektedir.
Kısaca, bu görüşte olanlara göre fizik yapı kemeliğe uygun ortam hazırlar. Bu ortam diğer koşullarla birleştiğinde kekemelik gelişir.
2. Kekemelik Öğrenilmiş Bir Davranıştır:
Bu görüşü savunanlar kekemeleri bir küme olarak, kekeme olmayanlardan ayrı gören ya da gösterenlere karşıdırlar. Bu görüştükleri göre kekemelerle kekeme olmayanlar arasında küme olarak kalıtım, fizik gelişim, sağlık gelişimi, zekâ ya da kekemeliğe neden olabilecek tek etken yönünden hiç bir ayrıcalık yoktur. Kekemelik öğrenilen bir davranıştır. Aslında konuşmanın kendisi öğrenilen bir süreçtir.
Konuşma gelişimi sırasında öyle bir dönem gelir ki, o dönemde her çocuğun konuşmasındaki akıcılık sekteye uğrar. Kekemeler bu dönemde konuşmanın akıcılığındaki tutukluğun yanlış değerlendirilmesi sonucu, bu özrün zorla kazandırıldığı bireylerdir. Öyleyse kekemelik bir yapısal özelliğe bakmaksızın, herkesin başına gelebilecek bir özürdür. Konuşma gelişimindeki bu kritik dönemde ana baba, öğretmen ve diğer yetişkinler tutulma ve duraklamaya karşı aşırı duyarlık gösterir, endişelenir, telaşlanırlar. Bunu çocuğa aktarırlar. Böylece çocuk düzgün, engelsiz biçimde atlatabileceği bir dönemden, tutulma, duraklama gibi kekemelik belirtilerini benimser, bilinçli hale getirir ve kekeme olarak çıkar.
Bu görüşte olanlara göre kekemelik herhangi bir yapısal özre bağlanmaz. Aristotle zamanından bu yana, kekemelik ile ilgili inançları ele alarak tek tek onların yanlış yanlarını ortaya çıkarmaya çalışır bu görüşte olanlar. Orta derecede bir kekemenin konuşmasının ancak %10 nunda kekelediğini ortaya çıkaranlar bunlardır. Eğer yapısal bir özür kekemeliğin nedeni olsaydı konuşmanın geriye kalan %90 da kekeleyerek yapılması gerekirdi. Kekeme konuşma sırasında 1 – 2 saniye ya da daha az sürmektedir. Eğer organik bir özre dayansaydı, o organik özrün konuşmayı her zaman etkilemesi gerekirdi. Organik özrün bir diğer dayanağı da aynı biçimde kekeleyen iki kekeme bulmanın olanaksız olduğudur.
Kekemeliğin soy kovalaması onun kalıtsal olduğunu göstermez. Zaten soy kovalanması da ileri sürüldüğü kadar yüksek değildir. Aynı ailede görülen kekemelik olgularının nedeni, genlere bağlı kalıtsal olmaktan çok, geleneksel bir hal olmasındandır.
Yine, bu görüşte olanları yaptıkları araştırmalardan çıkarılan sonuç, kekemelikle psikonevroz ya da ağır derecede kişilik bozukluğu arasında bir bağlantı kurulamayacağıdır.
3. Kekemelik Bir Kişilik Bozukluğudur:
Bu kümede, çoğunlukla ruhbilimci ve ruhsal sağaltımcılar toplanmaktadır. Onlara göre, kekemelik kişilik bozukluğunun bir belirtisidir. Kekemelik bir konuşma bozukluğu değildir. Kekemelik benlik ve rol çatışmasıdır. Kekeme, kekeleyerek konuşmakla düzgün biçimde konuştuğunda doyuramadığı birtakım ruhsal gereksinmelerini doyurmaktadır.
Kekemelerde belirli bazı kişilik özellikleri vardır. Bebeksi, zorlayıcı, çekingen, endişeli, güvensiz, bağımlı, yalnız, utangaç gibi sıfatlardan biri ya da birkaçı ile tanımlanabilecek kişilik özellikleri gösterir kekemeler.
Gökay ve Kasatura yaptıkları araştırmada kekemeler ile nevrotikler arasında bazı benzerlikler bulunmuşlardır. Aile içi çatışmalar bakımından kekemeler ile nevrotikler arasında %70 gibi bir benzerlik görülmektedir. Bunu sinirlilik, endişe, kaygı izlemektedir. Diğer özelikler bakımından da anlamlı bir fark bulunmamıştır. Kekemelerin ailelerinde ana babalar aşırı titiz, kuralcı olmakta ve kekemelikte ruhsal etkenlerin payı büyük ölçüde görülmektedir. Eğer bir çocuğu kekeme yapmak istiyorsanız, onu çok kesin kurallara göre, hiç yanılgısız ve yanlışsız davranması için zorlayın. Kurallarınızı hiç bozmayın, biçiminde ters örnekle kekemeliğin olumsuz ruhsal ortamda geliştiğini göstermeye çalışanlar vardır.
Bu görüşte olanların bazılarına göre insan vücudu biyolojik yönden bir denge içinde gelişir. Görevlerini de dengeleme biçiminde yürütür. Dış ve iç ısı olması gerekenden fazla olursa vücut terlemeye başlar. Bu terlemeyle dengeyi sağlamaya çalışır. Soğukta büzülür, tüyler diken diken olur. Bu da dengeyi sağlama çabasıdır. Bunlara benzer nice değişmeler vardır ki hep dengeyi sağlamak ve korumak içindir. Bunlar, durumsal baskılara, sıkıntılara karşı dengeyi koruyabilmek için vücudun karşı tepkileridir. Hangi türden olursa olsun, baskı ve güçlük altında kaldığında vücudun görevlerinde bir uyumsuzluk, çözülme meydana gelir. Bir baskı ya da güç duruma karşı bünyeden gelen tepki çoğunlukta tek bir biçimde olmaz. Bazı durumlarda baskıya bütün vücut tepki gösterir yani bütün vücuttaki denge bozulur. Buraya kadar söylenenler içgüdüsel işlevlerde meydana gelen değişmeler ya da çözülmelerdir. İnsanoğlunda öğrenilmiş, sonradan kazanılmış olan işlevler de vardır. Yürüme, koşma konuşma v.b gibi. Genel olarak bu işlevler iyi kazanılmışsa, yerleşmişse, baskı ve güçlük karşısında hemen çözülmezler. Onlar daha kararlı ve süreklidirler. Ama zayıf kazanılmış olan işlevler çok çabuk ve hafif baskılar karşısında hemen çözülüverir.
Konuşma kazanılmış, öğrenilmiş olan işlevlerden biridir. Şayet öğrenilme döneminde, işlev iyice pekişmeden, güçlenmeden bir baskıyla karşılaşırsa konuşma bozuk olabilir. Bu, birinci dönem kekemeliği biçiminde görülür. Konuşma kazanıldıktan sonra her hangi bir baskı karşısında çözülür, bozulursa bu ikinci dönem kekemeliği biçiminde görülür.
4. Bir Direniş (Perseverasyon) Belirtisi Olarak Kekemelik:
Bu görüşte olanların hareket noktası, insanoğlunda değişikliğe karşı bir direnmenin var oluşudur. Değişiklik fizyolojik-organik olduğu gibi ruhsal ve sosyal olabilir. İnsan, organizma olarak, kendini bir önceki duruma alıştırmıştır. Önceki durum değişse, etkisi ortadan kalsa bile, organizma bir süre onu hissetmeye devam eder. Trenle uzun bir yolculuk yapan kişinin trenden indikten sonra, bir süre yine kendisini trendeymiş gibi hissetmesi bunun örneklerinden biridir. Heyecanlı bir olayla karşılaşan kişinin olay yerinden ayrıldıktan sonra bir süre sonra hala aynı heyecanı duyması da diğer bir örnektir. İnsanın günlük yaşamında bu gibi etkiler çoktur. Fakat çoğunlukla bu gibi durumlar vardır ki etkisi ve direnme uzun sürer. Duygusal gerginlik ve kaygılar bunlar arasındadır.
Eğer birey direnmeye neden olan bir durumun etkisi altındayken konuşmaya zorlanır ya da kişi kendini konuşmak için zorunlu hissederse, direnme etkisini onun konuşmasında gösterir. Yani direnme ve tepki, konuşmada irkilme, tutulma, yineleme ya da uzatma biçiminde ortaya çıkar.
5. Kekemelik Tek Bir Nedene Bağlanmaz:
Bu görüşte olanlara göre, kekemelik her zaman bir tek nedene bağlanarak açıklanamaz. Gerçi yukarda açıklanan görüşlerin hepsinin doğruluk payı vardır. Bunların birini kabul edip diğerlerini atmak ya da onlara karşı gelmek olanaksızdır. Neden bireyden bireye değişir. Bazen bir, bazen birden fazla neden bulunabilir kekemelikte. Bu görüşün başını çekenlere göre kekeme çocuklar, duygusal çatışmalar olan bir geçmişe; olağan sayılabilecek tutukluğu kekemelik diye tanılayan-damgalayan bir bünyeye; konuşmalarının akıcılığını engelleyen bir çevreye ve sınırlı hoşgörüye sahiptirler.
Özet olarak, daha kesin bilgilerle donatılıncaya kadar bu son görüş daha fazla kabul olacaktır denebilir.

Kekemelik ve eğitimi

kekemelik

kekemelik

Kekemelik; konuşmanın akıcılığı ve ritminin, duraklamalar, tekrarlar, uzatmalarla ve çoğu kez bunlara eşlik eden beden hareketleriyle kesintiye uğramasıdır. Kekemeliğin miktarı ve şiddeti, farklı ortamlarda, günden güne, hatta aynı gün içersinde bile değişebilmektedir.

Kekemelik popülâsyonun %5’ini etkilemektedir ve en yüksek görülme oranı okulöncesi dönemdedir. Genellikle 2–7 yaş arasında ortaya çıkar ve erkek çocuklarda daha ağır seyreder. Kız-erkek oranı 1/4 tür. Bu çocukların en az %20’sinde kekemelik devam eder, genellikle giderek şiddetlenir ve ergenlik döneminden sonra da devam ediyorsa yaşam boyu sürecek olan bir bozukluk haline gelmesi muhtemeldir.

Kekemeliğin Arttığı Durumlar:

Telefonda, kalabalık dinleyicilere ve otorite figürlerine karşı konuşma, fıkra anlatma, birinin adını söyleme, adı sorulduğunda cevap verme, zaman baskısı altında olma, beklenmedik bir durumla karşılaşma, yeni insanlarla tanışma, yeni bir şey söylemek durumunda kalma kekemeliğin arttığı durumlardır.

Kekemeliğin Azaldığı / Yok Olduğu Durumlar:

Şarkı söyleme, küfür etme, dua okuma, koroyla ya da diğer bir kişiyle birlikte okuma, fısıltıyla konuşma, küçük çocuklarla konuşma, yüksek/ maskeleyici gürültünün etkisi altında konuşma, monoton konuşma, ritim tutarak konuşma. Bu gibi konuşma durumlarında en ağır kekemelerin bile oldukça akıcı konuşabildiklerini görebilirsiniz.

Kekemeliğe ilişkin yanlış inançlar:
{loadposition header}
“Kekemeliğin nedeni psikolojiktir!”
Günümüzde kekemeliğin nedenlerine ilişkin pek çok farklı görüş ileri sürülmektedir. Bu görüşlerden en yaygın olarak kabul görüleni kekemeliğin psikolojik nedenlerden kaynaklandığı görüşüdür. Pek çok kişi kekemeliğin nedeninin aşırı korku, üzüntü ya da heyecan gibi psikolojik bir nedeni olduğuna inanmaktadır. Bu yaygın kanın aksine uzmanlar, kekemeliğin psikolojik nedenlerden kaynaklanmadığını ancak, bu gibi faktörlerin kekeme bireylerin konuşmaları üzerinde olumsuz etkileri olduğunu kabul etmektedir. Yani hiçbir çocuk ya da yetişkin bir şeyden çok korktuğu ya da bir olaya çok üzüldüğü için kekeme olmaz. Bu gibi nedenlerin, kekemeliğe yatkınlığı olan bireylerde tetikleyici ya da kekemeliği şiddetlendirici etkileri olabilir. Ancak asla kekemeliğin doğrudan nedeni değildirler.

“Kekemelik kalıtsaldır!”
Toplumda yaygın olarak kabul gören bir diğer görüş ise, kekemeliğin genetik geçiş gösterdiği varsayımıdır. Bir çocuğun anne ya da baba tarafındaki akrabalarından herhangi birinde kekemelik öyküsü varsa, o çocuğun kekeme olma olasılığı yaklaşık %40–60 oranında daha fazladır. Ancak, ailesinde hiç kekemelik öyküsü olmayan kekeme bireyler de vardır. Dolayısıyla kekemeliğin yalnızca genetik nedenlerden kaynaklandığı görüşü doğru değildir. Ayrıca birinci derece akrabalarında kekemelik öyküsü olan pek çok kişide kekemelik görülmemektedir. Günümüzde kekemeliğin nedeni kesin olarak bilinmemektedir. Ancak uzmanlar, kekeme bireylerde, beyin hemisferlerinden konuşmadan sorumlu olan sol hemisferin baskın olmayışının kekemeliğe yol açtığı görüşünde birleşmektedirler. Yapılan araştırmalar bu yönde güçlü kanıtlar ortaya koymakla birlikte henüz kesin bir yargıya varılamamıştır.

“Kekemeliğin tedavisi yoktur!”
Kekemeliğe ilişkin bir başka yanlış inanış, kekemeliğin düzeltilemeyeceği ve tedavisinin olmadığına ilişkindir. Bazen konuşma terapisti olmayan ya da bu konuda yeterli bilgi sahibi olmayan kişi veya kurumlar, aileleri çocuklarının kekemeliğinin kalıcı olduğuna ve hiçbir zaman düzelmeyeceğine ilişkin yanlış yönde bilgilendirmektedir. Bu gibi yanlış telkinler ailelerin ümitsizlik duygularına kapılıp durumu bu şekilde kabullenmelerine ve çocuğu bu problemle tek başına bırakmalarına yol açabilmektedir. Günümüzde çok farklı kekemelik tedavi yöntemleri kullanılmaktadır ve kekeme kişiler bu yöntemlerden fayda sağlamaktadır. Özellikle de okul öncesi dönemde tedavi edilen çocuklar ileriki dönemlerde hiç kekelemedikleri gibi, pek çoğu küçük yaşlarda uygulanan terapileri dahi hatırlamamaktadır. Ancak yetişkinlik dönemine kadar hiçbir terapi görmeyen ya da bilimsel yöntemler dışında bir takım arayışlara yönelen bireylerde kısa sürede kesin sonuç alınması daha güç olmaktadır. Çünkü kişinin yaşı ilerledikçe, hiçbir zaman kekemeliğini kontrol altına alamayacağına inanmaya başlamaktadır. Ayrıca, sürekli olarak etrafındaki kişilerin alaylarına ve eleştirilerine maruz kaldıkları için konuşmayı gerektiren ort*****a dair bir takım korkular geliştirirler. Yetişkin bireylerle çalışırken, okul öncesi dönem çocuklarından farklı olarak konuşmaya, yabancı ortam ve kişilere dair bu korkularının da giderilmesine çalışılmaktadır. Bu da her zaman çok kolay olmamaktadır. Bu nedenle ebeveynlerin çocuklarının kekelediğini düşündükleri durumda hiç vakit kaybetmeden bu konuyla ilgilenen bir dil ve konuşma terapistinden yardım almaları gerekmektedir.

“Kekemelik ilaçlarla geçer!”
Kekemelerin tedavilerine ilişkin bir diğer yanlış inanış ise kekemeliğin ilaçla geçebileceği görüşüdür. Henüz dünyada kekemeliği geçiren bir ilaç tedavisi bulunamamıştır. Fakat bazı doktorlar kekemelik şikâyetiyle başvuran ailelere bazı ilaçlar önermekte ve bu ilaçların çocuğun konuşmasını düzelteceği yönünde yanlış bir izlenim yaratmaktadırlar. Kekemelik tedavisi için önerilen bu ilaçların çocuğu zaman çocuk için zararlı bir etkisi olmamakla birlikte hiçbir yararlı etkisi de bulunmamaktadır. Ailelerin kekemeliği düzeltecek, bilimsel olarak ispatlanmış herhangi bir ilaç tedavisi olmadığı konusunda bilinçli olmaları ve bu tip tedavilere bel bağlamamaları çok önemlidir.

“Kekeme çocuklar okulda başarısız olurlar!”
Kekeme çocuklar çocuğu zaman konuşmaktan kaçınırlar ve çok iyi bildikleri şeyler hakkında dahi konuşmayabilirler. Bu da ilk etapta onların yanlış tanınmalarına neden olur. Kekemeler zihinsel gelişim açısından diğer bireylerden daha geri değildirler. Yalnız konuşma konusunda daha isteksiz olabilirler. Değişik alanlardaki başarılarıyla topluma mal olmuş birçok kekeme vardır. Aristotle, Charles Darwin, Marylin Monroe, Bruce Willis, Isaac Newton, Musa Peygamber