Tag: engelliler sağlık

Magnezyum eksikliği sebep sonuç

magnezyum eksikliğiMagnezyum Eksikliğinin Belirtileri Nelerdir? Magnezyum eksikliği oldukça yaygın bir problemdir ve düzenli olarak tükettiğimiz bütün rafine ve işleme tabi tutulmuş besinlerle sürpriz değildir. Devamını Oku

Bakım Sigortası 2013

Başbakanlık Özürlüler İdaresi Başkanı Bekir Köksal, 2013 yılında hayata geçirilecek olan “Bakım Sigortası” ile ilgili bilgi verdi.

Başbakanlık Özürlüler İdaresi Başkanı Bekir Köksal, 2013 yılında hayata geçirilecek olan “Bakım Sigortası” ile özürlülerin ömür boyu bakımının sağlanacağını söyledi.

Köksal, 12 Haziran’da yapılacak seçimlerde özürlülerin okulların giriş katlarında oy kullanabilmesi için genelge yayımladıklarını da açıkladı.

Başbakanlık Özürlüler İdaresi Başkanı Bekir Köksal, Mayıs ayının ikinci haftasında Sakatlar Haftası’nın çeşitli etkinliklerle kutlandığını ve etkinliklerin yine geçmişe göre artarak devam ettiğini söyledi. Türkiye’de özürlülük politikalarının 2000′li yıllardan itibaren gündeme gelmeye başladığını belirten Köksal, 2005 yılında çıkan özel bir kanunla özürlülerin ulaşılabilirliği konusunda önemli değişikliklerin yapıldığını söyledi.En büyük sorunlarının “ulaşılabilirlik” olduğunun altını çizen Köksal, belediyelere 2005 yılındaki kanunla özürlüler için gerekli düzenlemeleri yapması için 7 yıl süre verildiğini, bu sürenin ise 2012 yılında biteceğine dikkat çekti.

“Belediyelerin düzenlemeleri yapması için gerekli teşviki, desteği veriyoruz” diyen Köksal, 2012 yılında ise belediyelerin kaldırımları, otobüsleri özürlülere göre düzenlememesi halinde kanunun açık olduğunu ve bu durumda bir özürlünün dava açma hakkının doğduğunu ifade etti. Bütün belediyelere 2012 Temmuz ayını beklememeleri için çağrıda bulunan Köksal, “Belediyelerin birçoğu ‘yapmayız’ demiyor zaten.

Bunun maliyeti bin de 7′lik bir maliyet Avrupa Birliği raporlarına göre. Binde 7 ekstra bir maliyeti var. Siz bunu yapmadığınız takdirde 2012 Temmuz ayında yıkıp tekrar yapmak zorundasınız. Belki maliyeti şu anki maliyetin kat kat üzerinde olacak” dedi.

Farkındalığın da kendileri için çok önemli olduğunu söyleyen Bekir Köksal, farkındalığın sağlanması için sivil toplum kuruluşlarının kendilerine destek sağlamaları gerektiğini söyledi. Belediyelerin özürlülere sandalye dağıtmasına ve sivil toplum örgütlerinin de özürlülere destek için kapak toplamasına tepki gösteren Köksal, “Bunlara biz karşıyız. İki türlü sakıncası var. Özürlülerin hala dilenci gibi gösterilmesine biz karşıyız. Bu tür çalışmaların, özürlüler için yardım toplanmasının olmaması gerekiyor. Zaten bunun sosyal güvencesi varsa, devlet bu güvence kapsamında sandalyesini, işitme cihazını, yani bütün cihazlarını karşılıyor zaten. Sosyal güvencesi yoksa illerdeki kaymakamlıklar, vakıflar üzerinden bunlar karşılanıyor. Özürlülerin bunlara ihtiyacı yok imp source. Bizim belediyeden talebimiz, kendi görevlerini yapsınlar. Onların görevi toplu taşıma araçlarını özürlülerin ulaşabileceği hale getirmektir. Parkları, kaldırımları düzenlemektir” diye konuştu.

2002 ÖZÜRLÜLER İÇİN DÖNÜM NOKTASI

2023 yılına kalmadan özürlüler için bütün düzenlemelerin hayata geçirilmesi gerektiğini belirten Köksal, özürlülerin sporda, kültürde ve her türlü alanda yer almasını istediklerini vurguladı. 2002 yılının özürlüler için dönüm noktası olduğunu söyleyen Köksal, “2002 yılında özürlü maaşı alan 262 bin 378 kişiyken, 2010 yılında 514 bin 844 kişi. İki katına yakın bir artış var. Ve maaşın tutarında da birkaç kat artış var” diye konuştu.

Köksal ayrıca 2002 yılında kamuda 5 bin 777 memur çalışırken, 2010 yılında bu rakamın 21 bin küsura çıktığını, fakat bu rakamın yeterli olmadığını, kamuda 25 bin kişilik boş bir alan olduğunu söyledi. Bunu doldurmak için özürlülere merkezi bir sınav sistemi getirdiklerini ve KPSS gibi sınav uygulanacağını belirten Köksal, “Amacımız kurumlardaki boş kadroları tespit etmek, merkezi bir sınavla özürlülere bir tercih hakkı vererek, tek sınavla sınav yapmak” dedi. Özürlü ailelerinin daha önce bakım konusunda sıkıntılar yaşadığına dikkat çeken Köksal, yeni uygulamayla evinde özürlüsüne bakan ailenin 570 TL maaş aldığını, şuan ise 2011 Nisan ayı itibariyle toplam 306 bin 909 kişinin bakım yardımından faydalandığını ifade etti.

BAKIM SİGORTASI SİSTEMİ GELİYOR

Bakım Eylem Planı çıkarttıklarını ve bu sayede bakımın sürekliliğini sağlayacaklarını ve ömür boyu bakımı sağlayacaklarını belirten Köksal, “Bakım sigortası sistemi gelecek eylem planı ile beraber. 2013 yılı gibi hedefleniyor. Bu kapsamda birçok kurumla işbirliği yapıyoruz” dedi. Bakımda sürekliliği sağlamak için bu modelin hayata geçirileceğini belirten Köksal, Bakım Sigortası ile artık herkesin bakım güvencesi olacağını ve geliri olsun olmasın herkesin bu sistemden yararlanabileceğini dile getirdi. Bakım konusunda Türkiye’nin çok iyi durumda olduğunu kaydeden Köksal, “Şuan biz bakımın her türlüsünü Türkiye’de yapıyoruz” diye konuştu.

Yaklaşan seçimler öncesi özürlü vatandaşlara bir de sürpriz yapan Özürlüler İdaresi Başkanı Bekir Köksal, ilk defa bütün özürlülerin özürlü refakatçilerinin ve yaşlıların oy kullanılacak okulların giriş katlarında oy kullanacaklarını söyledi. Böylelikle her seçim döneminde özürlüler için bir çile haline gelen oy kullanma problemini aşmaya çalıştıklarını belirten Köksal, “Bütün valiliklere genelge yayınladık. Seçimlere kadar bütün okulların giriş katlarının özürlülere uygun hale getirilmesi noktasında bir talimatlandırma yaptık. İnşallah bu seçim döneminde özürlüler bir sıkıntı yaşamayacak” şeklinde konuştu.

Özürlülerin uzaktan oy kullanabilmesi için Adalet Bakanlığı’na kanun değişikliği için teklif gönderdiklerini belirten Köksal, seçim sonrasına kalan bu değişiklikle özürlülerin oy kullanma probleminin kalmayacağını dile getirdi.

Özürlülerin 17 yıllık hayali

Kadın ve Aileden Sorumlu Devlet Bakanımız Sayın Selma Aliye KAVAF, Birleşmiş Milletler 64. Genel Kurulu’nda, BM Engellilerin Haklarına İlişkin Sözleşme’nin onay belgesinin verilmesi ve İhtiyari Protokolün imzalanmasına ilişkin açıklama yapmıştır.

 

Kadın ve Aileden Sorumlu Devlet Bakanımız Selma Aliye KAVAF’ın, Birleşmiş Milletler 64. Genel Kurulu’nda, BM Engellilerin Haklarına İlişkin Sözleşme’nin onay belgesinin verilmesi ve İhtiyari Protokolün imzalanmasına ilişkin yaptığı açıklama şöyledir:

“Hükümetimiz özürlü haklarında son olarak adeta bir devrim gerçekleştirmiştir. Bunu özürlü vatandaşlarımıza müjdelemekle gurur duyuyorum.

Türkiye, Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nda özürlü haklarına ilişkin tarihi bir adım atmış; özürlülerin 17 yıllık hayali, AK PARTi iktidarında gerçeğe dönüşmüştür. Birleşmiş Milletler 64. Genel Kurulu’nda düzenlenen törende, Dışişleri Bakanımız Ahmet Davutoğlu, BM Engellilerin Haklarına İlişkin Sözleşme’nin onay belgesini vermiş ve İhtiyari Protokolü imzalamıştır. Özürlülerimiz bundan böyle Türkiye’de iç hukuk yolları tükenince, tıpkı Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi örneğinde olduğu gibi, Engellilerin Haklarına İlişkin Komite’ye başvurabileceklerdir. Sözleşme ile aynı zamanda diğer sözleşmelerde tanınan haklardan özürlülerin tam ve eşit olarak yararlanması konusunda alınması gereken tedbirler de açıklık kazanmış olmaktadır. Bu Hükümetimizin özürlülük alanında yaptığı reformların arkasında duracağının taahhüdüdür. AK PARTİ iktidarının sessiz bir devrimidir.

Bu süreç bugünün değil, 17 yıllık bir özlemin ürünüdür. Bilindiği gibi, geçmişten günümüze özürlüler; eğitim hakkı, özgürce hareket edebilme, toplumda bağımsız yaşama, iş edinme, bilgiye erişim, uygun sağlık hizmetlerinden faydalanma, politik haklarını kullanma, kendi kararlarını alma haklarından mahrum bırakılmışlardır.
Engelli Kişilerin Hakları Sözleşmesinin kabulüne kadar Birleşmiş Milletler pek çok kez özürlülük ve insan hakları konusunu müzakere etmiştir. Bu süreçte, 1982 yılında, Genel Kurul, ülkelerin gelişmişlik düzeyine bakılmaksızın özürlülerin toplumsal yaşama tam katılımını sağlamak için, Özürlüler Dünya Eylem Programını kabul etmiş ve 1993-1992 yıllarını BM Özürlüler On Yılı olarak ilan etmiştir.

Bu sürecin sonucunda hazırlanan ve amacı; özürlülerin tüm insan hak ve temel özgürlüklerinden tam ve eşit şekilde yararlanmasını teşvik etmek, korumak ve sağlamak, varlıklarından kaynaklanan onurlarına saygıyı güçlendirmek olan Birleşmiş Milletler “Engellilerin Haklarına İlişkin Sözleşme”sini; ülkemiz Birleşmiş Milletler tarafından imzaya açıldığı tarih olan 30 Mart 2007 tarihinde 80 ülke ile birlikte imzalamıştır. Sözleşmeye ilk imza atan ülkeler arasında yer almamızın yanı sıra, konuya verdiğimiz önemin gereği olarak sözleşme’nin 3 Aralık 2008 Dünya Özürlüler Günü’nde 5825 sayılı Kanunla onaylanması uygun bulunmuş ve Bakanlar Kurulu’nun 27.5.2009 tarih ve 2009/15137 sayılı kararıyla da onaylanmıştır.

Birleşmiş Milletler “Engellilerin Haklarına İlişkin Sözleşme’sinin ihtiyari protokolün imzalanması süreci ise, Bakanlığıma bağlı Özürlüler İdaresi Başkanlığı’nın, söz konusu Sözleşmenin, ülkemizin insan hakları temelli özürlülük politikalarının gelişmesi ve güçlenmesine katkı sağlayacağı yönündeki değerlendirmesi çerçevesinde, 22.09.2008 tarih ve 1964 sayılı yazımızla başlatılmıştır. Sözleşmenin Sayın Cumhurbaşkanımız tarafından imzalanarak onay sürecinin tamamlanması sonucunda, Birleşmiş Milletler 64. Genel Kurulu Sözleşme Etkinliği kapsamında düzenlenen törende, Dışişleri Bakanımız Sayın Ahmet Davutoğlu, BM Engellilerin Haklarına İlişkin Sözleşme’nin Türkiye’nin onay belgesini vermiş ve İhtiyari Protokolü imzalamıştır. İhtiyari Protokol ile kişi ve gruplara sözleşmenin uygulanmasını denetlemek üzere kurulan Engellilerin Haklarına İlişkin Komite’ye, iç hukuk yolları tükendikten sonra başvuru imkânı tanınması bu alanda atılmış çok önemli bir adımdır.
Hükümetimizin ve yüce meclisimizin konuya olan desteği, özürlülerin toplumsal hayata onurlu, üretken ve bağımsız bireyler olarak tam ve eşit katılımının sağlanmasına yönelik çalışmalarımızı daha ileriye taşımak açısından güç kaynağı olmuştur. Çünkü Sözleşme ile diğer sözleşmelerde tanınan haklardan özürlü kişilerin tam ve eşit olarak yararlanması konusunda alınması gereken tedbirler de açıklık kazanmıştır.

Özürlü kişilerin ekonomik, sosyal, siyasi ve kültürel yaşamdaki insan haklarının korunması ve geliştirilmesi kapsamında şekillenmesine katkı yapacak olan Sözleşme, onların toplumsal yaşamda diğer bireylerle eşit koşullarda yer almasını teşvik etmesi ve sürdürülebilir kalkınma için vazgeçilmez bir grup olduğunu vurgulaması bakımından büyük önem taşımaktadır. Görüldüğü gibi, Türkiye’nin önemli sosyal sorunlarından biri olan özürlülük alanında da çağdaş yaklaşımlara uygun şekilde sağlam ve kararlı adımlarla ilerlemekteyiz.

Hükümetimiz döneminde oluşturulan ve özürlülük alanında önemli kazanımlar sağlayan reform niteliğindeki mevzuatın; eğitim, sağlık, rehabilitasyon, istihdam, ulaşılabilirlik, uygun yaşam standardı ve sosyal koruma gibi bir çok alanda BM Özürlü Kişilerin Hakları Sözleşmesi ile uyumlu olması; Sözleşmenin imzalanması, onaylanmak üzere TBMM Genel Kuruluna getirilmesi ve ihtiyari protokolün imzalanması sürecini oldukça kısaltmıştır. Bu vesile ile iç hukukumuzun evrensel ilkeler paralelinde düzenlenmiş olduğunu görmemiz bizi ayrıca mutlu etmiştir.

Hükümet olarak temel hedefimiz, özürlülerle ilgili tüm sorun alanlarının, temel insan hakları çerçevesinde, fırsat eşitliği sağlanarak, ayrımcı uygulamalara yer vermeksizin çözümlenmesi; özürlülerin üretken, istihdam edilen, saygıdeğer ve eşit haklara sahip birer birey olarak toplumsal yaşama tam katılımlarının sağlandığı bir Türkiye’nin oluşturulmasıdır. Bu büyük hedefe giden yolda destek veren herkese teşekkür eder, Birleşmiş Milletler “Engellilerin Haklarına İlişkin Sözleşme’ sinin ve İhtiyari Protokolün, özürlü bireylerin topluma eşit ve tam olarak katılmalarına katkı sağlaması dileği ile Ülkemize hayırlı olmasını temenni ederim.”

 

ozida.gow.tr

Afazi Rehabilitasyon

Afazide dil terapisi performansın zayıf olduğu dil veya biliş moduna uyaranın bir zorluk hiyerarşisi içinde tanıtılması, beynin uyarılması ve öğrenilenin gerçek yaşama transfer edilmesi şeklinde gerçekleşir. Terapinin amacı bireyin edinip kaybettiği dili tedavi ve eğitimle tekrar yapılandırmaya ve düzenlemeye çalışmak, dili klinik bir oda içinde değil, yaşam içinde onarmak olmalıdır.

Terapi sonunda iyileşme hastanın uyarana gösterdiği tepki davranışı değil, günlük yaşam içindeki spontan ve amaçlı sözel ifade kullanımı olmalıdır. O halde, afazi terapisi sadece dil işlevine sınırlı kalmamalı, afazik hastanın olumlu tutum kazanmasını sağlamalı, moralini arttırmalı, sosyal ilişkilerini sağlamalı, özrüne bir bakış açısı kazandırmalı, iyimserlik, duygusal tutarlılık, ve kabul duygusu geliştirmeli, bireye özgü hazırlanmalı, gelişime ya da başarısızlık sinyallerine göre devamlı elden geçirilmeli, sosyal, dilsel, nörolojik gereksinimlere cevap veren yaratıcı bir süreç olmalıdır. Kısaca, afazi terapisi hastanın kişisel, duygusal, sosyal, ailevi ve mesleki yaşamında felçin getirdiği hasarın etkilerini azaltabilmektir (Hegde, 1996). Hasta maksimum fiziksel, psikolojik, sosyal, mesleki ve iletişimsel işlevlere ulaştığı zaman sonlandırılabilir.
Yine de bu sürenin çok kısa olacağı söylenemez.

Konuşma terapistinin bu süreç içinde rolü fazladır. Afazi terapisti sorumlu, duyarlı, uzman ve yetkin olmalı, soruna ilişkin verileri doğru analiz edip sentezlemeli, basit ya da kompleks olgularda terapi planlayıp uygulamak için ilgili bilgi, yaklaşım veya modeller yaratmalı, ve yaptığı her uygulama için bir gerekçesi olmalı ve bunu hastasına açıklamalıdır. Terapi programını gerçekçi planlamalı: zaman sınırlılıklarını, , araç-gereç kullanımını, materyallerin varlığını ve özellikle olgu özelliğini göz önünde bulundurmalıdır. Hastanın terapiye uygun olup olmadığı kararı çok önemlidir. Eğer hastanın terapiye müdahale edici komplike medikal sorunları varsa hastanın medikal açıdan stabil duruma geçmesinin beklenmesi iyi olur. Hastane çıkışının hemen arkasında beyinde ödem devam ediyor olabilir. Bu ödem azalırken spontan iyileşme de devreye girebilir; bu durumda hasarlanan hücrelerin tekrar onarılıyor olması olasıdır. Bu yüzden yoğun bir terapi programı uygulamadan önce spontan iyileşme dönemi içinde neler olacağını bekleyip görmek iyi bir düşünce olabilir.

Eğer terapi programı başlamışsa, terapinin NASIL verimli, NİÇİN başarısız olduğunu sık aralarla sorgulamalıdır. Öğrenmede sorumluluk almalı, hastada uygun tutum ve beceri geliştirmeyi desteklemeli, başkalarına yardım etme motivasyonu olmalı, hastası ile karşılıklı ilişkide güven sağlamalı, sabırlı bir yapısı olmalı, mizah duyguları gelişmiş olmalı, terapisini ilginç ve eğlenceli yapabilmelidir.

Terapi programını çok iyi planlamak ve terapistin çok etkin olması, doğru teşhis, değerlendirme, terapi önerme, ve planlama başarılı terapi programlarının garantisi olamaz çünkü bunların dışında pek çok faktör terapinin başarısını etkileyecektir. Örneğin, terapinin ne sürede, hangi yoğunlukta verileceği, Olumlu sonucun zamana terapiye veya ikisinin etkileşimine bağlı olup olmadığı, Olgu değişkenliği, Yaş faktörü, Afazi Tipi ve ciddiyeti program planmada düşünülmesi gereken özelliklerdir.

UYGULANAN TERAPİNİN ETKİSİ (Programlı ve programsız terapilerin etkisi)

Terapide seçilen yaklaşımın da büyük önemi vardır. Terapideki iletişimin klinik bir ortam yerine doğal ortamda yürütülmesi tercih edilir. Terapiye katılım ve ailenin desteği iyileştirmeyi arttırıcı faktördür. Aslında klinik zeminli terapi yöntemlerinin de işlevsel etkisi olabileceği geçmiş terapi yöntemlerine bir alternatif olarak öne sürülmektedir. “Total Communication” ağır afazik bireyler için iletişimde sözel kesitsel yönleri augmente eden klinik zeminli bir tekniktir. Bu tür bir terapi hastaya özgü bir karışım terapiyi önermektedir; örneğin, jest-mimik, yazılı, çizili, görsel dilsel ya da dilsel olmayan biçimlerden bir karma hastaya sunulabilir. Bütün bu terapiler bir klinik ortam içinde gerçekleştirilebilir. Amaç hastaların ortak bir konu veya gönderge üzerinde birleşecekleri bir kesit bulabilmektir. Konuşma, yazı, çizim ve jest-mimiklerin kombine kullanımını öğrenmek afazik kişiyi bir içerik düzeyinde iletişimsel sıra almaya katılımını olası kılacaktır; aksi takdirde hepsi konuşma ile bir araya gelemezler.

Araştırmacılar ne yazık ki, etkin terapi yöntemleri konusunda çeşitli görüşleri savunmuşlardır. Örneğin, bazıları etkinliğin cross-modal stimulasyon kullanarak korteksin kendini tekrar düzenlemesini sağlamasıyla ortaya çıkacağını önermişlerdir (Luria, ) Bu görüşe göre uyaranın alınması ve gerçekleştirilmesine ilişkin yeni yollar geliştirilmiştir. Sonuçta dil ve bellek yeterliliklerinde ciddi gelişmeler gözlenmiştir. Schuel bu kuramı işitmeyi eğitmenin işitsel anlamayı geliştireceği görüşü ile desteklemiştir. Bu yolla iç ses organisazyonu gelişecek, işitsel anlama da dolayısı ile iyileşecektir.

Temel bilişsel süreçleri önemseyen bir diğer teknik deblocking’tir (Kerns, 1997). de-blocking Diğer modalitelerin kullanımını kolaylaştırmak amacıyla kullanılan bir korunmuş işlev korteksin kendini tekrar düzenlemesini sağlayacaktır görüşünde yola çıkmıştır. Yarıkürelerin özellikleri, örneğin, sağ yarıkürenin daha önce sol yarıkürede olan işlevlerden bazılarına sahip olduğu varsayımı bu teknik uyumunda bir görüştür. Melodik Entonasyon Terapisi ve görsel yaratıcılık/ imajlama de-blocking tekniklerinden örneklerdir. 1945lerde ilk olarak Backus tarafından önerilen melodik ezgi terapisi sözcük ve sözcük öbeklerinin hastaya hep aynı ritmik ezgi ile tanıtılmasını öngörmüştü. Aradan geçen zamanla 1973 yıllarında Albert ve arkadaşları basit sözcük ve kalıp sözcük ezgilerinin tutuk afazilerdeki konuşmayı kolaylaştırdığını tekrar gündeme getirdiler. Bu kuramın düşüncesi sağ hemisferde korunmuş bazı işlevlerin sol hemisfer hasarlı hastalrın iyileştirilmesinde kullanılabileceği yönündedir.

Görsel etkinlik terapisi (Visual Action Therapy) hemisferik özelleştirmenin bir başka örneğidir ve sistemin tekrar düzenlenmesi ile ilgilidir (Helm and Benson, 1978). Global afazili hastalarda bir terapi yöntemi olarak görsel iletişimi kullanan bu kuramcılar yaklaşımlarını nesne ve eylemleri tanımlamada kullandıkları el ve kol jestleri ile geliştirdiler. Doğal olarak bu yöntemde sözel terapi uygulanmamaktadır.

kaynak: Maviş, İ. Nörojenik Dil ve Konuşma Bozuklukları; ed. Oğuz, H., Dursun, E., ve N,Dursun., Tıbbi Rehabilitasyon. Böl.40, 797-809. Nobel Tıp Kitapevleri, İstanbul, 2.baskı, 2004

Dil Konuşma Kontrol Listesi

Amaç 1. Sesin kaynağını bulur.
Davranışlar
1. Sesin kaynağına doğru yönelir.
2. Sesin kaynağını gösterir.
Amaç 2. Sesleri ayırt eder.
Davranışlar
1. Verilen iki sesten istenilen sesi seçer.
2. Verilen üç veya daha fazla sesten istenilen sesi seçer.
Amaç 3. Görsel, işitsel algıyı geliştirici çalışmalar yapar.
Davranışlar
1. Yapılan hareketi tekrar eder.
2. Söylenen tek sözcüklü yönergeleri yerine getirir.
3. Söylenen iki veya daha fazla sözcüklü yönergeleri yerine getirir.
4. Duyduğu sese ait resmi gösterir.
5. Adı söylenen nesnenin resmini gösterir.
6. Verilen resimlerdeki yanlışlıkları gösterir.
7. Bulunduğu ortamda yapılan değişikliklerin neler olduğunu söyler.

KONUŞMA ORGANLARININ GELİŞİMİNİ SAĞLAYAN HAREKETLER
Amaç 4. Dil esnekliğini geliştirici çalışmalar yapar.
Davranışlar
1. Dilini ağız içinden çıkarır.
2. Dilini çenesine dokundurmaya çalışır.
3. Dilini burnuna dokundurmaya çalışır.
4. Dilini sağa doğru hareket ettirerek sağ yanağına dokundurmaya
çalışır.
5. Dilini sola doğru hareket ettirerek sol yanağına dokundurmaya
çalışır.
6. Dilinin ucunu alt dudak etrafında hareket ettirerek yiyecekleri yalar.
7. Dilinin ucunu üst dudak etrafında hareket ettirerek yiyecekleri yalar.
8. Dilini dudak etrafında dairesel olarak hareket ettirir.
9. Dilini damağın arkasından öne doğru hareket ettirir.
10. Dondurma, şeker vb. yiyecekleri yalar.
11. Dilinin ucuna konan yiyeceği ağzına alır.
12. Dilini ağız dışında yuvarlar.
Amaç 5. Dudak esnekliğini geliştirici çalışmalar yapar.
Davranışlar
1. Dudaklarını büzer.
2. Dudaklarını gerer.
3. Dudaklarını sağa sola hareket ettirir.
4. Öpme sesi çıkarır.
5. Dudaklarını kapalı tutar.
Amaç 6. Çene esnekliğini geliştirici çalışmalar yapar.
Davranışlar
1. Ağzını açıp kapatır.
2. Ağzı açıkken, çenesini sağa sola hareket ettirir.
3. Ağzı kapalıyken, çenesini sağa sola hareket ettirir.
4. Yumuşak yiyecekleri yer.
5. Sert yiyecekleri yer.
6. Çiklet çiğner.
Amaç 7. Nefes kontrolünü sağlayan çalışmalar yapar.
Davranışlar
1. Derin nefes alıp verir.
2. Aldığı nefesi uzun süreli verir.
3. Balon, poşet vb. nesneleri şişirir.
4. Mum, pamuk vb. nesneleri üfler.
5. Flüt, düdük vb. araçlardan üfleyerek ses çıkarır.
Amaç 8. Emme çalışmaları yapar.
Davranışlar
1. Pipetle sıvı içer.
2. Şeker, çikolata vb. yiyecekleri emer.

KONUŞMA
Amaç 9. Konuşma seslerini çıkarma çalışmaları yapar.
Davranışlar
1. Söylenen ünlüleri tekrar eder.
2. Söylenen ünsüzleri tekrar eder.
3. Ünlüleri ünsüzlere ulayarak çıkarılan sesleri tekrar eder.
4. Ünsüzleri ünlülere ulayarak çıkarılan sesleri tekrar eder.
5. Söylenen sözcüğü tekrar eder.
Amaç 10. Kendini ifade etmede tek sözcük kullanır.
Davranışlar
1. Nesneyi/kişiyi tek sözcükle adlandırır.
2. Yapılan eylemi tek sözcükle söyler.
3. Olumsuzluk belirten durumu tek sözcükle söyler.
4. Nesnenin/kişinin yerini tek sözcükle söyler.
5. İsteğini tek sözcükle söyler.
6. Sözcüğe çoğul eki getirerek söyler.
Amaç 11.İki sözcük kullanarak tümce kurar.
Davranışlar
1. Özne ve eylemden oluşan iki sözcüklü tümce söyler.
2. Nesne ve eylemden oluşan iki sözcüklü tümce söyler.
3. Olumsuzluk belirten iki sözcüklü tümce söyler.
4. Nesnenin/kişinin yerini belirten iki sözcüklü tümce söyler.
5. İşaret sözcükleri içeren iki sözcüklü tümce söyler.
6. Nesnenin/olayın niteliğini belirten iki sözcüklü tümce söyler.
7. Sahiplik belirten iki sözcüklü tümce söyler.
8. İsteğini iki sözcüklü tümceyle söyler.

Amaç 12. Üç veya daha fazla sözcük kullanarak tümce kurar.
Davranışlar
1. Özne, nesne ve eylemden oluşan üç veya daha fazla sözcüklü tümce
söyler.
2. Olumsuzluk belirten üç veya daha fazla sözcüklü tümce söyler.
3. Nesnenin/kişinin yerini belirten üç veya daha fazla sözcüklü tümce söyler.
4. İşaret sözcükleri içeren üç veya daha fazla sözcüklü tümce söyler.
5. Nesnenin/olayın niteliğini belirten üç veya daha fazla sözcüklü tümce
söyler.
6. Sahiplik belirten üç veya daha fazla sözcüklü tümce söyler.
7. İsteğini üç veya daha fazla sözcüklü tümceyle söyler.
8. Üç veya daha fazla sözcüklü soru tümcesi söyler.
9. Şimdiki zamanı ifade eden üç veya daha fazla sözcüklü tümce söyler.
10. Gelecek zamanı ifade eden üç veya daha fazla sözcüklü tümce söyler.
11. Geçmiş zamanı ifade eden üç veya daha fazla sözcüklü tümce söyler.
Amaç. 13. Kendini ifade etme becerisi geliştirir.
Davranışlar
1. Öyküyü resimlerine bakarak anlatır.
2. İzlediği oyunu/filmi anlatır.
3. Başından geçen bir olayı anlatır.
4. Dinlediği öyküyü/masalı anlatır.

DİNLEME VE İZLEME
Amaç 14. Dinleme ve izleme becerisi geliştirir.
Davranışlar
1. Masal, öykü vb. okuyan kişiyi görebilecek şekilde oturur.
2. Okunan masalın, öykünün okunması bitene kadar dinler.
3. Dinlediğini jest, mimik ve hareketlerle gösterir.
4. Konuşmacıyı sessizce dinler.
5. Film, tiyatro vb. gösterileri izler.
KONULAR
ALGI ÇALIŞMALARI
A. Ses Kaynağını Bulma
B. Sesleri Ayırt Etme
C. Görsel, İşitsel Algı

KONUŞMA ORGANLARININ GELİŞİMİNİ SAĞLAYAN HAREKETLER
A. Dil Esnekliğini Geliştirici Hareketler
B. Dudak Esnekliğini Geliştirici Hareketler
C. Çene Esnekliğini Geliştirici Hareketler
Ç. Nefes Kontrolü
D. Emme Çalışmaları

KONUŞMA
A. Konuşma Seslerini Çıkarma
B. Tek Sözcükle Kendini İfade Etme
C. İki Sözcükle Kendini İfade Etme
Ç. Üç ve Daha Fazla Sözcükle Kendini İfade Etme

DİNLEME VE İZLEME
A. Öykü, Masal Dinleme
B. Film, Tiyatro İzleme

http://www.ozelegitimsitesi.com

Üçlü Test Nedir Nasıl uygulanır

Gebelikte üçlü test

Gebelikte üçlü test

Her anne baba adayının hayali sağlıklı ve problemsiz bir bebeğe sahip olmaktır. Bu amaca ulaşabilmek için tüm hamilelikleri boyunca doktor kontrolüne girerler ve doktorlarının önerilerine harfiyen uyarlar.

Ancak doğa bazen çok acımasıdır. Hamileliklerin çok büyük bir kısmı sorunsuz seyredip sağlıklı ve sağlam bir bebeğin doğumuyla yani mutlu sonla biterken bazı hamileliklerde ciddi hatta zaman zaman hayatı tehdit eden durumlar yaşanabilir. Zaman zaman ise bebekler umulduğu gibi sağlıklı değil çeşitli problemler ile doğarlar.

Doğum ile ilgilenen hekimlerin ilk plandaki amacı anne adayının ve bebeğin sağlığını kontrol altına almak ve olası problemlerde müdahalede bulunarak hem anne ve bebeğin sağlığını korumaktır.

Sağlam ve sağlıklı bir bebeğin dünyaya gelmesine yardımcı olmak için doktorlar gebelik takipleri sırasında bilimsel veriler ışığında bazı incelemeler gerek duyarlar. Bu incelemelerin amacı olası bir problemi mümkün olan en erken dönemde fark ederek önlem almak ve eğer olanaklı ise tedavi etmektir.

Anne karnındaki bebeğin durumunu değerlendirmede kullanılan modern yöntemlerden birisi de üçlü test adı verilen incelemedir.

Üçlü test nedir?
Üçlü test olarak adlandırılan inceleme down sendromu (trizomi 21), nöral tüp defekti ve trizomi 18 adı verilen genetik hastalığın bebekte olma olasılığını saptayan bir kan incelemesidir.

Adından da anlaşıldığı üzere anne adayından alınan kan örneğinde 3 değişik maddenin incelemesi yapılır. Bunlar

beta-hCG
Alfa-feto protein (AFP)
Estriol (E3)’dir
Human chorionic gonadotropin (hCG) gebeliğin temel hormonudur. Hamileliğin erken dönemlerinde yükselmeye başlar 14-16. haftalar arasında en yüksek değerine ulaştıktan sonra yavaş yavaş azalır

Alfa feto protein bebeğin karaciğerinden salgılanan bir protiendir. Bebekten amniyon sıvısına oradan da anne adayını kanına geçer. Gebeliğin seyri sırasında anne adayının kanındaki düzeyi yavaş ama düzenli bir artış gösterir.

Estriol ise yine bebeğe ait bir doku olan plasentadan salgılanan bir çeşit östrojen hormonudur.

Bu maddelerin anne kanındaki düzeyleri normal olmayan hamileliklerde sapmalar gösterir.

Örneğin nöral tüp defektlerinde açık olan sinir siteminden yüksek miktarlarda alfa fetoprotein amniyon sıvısına karıştığı için anne adayının kanındaki düzeyi de normalden fazla olur. Öte yandan down sendromunda ise değer beklenilenden daha düşüktür.

Down sendromu varlığında beta-hCG değerleri normalden yüksek olarak bulunurken E3 ve AFP düzeyi daha düşüktür.

Trizomi 18 varlığında ise her 3 maddenin düzeyi de beklenilenden daha düşük bulunur.

Ne zaman yapılır?
Üçlü test hamileliğin 15 ile 22. haftaları arasında yapılabilir. Ancak en tatminkar sonuçlar 16-18. haftalarda yapılan incelemelerde elde edilmetedir. Bu nedenle testin bu haftalar içinde yapılması idealdir.

Üçlü test nasıl değerlendirilir?
Alınan kan örneğinde yapılan inceleme ile elde edilen düzeyler daha sonra bil bilgisayar yardımı ile işlenir. Bu aşamada kandaki maddelerin düzeyini direkt olarak etkileyebilecek olan anne adayının sigara kullanımı, kilosu ve boyu gibi değişkenler de hesaba katılır.

Kanda ölçümü yapılan maddelerin düzeyini etkileyebilecek olan en önemli değişken incelemenin yapıldığı tarihteki gebelik haftasıdır. Bu nedenle gebelik yaşını yani son adet tarihini doğru bilmek son derece önemlidir. Son adet tarihi yanlış verildiğinde örneğin gebelik yaşı olduğundan daha küçük olarak hesaplamaya katıldığında gerçekte bebeğin içinde bulunduğu hafta için normal olan bir değer daha düşük ya da yüksek olarak bulunabilir ve testin yorumlanmasında hatalara yol açabilir.

Test değerlendirilirken dikkate alınan diğer noktalar ise hastalıkların görülme riskini direkt etkileyebilecek olan anne adayının yaşı ve daha önceden anomalili doğum öyküsü olup olmadığıdır.

Elde edilen ham düzeyler daha sonra bilgisayar programına girilerek risk hesaplaması yapılır.

Bu programlar geliştirilirken daha önceden binlerce anne adayından elde edilen verilerin ışığında normal değerlerin alt ve üst sınırları belirlenmiştir. Bu sınırlar belirlenirken kolaylık sağlaması açısından ortalamanın katları (multiples of median, MoM) olarak birimlendirilirler. MoM değeri inceleme yapılan kişideki değerin normal olan popülasyonun ortalamasından ne kadar sapma gösterdiğini belirler. Örneğin 1.0 şeklindeki bir MoM değeri o kişideki madde düzeyinin normal bebeklerde görülen değerin tam ortasına denk geldiğini gösterirken 2.0 MoM’luk bir değer ölçüm yapılan kişideki madde düzeyinin normal ortalamanın 2 katı olduğunu belirler.

MoM değerleri ile birlikte diğer değişkenler de dikkate alınarak tirozmi 21, nöral tüp defekti ve trizomi 18 açısından risk oranları belirlenir.

Üçlü testin yorumlanması
Bilgisayar programı tarafından yapılan değerlendirme sonucu elde risk oranının kabul edilebilir sınırlarda olup olmamasına göre ileri tetkike gerek olup olmadığına karar verilir.

Üçlü test ile ilgili olarak akılda tutulması gereken en önemli nokta bunun tanı koyduran bir test değil sadece yüksek risk taşıyan ve kesin tanı koyduracak ileri testlerin yapılmasına gerek olan bireyleri belirlemeye yarayan bir tarama testi olduğudur.

İleri test ile kastedilen amniyosentezdir. Amniyosentez her hamile kadında yapılması gerekli olan bir test değildir. Kimlerde yapılıp kimlerde yapılmayacağına karar verirken üçlütest, ikili test, ultrason bulguları, aile ya da tıbbi özgeçmiş dikkate alınarak karar verilir.

Tekrarlamak gerekir ise üçlü test sonucunda yüksek risk saptanması bebekte kesinlikle problem olduğunu göztermediği gibi riskin az hatta çok düşük çıkması da bebeğin sağlıklı olduğunu garanti etmez.

Bir örnek ile açıklamak gerekir ise: Yapılan test sonucu Down sendromu riskinin 1:2048 olarak rapor edildiğini kabul edelim. Bu sonuç bize bebekte Down sendromu olup olmadığını belirtmez. Bu raporda örnekteki anne adayı ile aynı özelliklere sahip 2048 kadından sedece 1 tanesinin Down sendromlu bebek doğurduğu bu nedenle bu annenin de Down sendromlu bebek doğurma ihtimalinin 2048 de bir olduğu söylenmektedir.

Down sendromu için kabul edilen sınır 1:280’dir. Riskin daha yüksek çıkması durumunda (örneğin 1:100 ya da 1:40) ileri tetkik olan amniyosentez önerilir. Risk 1:40 olarak belirlenmiş olsa bile bebeğin sağlıklı olma olasılığı Down sendromu olma olasılığından yaklaşık 40 kat fazladır.

Risk kabul edilen sınırdan daha yüksek olduğunda test pozitif olarak değerlendirilir.

Üçlü testin güvenilirliği
Tüm tıbbi incelemelerde ve tarama testlerinde olduğu gibi üçlü testin de yanılma olasılığı vardır ve hatalı pozitif ya da hatalı negatif sonuçlar elde edilebilir.

Hatalı pozitif sonuç bebek normal olduğu halde testin pozitif çıkması yani riskin yüksek olarak bulunmasıdır.

Hatalı negatif sonuç ise risk düşük yani test negatif olduğu halde bebekte down sendromu, trizomi 18 ya da nöral tüp defekti anomalilerinden biri ya da daha fazlasının olmasıdır.

Üçlü testin Down sendromunu yakalama olasılığı %60 civarında olup %5 kadar hatalı pozitif olma olasılığı vardır.

Bu oranlar anne yaşı ile direkt olarak ilgilidir. Otuzbeş yaşın altındaki kadınlarda hatalı pozitif oranı %4 iken Down sendromunu yakalama oranı %50 civarındadır. Beklenen doğum tarihinde 35 yaşın üzerinde olan anne adaylarında ise yakalama oranı %80 iken hatalı pozitif oranı %25’lere kadar çıkmaktadır. Bu sayılar kesin değerler olmayıp farklı çalışmalarda değişik sonuçlar bildirilmiştir.

Üçlü test kimlere yapılmalıdır?
Down sendromlu yani mongol bebek doğurma riski anne yaşı ile birlikte artmasına rağmen bu bebeklerin çoğu 35 yaşından küçük annelerden dünyaya gelmektedir. Bu nedenle her gebe kadında mutlaka üçlü test yapılmalıdır.

Anomalileri daha erken dönemde ve daha yüksek duyarlılıkta saptamak amacıyla değişik tarama testlerinin geliştirilmesi devam etmektedir. Bu testlerden en güncel olanı 11-14. gebelik haftalarında yapılan ikili test ve fetal ense kalınlığı ölçümleridir. 11-14 testinin duyarlılığı üçlü testten daha yüksektir. Ancak burada yapılan ense kalınlığı ölçümü kısmen subjektif bir değerlendirme olduğundan yanılma ve hatalı risk hesaplamaları söz konusu olabilir.

Ayrıca ikili testte AFP ölçümü yapılmadığından üçlü testten farklı olarak nöral tüp defekti için risk hesaplaması yapılamaz.

İkili test yapılan hastada üçlü testin gerekli olup olmadığı bilimsel çevrelerde tartışılan ve ortak bir görüşe varılamayan konulardan birisidir. Nöral tüp defektlerinin önemli bir kısmının ultrason ile saptanması, yine benzer şekilde Down sendromu varlığında, duruma eşlik eden pekçok ultrason bulgusunun da olması nedeni ile ikili test sonucu normal çıkan anne adaylarında üçlü teste gerek olmadığını savunan pekçok araştırmacı vardır.

Benim kişisel görüşüm ise hem ikili test ile elde edilen normal riski teyit etmek, hem ense kalınlığı ve diğer ultrason incelemelerinden doğan subjektiviteyi ortadan kaldırmak hem de nöral tüp defekti riskini belirlemek amacıyla hem ikili hem de üçlü testi yapmaktır.

Pozitif test varlığında ne yapılmalıdır?
Bir tarama testi olan üçlü testin pozitif çıkması yani riskin yüksek olarak saptanması durumunda izlenebilecek birkaç alternatif yol vardır.

Bunlardan ilki anne yaşı ve ultrason bulgusu ne olursa olsun amniyosentez yapmak ve Down sendromu olup olmadığınıu kesin olarak saptamaktır. Pozitif test varlığında en sık tercih edilen yöntem budur.

İkinci seçenek ise detaylı ultrason incelemesi yaparak testin pozitif çıkmasına yol açan durum ile ilgili olabilecek ultrason bulgularını aramak ve bu bulguların ışığında amniyosenteze karar vermektir. Bu yönteme ancak riskin sınırda olduğu ya da anne adayının amniyosenteze sıcak bakmadığı durumlarda başvurulmalıdır.

Çoğul gebeliklerde durum
Üçlü test ikiz gebeliklerde de uygulanmakta ve tekiz gebeliklerde elde edilene benzer oranlarda başarı sağlamaktadır. Üçüz ya da daha fazla sayıda bebek içeren gebelikler içinse elde yeterli veri olmadığından yapılmaz.

35 yaş üzeri kadınlarda üçlü test
Down Sendromlu bebek doğurma riski beklenen doğum tarihindeki anne yaşı ile paralel olarak artış göstermektedirve bu risk artışındaki en keskin sınır 35 yaştır.

Sosyal yaşamdaki değişiklikler ile birlikte kısaca tüp bebek olarak adlandırılan yöntemlerdeki gelişmeler ilk anne olma yaşının giderek yükselmesine neden olmaktadır ve günümüzde 35 yaşın üzerindeki hamile kadın sayısı giderek artmaktadır.

Bu kadınlarda Down sendromu ve diğer anomalileri saptamak amacıyla nasıl bir yol izlenmesinin doğru olacağı konusu son zamanlarda en sık tartışılan konulardan birisidir.

Bir görüş 35 yaş üzeri her kadına amniyosentez yapılmasını savunurken, karşı görüş invazif bir girişim olan amniyosentezin bu kadar liberal kullanılmasına sıcak bakmamaktadır.

Her iki görüş de yanlış olmayıp, 35 yaş üzeri kadınlarda bir genellemeye gerek duymadan hasta bazında karar vermek kanımca en doğru yaklaşımdır

Wholesale MLB Jerseys