Tag: algı gelişim

Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu’nun DSM IV Tanı Kriterleri

dikkat eksikliği

dikkat eksikliği

Dikkat eksikliği tanılama kriterleri
a) Çoğu zaman dikkatini ayrıntılara veremez, okul veya iş yerinde, ya da diğer etkinliklerde dikkatsizce hatalar yapar.
Gündelik hayatta, çocuk için konuşursak, ödevlerinde veya sınavlarda dikkatsizlik hataları örneğin; soruyu yanlış okuma, işlem hataları, artı eksi işaretleri karıştırma gibi düşünebiliriz.
Yetişkinler için konuşursak, toplantı saatlerini karıştırabilir, istenen bir belge yerine başka bir belge gönderebilir.
b) çoğu zaman üzerine aldığı görevlerde ya da oynadığı etkinliklerde dikkati dağılır.
Yine çocuklar için ödevlerini yaparken dalga geçtiklerini söyleriz mesela, ya da bir türlü odaklanamadıklarından yazmaları gereken kompozisyonu yazamazlar. 1 saatte bitmesini beklediğiniz ödev saatlerce sürer.
Yetişkinlerde ise, alışveriş yapması gerekirken, yemek yapması gerekirken araya başka iş alırlar, çünkü ilgileri o an için o işe kaymıştır ve alış veriş ertelenir, yemek yanabilir.
c) doğrudan kendisine konuşulduğunda çoğu zaman dinlemiyormuş gibi görünür.
Dikkat Eksikliği olan kişilerde özgüven düşüktür, göz teması kurmakta zorlanırlar. Bir başka özellikleri ise aynı anda birkaç işle uğraşmaktan keyif alırlar. Örneğin en sık yaşanan durumlardan biri; çocuğunuz kimi zaman televizyon seyrederken siz arka planda dedikodu yapıyorsanız eğer bunların hepsini kaydedebilir, kimi zaman ise yine televizyon başındayken ona eğer ders çalışması tavsiyesinde bulunuyorsanız sizi hiç duymayabilir.
Eşinize o gün sizin için önemli bir olayı anlatırken eşiniz bir taraftan televizyonun kumandası ile zaplama yapabilir.
Bir başka durum ise öğretmenler için sınıfta şu şekilde yaşanır: Öğretmen ders anlatırken öğrenci defterine karalama veya esim yapabilir. Ancak bu durum öğrencinin öğretmenini dinlemediği anlamına gelmez her zaman için. Öğrenci konsantre olabilmek için karalama yapmaya ihtiyaç duymaktadır aslında.
d) çoğu zaman yönergeleri izlemez ve okul ödevlerini, ufak tefek işleri ya da iş yerindeki görevlerini tamamlayamaz (karşıt olma bozukluğuna ya da yönergeleri anlayamamaya bağlı değildir).
DE/HB’lilerin kurallarla arası yoktur. Çabuk sıkıldıklarından, uzun yönergeleri takip etmekte zorlanırlar. Karmaşık bir evrak dolduruyorsanız, vize başvurusu gibi örneğin, ya da sırasıyla izlenmesi gereken bir durum varsa, DE/HB’li kişiler bu sırayı takip etmekten sıkılırlar. Çocuklar için uzun zaman alan projeleri planlamak örneğin dönem ödevleri, ve yürütmek çok sıkıcı olacağından bu durumu sürekli ertelerler, kaçınırlar, yapmazlar veya yapabilmek için neredeyse insanüstü çaba harcarlar. Tabii bu insanüstü çaba görülmez, bunun yerine kişiye çocukluktan itibaren ne kadar tembel olduğu, ne kadar sorumsuz olduğu giydirilir.
e) çoğu zaman üzerine aldığı görevleri ve etkinlikleri düzenlemekte zorluk çeker.
Beynimizin ön kısmındaki bölüm yönetici işlevlerden sorumludur. DE/HB’li insanlarda bu bölgedeki bazı hormonların dengesizliğinden dolayı bu durum fiziksel bir durumdur. İşlerimizi, yapmamız gerekenleri biliriz, ancak bunları hangi sırayla yaparsak daha etkin bir iş çıkarırız, ya da nasıl bir planlamayla zamandan tasarruf edebiliriz gibi hesaplamaları yapmakta zorluk çekerler. Bu durum karşısında kişi bazen paralize olup hiçbirşey yapamazken, bazen de zayıf performans gösterir. Zaman mefhumu çok gelişmemiş olan bu kişiler için görevlerini zamanında tamamlayamama, randevularına geç kalma, ödevlerini yetiştirememe gibi durumlar çok sık gündeme gelir.
Eğer eşlerden birinde DE/HB varsa, işlerini organize edemiyor, zamanını düzgün kullanamıyor ve aynı zamanda tüm bu işleri yapabilmek için çok çaba sarf ettiğini hissederek yorulduğunu düşünüyorsa, bir de üstüne üstlük faturalarını zamanında ödemeyi sıksık aksatıyorsa o zaman kendini sürekli suçlayıp durması yetmiyormuş gibi, ilişkisi de hem maddi hem manevi etkilenecektir.
f) çoğu zaman sürekli mental çabayı gerektiren görevlerden kaçınır, bunları sevmez ya da bunlarda yer almaya karşı isteksizdir.
DE/HB’li kişiler çok çabuk dikkatleri dağıldıklarından, ilgileri olmayan konularda uzun süreli odaklanmada zorluk çekerler. Mental çaba gerektiren görevler eğer ilgi alanları dahilindeyse sorun yoktur zaten, ancak detaylı bir tatili planlamak, ya da tez yazmak onlar için normalden daha fazla çaba harcamaları anlamına geldiğinden kaçınmaya meyillidirler.
g) çoğu zaman üzerine aldığı görevler ya da etkinlikler için gerekli olan şeyleri kaybeder (örneğin; oyuncaklar, okul ödevleri, kalemler, kitaplar ya da gereçler)
Öğrenciler için sıkça ödevlerini veya kitaplarını unutmaları, kalem silgi gibi gereçlerini anahtarları, cüzdan unutma ya da kaybetmeden bahsedebiliriz. Son yıllarda buna cep telefonlarını da ekleyebiliriz.
Burada önemli olan, hepimizin başına anahtar, telefon, cüzdan unutmak gelebilir, ancak burada dikkat edilecek husus bunu ne sıklıkta yaşadığımızdır. Ya da bunların başımıza gelmemesi için ne gibi önlemler aldığımıza bakmamız lazım.
Bazen önemli evrakları o kadar iyi saklarız ki kaybolmasın diye, sonra onları bulmak için harcadığımız çaba ve maruz kaldığımız panik duygusu ömrümüzden ömür çalar.
h) çoğu zaman dikkati dış uyaranlarla kolaylıkla dağılır.
Öğrenci özellikle ilgisini çekmeyen bir dersin sınavına hazırlanıyorsa, sıksık tuvalete gitme gereksinimi hisseder, karnı acıkır, susar, kapı ve telefon sesine ilk çalışta koşar. Kendi bedeninden gelen fiziksel ihtiyaçlar onun dikkatini dağıtmaya yeter de artar bile. Ancak aynı öğrenciyi çok sevdiği bir bilgisayar oyununun başına koyun, ya da sevdiği bir derse çalışmasını isteyin, neredeyse 6 saat boyunca ne karnı acıkır, ne susar, ne de tuvalete gider. İnsanüstü bir varlık gibi o kadar saat boyunca sevdiği, ilgilendiği şeyin başında oturabilir.
Yetişkinlerde ise, odaklanmada ne kadar zorlanıyorlarsa dış uyaranlara karşı hassasiyetleri o kadar artar diyebiliriz. Örneğin, telefonla konuşurken aynı anda evin içindeki bir ses, ya da çocuklardan birinin aynı anda bir şey istemesiyle yetişkin dağılabilir. Ne telefona odaklanabilir, ne de çocuğuna. Bu da strese yol açar.
Bir başka örnek, çocuğunuza tam nasihat çekerken balkona konan bir kuş, çocuğunuzun odağını sizden kuşa doğru çevirmesine sebep olabilir ki bu durum daha da sinir olmanıza yol açabilir.
i) günlük etkinliklerinde çoğu zaman unutkandır
DE/HB’li kişilerde kısa süreli hafıza zayıf olduğundan günlük etkinliklerinde yapmaları gereken şeyleri kolaylıkla unutabilirler. Bu durumda sadece yapılacakları not etmek yetmeyebilir, not ettiklerini sürekli görebilecekleri bir yerde tutmaları, zamanlama söz konusu ise, alarm kurup, mesaj atıp kendilerine hatırlatmaları gerekir. Diğer türlü unutulan işler bir sonraki güne sarkar, bir sonraki gün de unutulacak şeyler olduğunu düşünürsek, tüm bu unutulanlar toplanarak bir sonraki güne sarkarak devam eder. Sonunda dağ gibi yığılmış, unutulmuş işler olarak karşımıza çıkarlar. Bunlara örnek olarak çocuklar için unutulan ödevler en yaygınıdır. Yetişkinlerde ise örnekleri, faturalar, resmi evrak temin etmek, kuru temizlemeciden eşyaları almak veya bırakmak, kargoya evrak vermek, berbere gitmek, çocukların veya eşin istediği şeyleri temin etmek, bozuk, kırık eşyaları tamir ettirmemek olarak sayabiliriz.
Aşağıdaki hiperaktivite-impulsivite semptomlarından altısı (ya da daha fazlası) en az 6 ay süreyle uyumsuzluk doğurucu ve gelişim düzeyine göre aykırı bir derecede sürmüştür

Hiperaktivite tanılama kriterleri
a) çoğu zaman elleri, ayakları kıpır kıpırdır ya da oturduğu yerde kıpırdanıp durur.
Halk arasında hiperaktif erkeklerde olur gibi bir kanı yaygındır. Oysa kızlarda da görülebilir, ancak görülme sıklığı erkeklerde daha yaygın olarak karşılaşılmıştır. Burada çocuklar üzerinden örnek vermek gerekirse, genellikle haraketli çocuklardır. Enerjileri bitip tükenmek bilmez. Okulda, ders boyunca sırada oturmakta zorluk çekerler. Yetişkinlerde ise durum biraz daha farklılaşır. Sürekli evdeki eşyaların yerlerini değiştirme, sıkça hareket etme ihtiyacında olduklarından bulundukları ortamlarda onları kahve alırken, markete giderken, ellerinde kalemle ynarken bulabiliriz.
b) çoğu zaman sınıfta ya da oturması beklenen diğer durumlarda oturduğu yerden kalkar.
Yukarıda da bahsedildiği gibi, bu çocukların en zorlandıkları kısım ders boyunca hareket etmeden yerlerinde oturmaktır. Sınıfın düzenini bozmakla suçlanırlar. Sorumsuz ve saygısız olmakla suçlanırlar. Burada öğretmenlerin şikayetleriyle çocuk sınıfta yaramaz ve düzen bozan olarak mimlenirken, veli ise yeterince terbiye edemediğinden dolayı utanır ve suçluluk duyar, kendini suçlar. Bu durum, tanı henüz alınmamışsa ebeveyn ve çocuk arasında gerginliğe yol açar. Ebeveyn kendini suçlu hissettiğinden, etrafa karşı utandığından dolayı kendine olan kızgınlığını çocuğuna yansıtır ve iş şiddet boyutlarına kadar gidebilir. Ancak ne zamanki tanı alınır ve bu durumun aslında gerçekten çocuğun suçu olmadığı, hiperaktivitenin bir sonucu olduğu ortaya çıkar ve aile durumu kabullenince ilişkiler rahatlar. Araştırmalar, çocukta DE/HB var ise, aile içinde daha fazla huzursuzluk olabileceğini göstermektedir. Ebeveynlerin bu durum ile birbirlerini suçlamaları, zorluklar karşısında çaresiz hissetmeleri karı-koca arasındaki gerginliğin tırmanmasına sebep olmaktadır. Ne zamanki tanı konulur, aile DE/HB’yi anlamaya ve öğrenmeye başlar, işte o zaman ilişkileri gelişir ve derinleşir.
c) çoğu zaman uygunsuz olan durumlarda koşuşturup durur ya da tırmanır (ergenlerde ya da erişkinlerde öznel huzursuzluk duyguları ile sınırlı olabilir).
d) çoğu zaman, sakin bir biçimde, boş zamanları geçirme etkinliklere katılma ya da oyun oynama zorluğu vardır.
Bu durum çocuklarda, dinlenme için ayrılmış bir zaman diliminde istirahat etmeleri ya da sakin bir şekilde kendilerini oyalamaları istendiğinde bu konuda oldukça güçlük çekerler. Kendi kurallarını koymayı sevdiklerinden oyun oynama ve oyunun kurallarına uymada zorluk çekerler, bu durum sonucunda arkadaşları tarafından oyun dışı bırakılma olarak karşımıza gelir. Bu çocuklar grup etkinliklerinde düzen bozduklarından fazla istenmezler. Bu durum arkadaşlık ilişkilerini etkilediğinden fazla arkadaşları yoktur. Yetişkinlerde ise bu durum boş zamanları adrenalini yüksek olan extreme sporlara ilgi duyma şeklinde karşımıza gelebilir. Ancak bu her extreme spora ilgi duyanların hiperaktivitesi var anlamına gelmemelidir.
e) çoğu zaman hareket halindedir ya da bir motor tarafından sürülüyormuş gibi davranır.
Bu insanlar oldukça yüksek bir enerjiye sahiptirler. Enerjileri sanki hiç bitmeyecekmiş gibi gelir. Çocuklar bu konuda sabır sınırlarını zorlarlar. Bu enerji sporla olumlu bir yöne kanalize edilebilir. DE/HB ile spor arasında olumlu bir ilişki vardır. Spor yapan DE/HB’lilerin daha rahat odaklanabildiklerine dair araştırmalar devam etmektedir.
f) çoğu zaman çok konuşur.
Çok konuşan bir çocuk, çok konuşan bir yetişkin, her zaman DE/HB’li olmasa bile, bazen hiperaktivitenin dile vurduğu çok belirgin olarak karşımıza çıkar. Kimisi aklındakileri düzgün bir şekilde ifade edebilirken, kimi dağınık ifade eder. Düşünmeden konuşabilirler, bu da onları patavatsız kılar. İlişkilerde yansıması ise, karşı tarafın hislerini ne kadar incittiklerinin farkında olmadıklarından, ilişkide her zaman için umursamaz, değer vermez taraf olarak suçlanırlar. Eğer çok konuşmuyorlarsa, çok fazla düşünüyor da olabilirler. Bazen düşünceler o kadar yoğun ve hızlı gelirki adeta düşünce bombardımanına tutulmuş gibi olurlar. Bu onlar için aslında oldukça yıpratıcıdır, çünkü odaklanmalarını daha da zorlaştırır.
İmpulsivite (Dürtüsellik)
g) çoğu zaman sorulan soru tamamlanmadan önce cevabını yapıştırır.
Dürtüsellik, kişinin isteklerini erteleyememesidir. Bu kişiler soruların cevabını vermekte oldukça sabırsızdır. Öğrenciler kendilerini çok zor tutarlar, hatta çoğu zaman tutamazlar. Yetişkinlerde de bu durum karşısındakinin cümlelerini bitirme, konuşmasını yarıda kesip hemen cevap vermeye başlama gibi görülebilir. Bu biraz leb demeden leblebi demek gibi görünse de, bazen yanlış anlayıp başka bir cevap da vermelerine yol açar.
h) çoğu zaman sırasını bekleme güçlüğü vardır.
Dürtüsellikte eğer bu özelliği gösteriyorsa kişi, bu durum karşımıza çok çeşitli şekillerde çıkabilir. Uzun banka kuyruklarında beklemeye dayanamadığından kaynak yapmak için yollar arayanlardan tutun da , trafikte beklemeye sabrı olmadığı için gerek kendi kendilerine gerekse etraflarındaki araçlarla kavga eden insanlar olabilirler. Ancak burada stresli bir günün ardından toleransı azalmış olan insanları unutmamak lazım. Yine şunu söylemek gerekir ki , trafikte sabrı olmayan bir tanıdığınız varsa bu onun illede DE/HB olduğunu göstermez. Burada olayın bütününü gözden kaçırmamak lazım.
i) çoğu zaman başkalarının sözünü keser ya da yaptıklarının arasına girer (örneğin; başkalarının konuşmalarına ya da oyunlarına burnunu sokar).
Genellikle çocuklara sıkça şöyle söylendiğini duyarız: “Evladım ben birisiyle konuşurken araya girme”. Çocuk defalarca ikaz edildiği halde söz kesip, araya girmeye devam eder. Bu durum hararetli bir konuşmanın kesilmesine neden oluyorsa ebeveyn çocuk arasında can sıkıcı bir gerilim yaratabilir. Anne de ya da babada da DE/HB varsa, o zaman bu durum sıkça konuşmaların yarım kalmasına, sürekli engellenmekten dolayı kızgınlığın uzun süre devam etmesine yol açar. Bu tür gerginlikler ufak gibi görünse de ilişkideki yansımaları daha büyük çaptadır.
İşlevsel bozulmaya yol açmış olan bazı hiperaktif-impulsif semptomlar ya da dikkatsizlik semptomları 7 yaşından önce de vardır.
İki ya da daha fazla ortamda semptomlardan kaynaklanan bir işlevsel bozulma vardır. (örneğin; okulda yada işte ve evde).
Burada önemli bir nokta daha var ki, örneğin yukarıdaki DSM 4’ten alıntıya göre bu belirtilen özelliklerin en az 6 sının bir arada ve hayatımızdaki 2 alanda görülmesi DE/HB tanısı koymak için gerekmektedir. Bu tanıyı Uzman Psikiyatristler koyar.
Burada DE/HB’nin genetik durumundan da bahsetmek gerekir. DE/HB’nin %50 oranında genetik olduğu bilinmektedir. Yani DE/HB’li birisinde aileye de mutlaka bakmak gerekir. Tanı almamış çok fazla yetişkinin olduğunu göz önünde de bulundurursak, zaman zaman ebeveynler şöyle yorumlarda bulunuyorlar, benim çocuğumun sadece okulda problemi var, evdeyken sorunumuz yok. Burada şunu gözden kaçırmamak gerekir, eğer sorun yok diyen ebeveynde de DE/HB var ise, .ocuğunun bazı hareketlerini kendine benzeteceğinden, ben de eskiden böyleydim diyeceğinden, ve genelde kendimizde bir sorun olmadığını düşünüyorsak, çocuğun evdeki sorunlarını görmezden gelerek, DE/HB’yi atlamak gibi bir risk doğmaktadır.
Toplumsal, okuldaki ya da mesleki işlevsellikte klinik açıdan belirgin bir bozulma olduğunun açık kanıtları bulunmalıdır.

Beyin Temelli Öğrenme Öğretme

beyin ve öğrenmeBeyin temelli öğrenme, sinirbilim (neuroscience) araştırmalarının bulgularına göre beynin yapısına ve işlevine dayalı olarak beynin nasıl çalıştığını anlayarak öğrenme ve öğretmeyi en üst düzeye çıkarma anlayışıdır. Öğrenme, beynimizi fiziksel olarak değiştirir. Her yeni deneyim beyindeki nöronlar arasındaki fiziksel yapıyı ve elektro-kimyasal uyarılarımızı değiştirir. İnsan vücudundaki tüm psikolojik ve bilişsel-düşünsel oluşumların, anlayışların, yaklaşımların beyinde fizyolojik olarak bir devinimi, karşılığı gerçekleşmektedir. Her çocuğun dış ve iç dünyadan aldığı uyaranlar farklıdır.

İnsan beynin en önemli besin kaynağı çevredir. Önemli olan beynin uyarılmasıdır. Kişinin parmak izleri gibi her beyin eşsizdir ve müthiş bir potansiyele sahiptir. Beyni ne kadar çok çalıştırırsak o kadar iyi işler. Beyin temelli öğrenme, düşünmeyi düşünme, düşünmeyi öğrenme yöntemidir. İnsanın beyini ve vücudu bütün öğrenmelere “kaynak”(lık) eder. Beyin, insan zekâsının, duygularının, bilincinin, algının, algılamanın, karar vermenin planlamanın, sevmenin, nefretin, kasıtlı ve kasıtsız, doğrudan ve dolaylı öğrenmenin merkezidir. Organizmayı sevk ve idare eder.

Öğrenmenin merkezi olan beyni tanımak öğrenmenin ve öğretimin de ilk hedefi olmalıdır. Davranışların doğuş noktası zihindir. Beyin bir varlık, zihin ise onun bir sürecidir. Düşünce süreçlerinizin farkına varmakla özgürlüğünüzü, özgünlüğünüzü ilan etmiş olursunuz. Bu ise sizin içsel algılarınızı harekete geçirmenize neden olur. Zihinsel gücümüzü fark etmek ve daha etkili bir şekilde verimlileştirmek için beynimizin nasıl işlediğini öğrenmemiz gerekmektedir. Bilgilerin bilimsel temellerini ortaya koymak ve uygulanan yöntemlerin “neden” ini açıklayarak öğretmenlerin kendi kullandıkları yöntemlere bilinçli bir bakış açısı kazandırmaktadır. “Elbette bütün öğrenmeler beyin temellidir.

Asıl amaç, öğrenmeyi en üst düzeye getirmek, beynin en iyi nasıl çalıştığını anlamak ve anlatmaktır. Bu kitapta, öğrenmenin fizyolojisi, biyolojisi, kimyasal durumları, öğrenmenin bloke edilmesi, stres ve tehdit, nöronların şöleni, beynin yarım küreleri, lopları, yapısı, nöron gelişimi, beyin temelli öğrenmeye ilişkin strateji, yöntem ve etkinlikler, anlam ve anlama, bellek ve bellek sınıflaması, bağlamsal durum, sınıf içi uygulamalar vb gibi kavramlar ve tematik konularla birlikte beynin çalışma prensiplerine ve ilkelerine, beyin çalışmalarındaki araştırma bulgularına dayalı literatürler açıklanarak incelenmiştir.
http://hevpedia.files.wordpress.com/2009/04/beyin-temelli-ogrenme.pdf

Kaynak
http://www.pegem.net/kitabevi/2783-Neden-Beyin-Temelli-Ogrenme-kitabi.aspx

Algı ve Hareketin İşlevsel Organizasyonu

Yapay zeka çalışmaları, henüz hiç bir bilgisayarın insan beyninin bilgi-işlemci ve analitik başarısına ulaşamadığını göstermektedir. Tüm duysal sistemlerle bağıntılı algılar gibi, istemli motor davranışlar da mühendislik harikasıdır. Bu başarı, beyindeki nöronların çok ince ayarlarla / hesaplarla birbiri ile ilişkiler oluşturmalarından kaynaklanmaktadır.

Algı ve eylemi kavramak için deği duyusu ile başlamak uygundur çünkü, bu duysal sistem hem oldukça iyi araştırılmış ve anlaşılmıştır, hem de duysal ve motor sistemlerin etkileşimini en güzel temsil eden bir düzenlenme gösterir.

Değisel bir uyaranın fiziksel enerjisinin derideki mekanoreseptörlerin transdüksiyonu ile nasıl olup da elektriksel etkinliğe dönüşebildiği, hangi uzantıların marifeti ile beyinde bir deği deneyimine dönüşebildiği bugün birçok yönüyle anlaşılabilmiştir.

Beyinin işlevsel organizasyonunu kavramak güç gelse de bazı anatomik yalınlaştırmalar bunu kolaylamaktadır:
1) Görece az türde nöron vardır. Çok sayıdaki nöronlar bir çok ortak özelliği paylaşır.

2) Beyin ve omurilikteki nöronlar “çekirdek” adı verilen ve birbirleri ile ilişki kurarak işlevsel sistemleri oluşturan belirli gruplaşma / kümeleşmeler gösterirler.

3) Serebral korteksin yerel bölgeleri duysal, motor ve asosiyasyonal işlevler için özelleşmiştir.

 

Bu üç anatomik ilke değinin algılanması bağlamında incelenecektir.

 

 

Duysal Bilginin İşlemi (Süreçlenmesi) Somatoduysal Sistemde Gerçekleşir

Değisel algı gibi karmaşık davranışlar, genellikle birkaç çekirdek ve kortikal bölgenin bütünleşmiş etkimesini gerektirirler. Beyindeki bilgi işlem ve süreçleme için genel ilke hiyerarşidir. Uyaran bilgisi bir dizi subkortikal ve kortikal bölgeden iletilir. Beyinin bilgi işlemci kapasitesini artırmak üzere, tek bir duysal modalite çerçevesinde bile aynı anda farklı anatomik yolak kullanılır. Somatoduysal sistemde, aynı deri alanındaki hafif deği ve ağrılı uyaran beyine farklı yolaklarla ulaştırılır.

 

Gövde ve Uzantılardan Kalkan Somatoduysal Bilgi Omuriliğe İletilir

Gövde ve uzantılardan kalkan duysal bilgi, beyaz maddenin çevrelediği santral gri maddeden oluşan omuriliğe girer. Gri madde “H” harfine benzer; iki yanlı arka (dorsal veya posterior) ve ön (ventral veya anterior) boynuzları vardır

Omuriliğin enine kesitlerinde, arka kök gri madde içinde duysal çekirdekler veya nöron grupları bulunur. Bunların aksonları gövdenin yüzeyinden uyaran bilgisini alırlar (emerler). Ön boynuz motor çekirdekleri veya nöron gruplarını içerir; bunların aksonları omurilikten çıkıp, iskelet kaslarını inerve ederler. Motor hücreler, duysal hücreler gibi belirgin küme oluşturmaz, omurilik boyunca dikey uzanan kolonlar oluştururlar. Gri maddedeki çeşitli ara nöronlar, duysal nöronlardan beyine akan bilgiyi, yüksek merkezlerden motor nöronlara yönelen komutları ve motor nöronlar arası geçişen bilgiyi modüle eder.

Gri maddeyi çevreleyen beyaz madde, dorsal, lateral ve ventral kolonlara ayrılır Bunların herbirinde inen veya çıkan akson demetleri yer alır. Gri maddenin iki dorsal boynuzu arasındaki dorsal kolon yalnızca beyin sapına somatik duysal bilgi taşıyan çıkıcı aksonlar içerir. Lateral kolonlar, hem çıkıcı aksonlar, hem de omurilikteki ara veya motor nöronları inerve etmek üzere neokorteks veya beyin sapından kaynaklanan aksonlar içerirler. Ventral kolonlar da karma aksonlar içerirler. Lateral ve ventral aksonlardaki çıkan somatik duysal aksonlar koşut yolaklar oluşturur ve üst yapılara ağrı ve ısı bilgisi taşırlar. İnen motor aksonlar aksiyal (dingil benzeri kuşak kasları) kasları ve postürü denetlerler.

Omurilik dört ana bölgeye ayrılır: Servikal, torakal, lumbal ve sakral… Bu bölgeler, kasların, kemiklerin ve öteki gövde bileşenlerinin geliştiği embriyolojik somitler ile ilşkilidir. Aynı segmental düzeyde gelişen gövde yapılarını inerve etmek üzere omuriliği terkeden aksonlar, omuriliğe giren aksonlarla intervertebral foramende birleşerek spinal sinirleri oluştururlar. Servikal düzeydeki spinal sinirler, kafanın arkasındaki, boyun ve kollardaki duysal algı ve motor işlerle ilgilidir. Torakal düzeydeki sinirler, üst gövdeyi; lumbal ve sakral spinal sinirler de alt gövde, sırt ve bacakları inerve ederler.

Dört bölgenin her biri, dorsal ve ventral köklerin sıra sayısı ile tanımlanan birkaç segment içerir: Servikal: 8; Torakal: 12; Lumbal: 5; Sakral: 5 olmak üzere…
Erişkin omuriliği segmentli görünmese de, iki organizasyonel özellik nedeniyle omurilik rostrokaudal ekseni boyunca boyut ve biçim farklılığı gösterir. Nedenleri:

1) Sakral düzeyde giren duysal lif sayısı görece azdır. Yukarıya doğru giren lifler giderek artar. Tersine, inen aksonların çoğu servikal düzeylerde sonlanır ve aşağıya indikçe azalır. Yani akson sayısı servikal düzeyde en yüksek, sakral düzeyde ise en düşük sayıdadır. Bu durum kesitteki gri:beyaz madde alanı oranına yansır.

2) Ventral ve dorsal boynuzların boyut farklılıkları da etkilidir. Kol ve bacak kaslarına giden motor liflerin yoğun olarak çıktığı düzeylerde ön boynuz çok daha geniş yer kaplar. Benzer biçimde, duysal lif yoğunluğu da uzantıların düzeylerine uyar. Bu bölgelere, lumbosakral ve servikal genişlemeler adı verilir.

 

Gövde ve Uzantıların Birincil Duysal Nöronları Arka Kök Gangliyonunda Kümeleşmiştir

Uzantıların ve gövdenin deri, kas ve eklemlerinden duysal bilgiyi omuriliğe taşıyan nöronlar, hemen omuriliğe bitişik ve vertebral kolon içinde seyreder Bunlar psödoünipolar nöronlardır; çatallaşan aksonlarının santral ve periferik dalları vardır. Periferik dal deri, kas veya başka bir dokuda serbest uçlar veya özelleşmiş bir epitel hücre kökenli reseptör ile yaptığı bir bağlantı ile sonlanır.

Santral uzantı, dorsal kök ucundan omuriliğe girer ve hemen dallanır. Bunlar ya gri maddede sonlanır veya yükselerek omurilik-bulbus kavşağındaki çekirdeklerde sonlanır Bu yerel ve çıkıcı lifler iki işlevsel somatoduysal yolak oluşturur. Yerel dallar, yerel refleks devreleri harekete geçirirken, çıkan dallar da beyine duysal bilgiyi iletir. Bu bilgi, deği, konum duyusu veya ağrının algısı için temelleri oluşturur.

 

Arka Kök Gangliyon Nöronların Santral Aksonları, Gövde Yüzeyinin Taslağını Oluşturacak Biçimde Düzenlenmiştir

Arka kök ganglion hücrelerin santral aksonları, omurilikte sonlanınca, adeta, gövde yüzeyinin nöral bir taslağını oluştururlar. Gövde yüzeyinin çeşitli bölümlerinden girdilerin bu düzenli dağılımına somatotopi denir ve bu düzen tüm çıkıcı somatoduysal yolak boyunca sürer / korunur.

Sakral bölgeden omuriliğe giren aksonlar, orta çizgiye yakın olarak dorsal kolonda yükselir. Daha yukarıdan katılanlar ise buna uygun düzende daha dışa doğru seyrederler. Böylece servikal omurilikte, dorsal kolonun ortası, bacaklar ve alt gövde kökenli, daha yanları ise üst gövde, kollar ve boyun kökenli aksonlardan oluşur. Servikal düzeylerde, arka kolon aksonları iki demete ayrılır: İçte, funikulus grasilis, dışta funikulus kuneatus olmak üzere …

 

Her Bir Somatik Alt Modalite Periferden Beyine Belirli Bir Alt Sistemde İşlenir / Süreçlenir

Somatik duyunun alt modaliteleri olan deği, ağrı ve konum duyusu koşut fakat ayrı yolaklarla taşınır ve beyinde farklı bölgelerde sonlanır; yani çok özgüldür.

Deği bilgisi taşıyan birincil aferent lifler ipsilateral dorsal kolona girer, kontralateral kolona çapraz yapmadan bulbusa yükselir. Alt gövdeden gelen lifler funikulus grasilise girer ve aynı adlı çekirdekte sonlanır. Üst gövdeden gelen lifler funikulus kuneatusa girer ve aynı adlı çekirdekte sonlanır. Bu çekirdeklerin nöronlarından beyinin karşı tarafına geçen ve oradan da talamusa yükselen aksonlar çıkar. Bu demete lemnisküs medialis denir Dorsal kolondaki somatotopi bu demette de sürer. Çaprazlaşma nedeniyle, gövdenin solundan gelen bilgi beyinin sağında sonlanır. Lemnisküs medialis, talamusun ventral posterior çekirdeğinde sonlanır. Somatotopik düzen burada da geçerlidir; alt gövdeden gelenler dışta, üst gövde ve yüzden gelenler içte sonlanır.

 

Koku Duyusu Dışındaki Tüm Modaliteler için Talamus Duysal Reseptörler ile Serebral Korteks Arasında Önemli bir Bağlantı Oluşturur

Talamus, diensefalonun arka bölümünü oluşturan oval biçimde bir yapıdır; serebral korteksin birincil duysal alanlarına duysal bilgi aktarır. Ancak, basit bir geçit değildir. Kapı denetimi yapar; canlının davranışsal durumuna göre özgül bilginin geçişini engeller veya güçlendirir.

Talamusta yaklaşık 50 adet çekirdek varsa da bunların ancak bir bölümü çok iyi tanımlanabilmiştir. Bazıları, belirli bir modaliteye özgü bilgi kabul eder ve neokorteksteki özgül alana yansıtır. Ventral posterior lateral çekirdek hücrelerinin aksonları, postsantral girustaki birincil somatoduysal kortekse uzanır Diğerleri, serebellum ve bazal gangliyonlardan frontal lob motor bölgelerine bilgi ileterek motor işlevlere katılır.

Talamus hücrelerinin neokortekse uzanan aksonları, kapsüla interna içinde yol alır. Bu yapı, serebral kortekse giren çıkan liflerin büyük bölümünün oluşturduğu bir demettir. Talamus, frontal lob ile bağlantıları sayesinde bellek gibi bilişsel işlevlerde de rol oynar. Dikkatte rolü olan bazı çekirdeklerden korteksin farklı alanlarına yaygın biçimde uzantılar vardır. Talamusun dış kabuğunu oluşturan retiküler çekirdekten neokortekse uzantı yoktur. Diğer talamik çekirdeklerden neokortekse uzanan aksonlardan girdiler alır ve yine bu çekirdeklere geri bildirim sağlar.

Talamik çekirdekler, internal meduller laminanin konumuna göre dört grupta toplanır: Anterior, medial, ventrolateral, posterior … Talamusun rostral ucunda, internal meduller lamina ikiye ayrılır ve anterior grubu sarmalar. Talamusun kaudal ucunu, içinde pulvinar çekirdeğin de yer aldığı posterior çekirdek grubu kaplar. Ayrıca lifler arasında yer alan intralaminar çekirdekler vardır.

İnsanda, anterior grup tek bir çekirdekten oluşur; temel girdisini hipotalamusun mamillar çekirdeğinden ve hipokampal yapının presubikulumundan alır. Bu çekirdeğin işlevi tam olarak bilinmese de, bellek ve duygularda rolü olabilir. Bu yapının, ayrıca, singulat ve frontal kortekslerle de bağlantıları vardır.

Medial gruptaki temel yapı mediodorsal çekirdektir. Bu büyük talamik çekirdeğin üç alt bölümü vardır ve herbiri frontal korteksteki belirli bir alanla ilişkilidir. Bu çekirdek, bazal gangliyonların bazı bölümlerinden, amigdaladan ve ortabeyinden girdiler alır ve bellek ile ilişkilendirilmektedir.

Ventral grup çekirdekler talamus içindeki konumlarına göre adlandırılmıştır. Ventral anterior ve ventral lateral çekirdekler motor kontrolde önemlidir ve bazal gangliyon ve serebellumdan motor kortekse bilgi taşır. Ventral posterior lateral çekirdek neokortekse somatoduysal bilgi iletir.

Posterior grup, medial ve lateral genikülat çekirdek ile lateral posterior çekirdek ve pulvinardan oluşur. Medial ve lateral genikülat çekirdekler talamusun posterior bölümüne yakın bulunur. Medial genikülat çekirdek, işitsel sistemin bileşenidir ve tonotopik olarak düzenlenmiş olan işitsel bilgiyi temporal lobun superior temporal girusuna taşır. Lateral genikülat çekirdek retinadan bilgi alır ve oksipital lobdaki birincil vizüel kortekse taşır. Pulvinar, primat, hele insan beyninde çok gelişmiştir ve bu paryetal-oksipital-temporal kortekslerdeki asosiyasyon alanlarının gelişmesine koşut bir gelişmedir. En az üç alt bölümü vardır ve paryetal, temporal ve oksipital loblar, superior kolliküller ve beyin sapının görme ile ilişkili diğer çekirdekleri ile karşılıklı bağlantılar yapar.

Talamus, yalnızca neokorteksin görsel alanlarına uzanmaz; neokorteksten de girdiler alır. Oksipital korteksten gelen bu geridönüş uzantısı, lateral genikülat çekirdekte, retinal girdilere göre daha çok sayıda sinaps yapar. Talamusun çoğu çekirdeği, serebral korteksten önemli boyutta geridönüş uzantısı alır.

Buraya kadar betimlenen talamik çekirdeklere röle (veya özgül) çekirdekler denir çünkü bunlar, neokorteksteki belirli bir bölge ile özgül ve seçilmiş bir ilişki içindedirler. Diğer, yaygın uzanan (veya özgül olmayan) çekirdekler, birkaç kortikal veya subkortikal bölgeye yayılır. Bu tür çekirdekler talamusun orta çizgisinde ve intralaminar yerleşimlidir. Orta çizgi çekirdeklerinin en büyükleri paraventriküler, paratenyal ve rönyen çekirdeklerdir. İntralaminar gruptaki en büyük çekirdek sentromediyan çekirdektir. İntralaminar çekirdek, amigdala ve hipokampus gibi limbik yapılara uzanır; bazal gangliyon bileşenlerine de uzantılar gönderir. Bu çekirdekler, omurilik, beyin sapı ve serebellumdan girdiler alır. Kortikal uyarılmaya (arousal) aracılık edebilir; olasılıkla, duysal alt modalitelerin bütünleştirilmesine katkıda bulunabilir.

Son olarak, talamusun en dış gömleği, özel katman benzeri bir yapıdır; retiküler çekirdek adını alır. Nöronlarının çoğu inhibitör iletici GABA kullanır. Diğer çekirdeklerin nöronlarındaki iletici eksitatör glutamattır. Ayrıca, retiküler nöronların neokorteksle doğrudan ilişkileri yoktur; aksonları, diğer talamik çekirdeklerde sonlanır. Diğer çekirdekler de kolateralleri ile retiküler çekirdeğe geri bildirim sağlarken, kendi etkileri de modülasyona uğrar.

Talamus basit ve pasif bir röle istasyonu değildir. Burada çok karmaşık bilgi işlem süreçleri yer alır. Örnek olarak, ventral posterior lateral çekirdekten çıkan somatoduysal bilgi dört ayrı işlemleme / süreçleme ile karşı karşıyadır:
1) çekirdek içi yerel süreçleme / işlemleme,

2) beyin sapı girdileri, örneğin, noradrenerjik ve serotonerjik monoamin sistemlerinin modülasyonu,

3) retiküler çekirdekten inhibitör geri bildirim,

4) neokorteksten eksitatör geri bildirim

 

 

 

Duysal Bilgi İşlem Serebral Kortekste Doruğa Erer / Sonlanır / Tamamlanır
Ventral posterior lateral çekirdek nöronlarının aksonları öncelikle Brodmann 3bdeki birincil somatoduysal kortekste sonlanır. Buradaki nöronlar deri yüzeyinin deği ile uyarılmasına karşı çok duyarlılaşmıştır. Somaduysal sitemin diğer süreçleyen organlarında olduğu gibi, korteksin çeşitli yerlerindeki nöronlar da somatotopik düzenlenme gösterirler.

W. Penfield, beyin cerrahisi sırasında, hastaların somatik duysal korteks yüzeyini uyardığında, bacaklardan gelen duyulara beyinin orta çizgisine yakın yerleşim gösteren nöronların aracılık ettiğini gördü; oysa, üst gövde, kollar, eller, parmaklar, yüz, dudaklar ve dil kökenli duyulara, daha dışta yerleşmiş olan nöronlar aracılık etmekteydi.

Penfield ve Jasper, gövdenin tüm bölümlerinin kortekste somatotopik temsil edildiğini ancak bu temsilin gövdenin gerçek kütlesi ile orantılı olmadığını buldular. Kortikal temsil, bu yapıların inervasyon derecesi / yoğunluğuna göre düzenlenmişti. Serebral korteks işlevsel olarak beyaz maddeden korteksin yüzeyine kadar uzanan hücre kolonları örüntüsünde düzenlendiğinden, bir işleve tahsis edilen kortikal alan ne kadar büyük ise, bu işlev ile ilişkili bilgi işlemci kolon sayısı o kadar fazladır. El parmaklarımızdaki ayırıcı deği duyusunun bu denli duyarlı / gelişmiş olmasının nedeni bu yapıya ayrılan kortikal alanın büyük olmasından kaynaklanmaktadır.

Erken / öncü elektrofizyolojik çalışmalarda farkedilen diğer özellik de somatoduysal korteksin, deriden tek bir tane değil, birkaç tane topografik düzenlenmiş girdi setleri içerdiğidir. Primer somatoduysal kortekste (anterior paryetal korteks), derinin dört tamamlanmış / mükemmele yakın taslağı (3a, 3b, 1, 2) bulunmaktadır. Deği bilgisinin temel ve yalın işlemi alan 3te olur; daha karmaşık veya daha yüksek düzen gerektirenler alan 1de gerçekleşir. Alan 2de hem deği bilgisi hem de bacak konumuna ilişkin bilgi birleştirilir ki nesneler değisel olarak tanınabilsin. Primer somatoduysal korteksteki nöronlar komşu alanlara uzanırlar, bunlar da yakınlarındaki diğer kortikal nöronlara uzanırlar Daha yüksek hiyerarşide, somatoduysal bilgi, motor kontrol, göz-el eşgüdümü, deği deneyimine ilişkin bellekte kullanılır.

Somaduysal bilgi işlemin erken evrelerinde rol alan kortikal alanlar yalnız (veya öncelikle) somatoduysal bilgi işlem ile ilişkilidir. Bunlara ünimodal asosiyasyon alanları denir. Ancak, sonuçta, ünimodal asosiyasyon alan bilgisi, duysal modaliteleri birleştiren mültimodal alanlarda toplanır. Bu alanların hipokampus ile karşılıklı bağlantıları vardır ki, bu iki yönden çok önemlidir:
1) tek ve bileşik bir algının oluşması,

2) algının bellekte temsili…

Somatoduysal bilginin en önemli amaçlarından biri yönlendirilmiş harekete kılavuzluktur. Kortekste, somatoduysal ve motor işlevler arasında sıkı bağlantılar vardır.

 

 

Korteks ve Omurilik Arasındaki Doğrudan Bağlantılar İstemli Harekete Aracılık Eder

Algısal sistemlerin temel işlevi, beyin ve omuriliğe ait motor sistemlerin aracılık ettiği eylemlere gereken duysal bilgiyi sağlamaktır. Primer motor korteks, somatik duysal korteks gibi somatotopik düzenlenmiştir .Motor korteksin özgül bölgeleri, özgül kas gruplarının etkinliğini etkiler. Primer motor korteksin V. katmanındaki nöronlar aksonlarını doğrudan, kortikospinal yolak aracılığı ile omurilik ön boynuzundaki motor nöronlara veya ara nöronlara uzatırlar.

İnsan kortikospianl yolağı bir milyon aksondan oluşur; bunların %40ı motor korteksten doğar. Bu aksonlar, subkortikal beyaz madde, internal kapsül ve serebral pedünkül boyunca inerler Kortikospinal yolak lifleri indikçe medüller piramidleri (bulbus ventral yüzeyindeki belirgin çıkıntı) geçerler; bu nedenle bu yolağa medüller yolak da denir.

Çıkan yollar gibi, kortkospianl yolağın %80-90ı da bulbus orta çizgisinde çaprazlaşır (piramidal deküzasyo). Liflerin %10-20si sonlanacakları spinal segmentte çaprazlaşır.

Kortikospinal yolak, motor nöronlarla doğrudan sinaps yapar ve ince, beceri gerektiren motor davranışı olanaklı kılar. Ayrıca, omurilik ara nöronları ile de sinapslar yapar; bu bağlantılar da büyük kasların eşgüdümlü çalışması bağlamında çok önemlidir.

Motor bilgi de hem duysal hem diğer bölge kökenli motor bilgi ile modülasyona uğrar. Bunlar arasında sürekli akan değisel, görsel, proprioseptif bilgi vardır. Bu sayede, istemli hareket, kesin, akıcı, pürüzsüz, mesafe ve zaman ayarı iyi düzenlenmiş olarak gerçekleşir. Ayrıca, motor korteks çıktıları sürekli serebellum ve bazal gangliyonların etkisi altındadır.

Bazal gangliyonlar, neokorteksin büyük bölümünden (duysal bilgi ve hareket bilgisi) doğrudan uzantılar alır. Serebellum, spinal aferentlerden doğrudan somatoduysal bilgi alır. Ayrıca, kortikospinal yolaklardan da bilgi alır Serebellumun postür ve harekete etkileri, kırmızı çekirdek ile bağlantısı nedeniyledir; bu yapı beyin sapı ve omuriliğe inen yolların doğrudan modülasyonuna açıktır. Ancak, serebellumun hareket üzerindeki temel etkisi, talamusun ventral çekirdek grubu aracılığı ile gerçekleşir. İlginç biçimde, medial lemnisküs , bazal gangliyonlar ve serebellum, ventral çekirdek kompleksinin farklı yerlerinde sonlanır ve böylece, korteksin hem somatoduysal, hem de motor bölgelerini etkiler.