Category: Tavsiyeler

Özel Gereksinimli Çocukların Dil Gelişiminin Desteklenmesi

Dil ediniminde ebeveynler neden önemlidir?
Dil doğal ortamlarda etkili çocuk-yetişkin etkileşimi ile kazanılmaktadır. Yetişkinin çocuğun iletişimsel girişimlerine yanıtlayıcı olması, uygun şekilde dile model olması dil kazanımında etkilidir. Ayrıca özel gereksinimi olan çocukların eğitimlerine ailenin katılımı sosyal olarak anlamlı fırsatlarınsunulabilmesi, fiziksel yakınlık ve etkili ilişkilerin dil kazanımındaki öneminden dolayı önemlidir. Devamını Oku

Dil gelişimine yardımcı olabilecek ne yapabilirsiniz.

Çocuğunuzla iletişim kurabilmek için yapabilecekleriniz şöyle sıralanabilir:
Doğumla 6 ay arası
• Şarkı ya da ninni söylerken, onun yüz mimiklerini taklit edin.
• Beslenme, altını değiştirme ve banyo saatlerini konuşma saatlerine dönüştürün.
• “ce” oyunları gibi oyunları oynayarak karşılıklı iletişimi geliştirin.
• İsmini söylediğinizde size bakmasını teşvik edin.
• İletişim çabasıyla çıkardığı bütün sesler için olumlu ifadeler kullanın. Örneğin: “Ne güzel gülüyorsun?” gibi.
6-12 ay arası
• Seslerin farkına vardıkça, (örneğin telefon çaldığında) ne olduğunu anlatın.
• Ne söylediğinizi anlaması için ona zaman tanıyın.
• Günlük aktivitelerinizi tanımlamak için aynı ifadeleri kullanın.”Ayşe’nin banyosu”, “yatma vakti” gibi.
• Nesneleri gösterip, doğal bir konuşma ortamında isimlendirin.
• Parmak oyunları oynayın.
• Kitaplarla tanıştırın; kitapta bulunan, basit ve günlük yaşantısında çok karşılaştığı nesneleri isimlendirin.

 

Dil gelişimine yardımcı olabilecek ne yapabilirsiniz.

Aşağıda çocuğun dil gelişimine yardımcı olabilecek öneriler verilmiştir:
12-18 AY ARASI
• Çocuğunuzla iletişiminizde basit ve kısa cümleler kullanın.
• Doğal bir formda, ancak yavaş, anlaşılır ve açık konuşun.
• Çocuğunuzun sözcük kazanımı için, tercihli sözcüklerle soru yönelterek model olun. Örneğin; elma ya da muz ister misin? gibi.
• Oynayabileceği bazı oyuncakları sağlayın. Örneğin; oyuncak bir telefon, konuşma taklitleri yapabileceği en iyi oyuncaktır.
18-24 AY ARASI
• Yaptığınız aktiviteleri ve ne olduğunu anlatıp, tanımlayın.
• Birlikte bazı günlük aktiviteler yapın, böylece konuşacak çok şey olacaktır.
• Çocuğunuzun oyun içinde gerçek nesnelerle oynamasını teşvik edin, örneğin; gerçek yiyecekler kullanılan bir çay partisi gibi.
• Resimli olay ya da nesne kartlarıyla grup oyunları oynayın, bulmacalar çözün.
• Geçmişten, günümüzden ve gelecekten söz edin; bugün ne yaptınız, yarın büyükanne gelecek gibi.
• Eğer çocuğunuzun çıkarabildiği bir ses varsa (örneğin; baa), bu sesle başlayan ve çevresinde bulunan nesneleri öncelikle sözcük dağarcığına kazandırmayı hedefleyin. Örneğin; bardak gibi. Bu sözcüğü basit cümlelerde ve duruma uygun ifadelerin içinde kullanın.
• Hedeflediğiniz ve çıkarabildiği sese ilişkin sözcük kartları oluşturun. Bu kartlarla evin içinde çeşitli oyun ortamları hazırlayın. Karttaki sözcüğü göstererek ismini söyleyin. Sözcüğün nasıl söylendiğini duymasına yardımcı olun. Bazen ona da sorarak isimlendirmesini isteyin. Her ne şekilde isimlendirme yaparsa yapsın, doğru kabul edip, tekrar geri iletim sağlayın. Örneğin; Evet bu bir “bardak”. Daha sonra /b/ sesiyle başlayan diğer karta geçin. Unutmayın, bu sadece bir oyundur, çocukları zorlamak ve terapist rolü oynamak çocuğunuz için gereksiz ve sakıncalı olacaktır. Kendi gelişim süreci içinde yalnızca onu desteklemeyi hedef alın.

 

Dil gelişimine yardımcı olabilecek ne yapabilirsiniz. 2-3 yaş
• Çocuğunuza “edat” ları öğretebileceğiniz oyunları oynayın. Örneğin, “topu kutunun ‘içine’ koymak” ya da “masanın ‘üstünden’ atmak” gibi.
• Çocuğunuza 10’a kadar saymasını öğretin ve sayma oyunları oynayın.
• Yazmayı taklit edebilmesi için boya kalemleri ve kâğıt sağlayın.
• Diğer çocuklarla oyun oynayarak iletişim sağlayabilmesi için fırsatlar yaratın.
• Kitap içinde bulunan eylemleri tanımlayarak, onları kısa cümlelerle anlatın. Anlattığınız cümlelerle ilgili her olaya ilişkin hemen soru yöneltin. Her ne cevap verirse versin, tekrar sorunuzun yanıtını bir de sizden duyması ona uygun konuşma modeli olmanız açısından etkili olacaktır. Örneğin; “Evet çocuk ayakkabısını giyiyormuş” gibi.
Dil gelişimine yardımcı olabilecek ne yapabilirsiniz. 3-5 yaş
• Büyük- küçük, sert- yumuşak gibi zıtlıklar içeren oyunlar oynayın.
• Konuşmalarınıza zamana ilişkin kavramlar katın (bugün, yarın, daha sonra, gelecek hafta gibi).
• Çocuğunuza olaylara ilişkin hisleri ve duyguları hakkında konuşma fırsatı tanıyın ve paylaşımda bulunun.
• Kendinize ait sözcük oyunları, tekerlemeler, hikayeler yaratın.
• Sözcük bulma oyunları oynayın.
• Dil ötesi becerilere ilişkin oyunlar üretebilirsiniz ( örneğin;bir sözcüğün hangi sesle başladığının ya da bir sesle başlayan sözcüğün bulunması gibi fonolojik farkında olmaya ilişkin aktiviteler).

UYGUN OLMAYAN DAVRANIŞIN AZALTILMASI

Davranışları azaltma yöntemleri, birey üzerindeki etki ya da kontrol gücüne göre en ılımlıdan en az ılımlıya doğru sıralanabilmektedir. Uygun olmayan davranış uygun bir yöntemle azaltılabilecek veya ortadan kaldırılabilecekse, azaltma için öncelikle o yöntem seçilmelidir.

Ilımlılık sıralaması Davranış azaltma tekniği
En ılımlı

En az ılımlı
Uygun olmayan davranışın ortaya çıkmasını önleme
Ayrımlı pekiştirme
Sönme
Tepkinin bedeli
Mola
Aşırı düzeltme
Bedensel ceza

UYGUN OLMAYAN DAVRANIŞLARI ÖNLEME
Uygun olmayan davranışların oluşmasını önlemek uygun olmayan davranışı azaltmak için çabalamaktan çok daha etkilidir. Uygun olmayan davranışla ilgili çevresel koşulları belirlemek ve bu koşulları değiştirmek davranışları azaltır.
Davranışın hemen ardından gelen çevresel özellikler davranışın yapılma eğilimini ya da sıklığını artırıyorsa bunlar pekiştireç etkisi gösteriyordur.

UYGUN OLMAYAN DAVRANIŞLARI ÖNLEMENİN YOLLARI
• Davranış Zincirini Kırma
1. Yakınlık Kontrolü: Sakin İletişim Fırsatı
2. Şakayla Karışık Kontrol
3. Beklenen Davranışa İlişkin Öğretimsel Kontrol Ve Yönergeler Sağlamak
4. Problem Çözme Fırsatı Yaratma (Olumlu Seçenekler Önerme
5. Uyaran Değişikliği : Nesnelerin Kaldırılması, Yerlerini Değiştirilmesi

SINIFTA ORTAYA ÇIKABİLECEK UYGUN OLMAYAN DAVRANIŞLARI ÖNLEME
1. Öğrencileri beklentileri konusunda bilgilendirme
2. Olumlu öğrenme atmosferi oluşturma (esnek, eğlenceli)
3. İlginç ve anlamlı öğrenme deneyimleri sağlama
4. Tehditten kaçınma
5. Tarafsız davranma
6. Kendine güven sergileme ve öğrencilerde kendine güven yaratma
7. Öğrencilere olumlu atıfta bulunma
8. Sınıftaki fiziksel düzenlemelere dikkat etme ve zaman ayırma
9. Olumlu modeller kullanama
10. Serbest zamanları sınırlandırma
11. Akran etkileşimi
AYRIMLI PEKİŞTİRME

Uygun olmayan davranışların azaltılması için uygun davranışların artırılması ya da sürdürülmesi söz konusudur. İki temel pekiştirme ilkesine dayanır.
Birinci olarak, davranış uygun ayırt edici uyaranı izlediğinde pekiştirilir.
İkinci uygulamada, diğer davranışlar görmezden gelinirken belli bir hedef davranış pekiştirilir.

Ayrımlı Pekiştirme Türleri
1. Diğer Davranışları Ayrımlı Pekiştirme (DDAP)
2. Alternatif Davranışları Ayrımlı Pekiştirme (ADAP)
3. Karşıt Davranışları Ayrımlı Pekiştirme (KDAP)
4. Seyrek Yapılan (Azalan) Davranışları Ayrımlı Pekiştirme (SEDAP)
5. Sık Yapılan (Artan) Davranışları Ayrımlı Pekiştirme (SIDAP)

1. Diğer Davranışları Ayrımlı Pekiştirme (DDAP)

a). Uygun olmayan davranışların arasından birini belirlemek ve diğer uygun olmayan davranışlar devam etse bile seçilen uygun olmayan davranış yapılmadığında pekiştirilir.

b). Belirlenen bir zaman dilimi ya da gözlem süresi içinde uygun olmayan davranışların hiç olmaması durumunda, gözlem süresi sonunda bu durumun pekiştirilmesidir.

c). Gözlem süresi boyunca oluşan diğer davranışlar dikkate alınmaz.
Diğer Davranışların Pekiştirilmesinin Uygulama Biçimleri

– Bütüncül Zaman Aralığına Dayalı Olarak Diğer Davranışların Ayrımlı Pekiştirilmesi: Belirlenen zaman aralığı içinde uygun olmayan davranışların pekiştirilmesi. Her 10 ya da her 30 dakikada bir.

– Anlık Gözleme Dayalı Olarak Diğer Davranışların Ayrımlı Pekiştirilmesi: Belirlenen gözlem süresinin sonunda bakar ve öğrenci o anda davranışı yapmıyorsa, pekiştirir. Gözlem süresinin geri kalan kısmında oluşan davranışlar dikkate alınmaz.

– Yeniden Başlatılan Aralıkta Diğer Davranışların Ayrımlı Pekiştirmesi: Gözlem süresinin tamamında uygun olmayan davranış hiç sergilenmezse öğrenci pekiştirilir. Her uygun olmayan davranışın yapılmasından sonra gözlem aralığının yeniden başlatılır.

– Artan Aralıklarla Diğer Davranışların Ayrımlı Pekiştirilmesi: Gözlem aralığı boyunca uygun olmayan davranış hiç yapılmazsa pekiştireç verilir. Öğrencilerin ilerlemesine bağlı olarak aralığın süresi dereceli olarak artırılır.
2. Alternatif Davranışları Ayrımlı Pekiştirme (ADAP)
Azaltılması hedeflenen uygun olmayan davranışın daha uygun biçiminin pekiştirilmesidir. Alternatif davranışların pekiştirilmesi uygulamasının aşağıda sıralanan avantajları vardır.
• Uygun davranışlara odaklanır.
• Uygulayıcıyı çocuğun repertuarında olan ya da olmaya uygun davranışları gözden geçirmeye yöneltir.
• Çocuğun davranışları üzerinde iki yönlü etkisi vardır. Pekiştirilen uygun davranışların artması ve uygun olmayan davranışların azaltılması. Öte yandan uygun olmayan davranışların cezalandırılmasına yer verildiğinde sadece uygun olmayan davranış azalır, uygun olan davranışın artması eğilimi gözlenmez.
• ADAP sürecinin öğretimi ve uygulanması kolaydır.

3. Karşıt Davranışları Ayrımlı Pekiştirme (KDAP)
fiziksel olarak uygun olmayan davranışla aynı anda yapılamayacak davranışların pekiştirilmesidir. Örneğin başkalarına vurma davranışını azaltmak için kollarını bağlama davranışını pekiştirmek gibi. Başkalarına ve kendine zarar verme davranışında etkili bir yöntemdir.

4. Seyrek Yapılan (Azalan) Davranışları Ayrımlı Pekiştirme (SEDAP)
Bazı davranışlar normalde yapılması gerektiğinden daha fazla yapıldıklarında uygun olmayan davranış özelliği kazanır. Seyrek yapılan davranışların ayrımlı pekiştirilmesi, başlama düzeyi verileri ile karşılaştırıldığında hedef davranış oranındaki küçük azalmaların pekiştirilmesidir.
Seyrek davranışları ayrımlı pekiştirmenin iki biçimi vardır;
1. Davranışın belirlenen zaman aralığı bittikten sonra yapılmasına dayalı olarak pekiştirilmesi. Örneğin, ders sonunda tuvalete gitme.
2. Belirlenen zaman aralığı içinde davranışın daha seyrek düzeyde yapılmasının pekiştirilmesi. Örneğin bir saatlik zaman aralığında 3 kez ya da daha az tuvalete gitmek istediğinde pekiştirilir.

Seyrek davranışların ayrımlı pekiştirmesinde en önemli öğe başlama düzeyinde belirlenen aralık süresince davranışın yapılma sıklığının kesin olarak belirlenmesidir.
UYGUN OLMAYAN DAVRANIŞLARI AZALTMA TEKNİKLERİ HİYERARŞİSİ

1. Düzey: Ayrımlı Pekiştirme
2. Düzey: Sönme
3. Düzey: Hoşa Giden Uyaranı Çekme
(2. Düzey Ceza)
Tepkinin Bedeli
Mola
4. Düzey: Hoşa Gitmeyen Uyaran Verme
(1. Düzey Ceza)

BİLİNEN DAVRANIŞ AZALTMA TEKNİKLERİ

SÖNME

Sönme, daha önceden pekiştirilen bir davranışın pekiştirilmemeye başlanmasıyla hedef davranışın sıklığının süresinin ya da yoğunluğunun dereceli olarak azaltılması sürecidir.
Sönme uygulamasının başında hedef davranışta artış ve çeşitlenme meydana gelir; ancak, uygulama kararlı ve tutarlı biçimde sürdürülürse, davranış giderek azalır. Kendine ya da çevresine zarar verme gibi davranışlarda sönme kullanılmaz.
Sönme uygulamasının etkililiği ile ilgili en önemli faktör tutarlılıktır. Sönmeni, kişinin kendi içinde, farklı zamanlarda, farklı kişiler arasında etkili olabilmesi için, davranış her yapıldığında görmezden gelinmesidir.
Pekiştirme kaynağının kontrol edilemediği durumlarda (parmak emme, kendini uyarma vb.) sönme etkili bir yöntem olmayabilir.
Sönme, çocukların dikkat elde ettikleri için yaptıkları uygun olmayan davranışların azaltılmasında etkili bir uygulamadır. Ancak, bazen çocuk istediği gerçekleşinceye kadar uygun olmayan davranışı yapar. Bu yönüyle uygulamacılar için uygulayıcılar için sönme kullanmak çok zordur.

Uygulayıcı daha önceden pekiştirdiği davranışı görmezden gelmeye başlayınca ne olur?

Çocuk uygulayıcının dikkatini elde etmek için davranışının sıklığını ve yoğunluğunu artırır. Bu sönme patlamasıdır. Sönme patlaması, sönme uygulamasının başlamasından sonra hedef davranışın yoğunluğunun veya sıklığının geçici olarak artmasıdır. Ne yazık ki uygulamacı sönme patlamasını bilmiyorsa, sönme programının etkisiz olduğu konusunda yanlış karar verir.
Uygulayıcı sönme kullanmadan önce patlama aşamasında uygun olmayan davranışı görmezden gelip gelmeyeceğine karar vermelidir. Eğer sıklığı ya da yoğunluğu arttığında davranışı görmezden gelmek mümkün değilse sönme kullanılmamalıdır. Sönme patlaması sırasında azaltılmak istenen hedef davranışlarda geçici ir artış olması sönme tekniğinin poatsiyel yan etkisidir. Söne kullanılırken bir başka dikkat edilmesi gereken nokta pekiştirilmemesine rağmen sönme uygulaması sırasında hedef davranışın geçici olarak kendiliğinden geri gelmesidir. Bu durumda en önemli tehlike davranışın yeniden dikkat ya da başka bir pekiştireç elde ediyor olmasıdır.

Sönme Tekniğini Etkili Şekilde Kullanmak İçin İzlenecek Basamaklar
• Hedef davranışı izleyen bütün pekiştireçleri belirle.
• Hedef davranışı izleyen bütün pekiştireçleri geri çek.
• Hedef davranış her yapıldığında görmezden gel, tutarlı ol.
• Sönme programı süresince uygun davranışları belirle ve pekiştir.
• Kendiliğinden geri gelme ve sönme patlaması gerçekleştiğinde davranışı görmezden gelmeyi sürdür.
• Uygulayıcı dikkatinin uygun olmayan davranışları değil de uygun davranışları izleyeceğini öğret ve göster
Sönmenin Avantajları
• Sönme sözel ya da bedensel zorlama kullanmaksızın uygun olmayan davranışların azaltılmasında etkili olabilir.
• Sönme çocukla uygulayıcı arasında mücadeleye yol açmaz ve çocuğun benlik saygısını azaltmaz.
• Sönme bir ceza uygulaması değildir.
• Sönmenin etkisi dereceli olabilirken etkililik süresi genellikle uzundur.
• Uygun olmayan davranış görmezden gelinirken, uygun olan davranışların pekiştirilmesi sönme sürecinin en önemli öğesidir.

Sönme Ne Zaman Etkili Olmaz?
• Hedef davranışı izleyen pekiştireçler belirlenemezse,
• Hedef davranışı izleyen pekiştireçlerin geri çekilmesi mümkün değilse,
• Çocukla ilişkideki diğer kişiler sönme sürecini uygulayamayacaksa,
• Hedef davranışı izleyen arkadaş dikkati kontrol edilemiyorsa,
• Hedef davranışın yanlışlıkla pekiştirilme (pekiştirme kazaları) olasılığı yüksekse,
• Sönme patlaması süresinde çocuğun davranışı görmezden gelinemiyorsa ya da çevredeki diğer etkenler kontrol edilemiyorsa,
• Hedef davranışı görmezden gelmek tehlikeli ise ya da uygun değil ise.

 

TEPKİNİN BEDELİ

Uygun olmayan davranışların hemen ardından, çocuğun sahip olduğu pekiştireçlerin ya da yıldız, gülen yüz, para gibi sembol pekiştireçlerin sistematik olarak geri alınmasıdır. Çocuğun daha önceden pekiştireç ya da sembol pekiştireç kazanmış olması gereklidir.
Tepkinin bedeli uygulamasına yer verildiğinde, çocuğa sözlü ve yazılı olarak bir liste ile her uygun olmayan davranışı için geri alınacak pekiştireç sayısı ve pekiştireç kaybetmesinin sonuçları açıklanmalıdır.

Tepkinin bedelinin farklı birkaç uygulama biçimi vardır.

• Birincisinde, tepkinin bedeli, sembol pekiştirme uygulaması ile birlikte kullanılmaktadır. Bu uygulamada, çocuk uygun davranışları için kazandığı sembolleri, uygun olmayan davranışları yüzünden kaybetmektedir. Bu yolla uygun olmayan davranışların azaltılması hedeflenir.

• İkincisi uygulama biçiminde, öğrencilere belli bir zaman diliminde kullanacakları belli bir toplam puan peşinen verilir. Bu puanlar, uygun olmayan davranışların ardından geri alınır. Bu süre içerisinde öğrencinin hala puanı kalmışsa, bu puanı istediği bir etkinlik, oyuncak ya da yiyecekle değiş tokuş edebilir.

İkinci şekil aşağıda belirtilen nedenlerle önerilmemektedir:
– Tepkinin bedeli, hedef davranışın hedef davranışın hemen ardından uygulanmalıdır.
– Tepkinin bedeli tutarlı şekilde uygulanmalıdır.
– Çocuk uygun davranışları için, sıkça pekiştireç kazanıyor olmalıdır.
– Pekiştireçlerin geri alınması cezalandırıcı olmamalıdır. Ve kişileştirilmemelidir.

Tepkinin Bedelinin Avantajları
• Sembol pekiştirme ve diğer olumlu pekiştirme uygulamaları ile birlikte kullanılabilir.
• Evde ve okulda kolayca uygulanabilir.
• Tepkinin bedeli uygulaması, davranışları azaltmada hızla etki gösterir; ayrıca, etkisi uzun sürelidir.
• Uygulamacı, değişmesi gereken davranışları odaklanır.

 

 

 

 

 
MOLA

Bireyin , uygun olmayan davranışlarının hemen ardından, belirli bir zaman dilimi için pekiştirme kaynaklarından uzaklaştırılması anlamına gelir. Mola iki şekilde uygulanabilir.
1. Pekiştireçlerin çocuktan uzaklaştırılması
2. Çocuğun pekiştirme kaynaklarından uzaklaştırılması.
a). Çocuk uygun olmayan davranışı sürdürürken gruptan uzaklaştırılır.
b). Çocuk pekiştireci çevre ya da etkinliği izleyemez, etkinlik alanının dışındadır ve yüzünü genellikle pekiştirici olmayan bir duvara dönüktür.
c). Çocuk pekiştirici çevreden alınarak pekiştirici olmayan bir alana konulur.

Molanın Yararları:

• Mola ve olumlu pekiştirme sürecini bir arada kullanmak kolaydır.
• Mola sürecinin etkisi oldukça hızlıdır ve bu etki uzun sürelidir.
• Çocuğu eğitim ortamından uzaklaştırmadan da mola uygulamaları yapılabilir.
• Çok zorlayıcı davranışların (saldırganlık gibi) azaltılmasında mola önemli bir seçenektir.

Molanın Potansiyel Yan Etkileri Ve Olumsuzlukları:

• Çocuğun sık ve uzun zaman aralıkları için pekiştireç bulunamayacağı bir alana gönderilmesi, uygulamacıya çocuktan kurtulma fırsatı sağladığı için olumsuz pekiştirme etkisi yaratabilir. Mola süresinin uzatılması, mola yönteminin suistimal edilmesi anlamına gelir.
• Pek çok durumda molanın uygun olmayan davranışı azaltmada etkili olmadığına ilişkin veri elde edilmiştir.
• Çocuklar arasındaki bireysel farklılıklar dikkate alınmazsa, çocukların birinin diğerine karşı pekiştirlmesi ya da cezalandırılması olarak algılanabilir. Bu durumda çocuk başka uygun olmayan davranışlar sergileyebilir.
• Çocuğun eğitim ortamından uzaklaştırlması, akademik performansını olumsuz etkileyebilir.

Molanın Uygun Kullanımı İçin Öneriler:

• Mola kullanımı, olumlu pekiştirme uygulaması ile eşleştirilmelidir.
• Çocuk, bulunduğu ortam ve etkinliklerin mola alanındakilerden daha cazip olduğunu algılamalıdır.
• Uygulayıcı molanın etkili olup olmadığını izlemeli, etkili değilse sürdürmemelidir.
• Uygulayıcı, zor davranışlar sergileyen çocukları uzaklaştırma yöntemi olarak, mola uygulamasını suistimal etmemelidir.
• Mola süresi gereğinden fazla uzatılmamalı, davranış durdurktan sonra en fazla 1-3 dakika olmalıdır.
• Mola alanının pekiştirici olmamasına özen gösterilmelidir.
• Mola, saldırganlık ve zarar verme davranışları için etkili olsa bile, kendi başına olmayı yeğleyen çocuklar için kullanılmamalıdır.
AŞIRI DÜZELTME/ONARMA

1. ONARICI AŞIRI DÜZELTME
Düzeltme (onarma), çocuğun çevreyi uygun olmayan bir davranışı yapmadan önceki haline getirmesi olarak tanımlanabilir. Çok küçük çocukların bağımsız olarak çevreyi düzeltmesi mümkün olmayabilir. Bu durumda uygulayıcı yaş ve yeteneklere bağlı olarak işin bir bölümünü çocuktan isteyebilir. Bir bölümüne ise yardım edebilir. Buna ”yardımla düzeltme” adı verilir.
Çocuğun uygun olmayan davranışı ile bağlantılı olarak çevrenin eski haline getirilmesine çevredeki başka şeylerin de düzeltilmesi eklenerek bir tür cezaya dönüştürülebilir. Yöntem bu şekilde kullanıldığında da ”onarıcı aşırı düzeltme” adını alır. Onarıcı aşırı düzeltme, bir kasıt olmaksızın gerçekleşen durumlarda kesinlikle kullanılmamalıdır.
Onarıcı aşırı düzeltme kullanırken hangi ilkeler dikkate alınmalıdır?
• Çocuktan istenen tepki, onun uygun olmayan davranışı ile doğrudan ilişkili olmalıdır.
• Aşırı düzeltme uygulaması davranışın hemen ardından gelmelidir.
• Çocuğa, eğer gerekliyse, bu süreçte dereceli olarak yardım edilmeli ve bu yardım giderek azaltılmalıdır.
Onarıcı aşırı düzeltme hangi durumlarda kullanılmamalıdır?
• Eğer çocuk kendinden isteneni yapmayı reddederse, katılmazsa ya da işbirliği içinde olmazsa, uygulayıcının fiziksel fiziksel güç kullanması gerekebilir. Bu durum çocuğu saldırgan hale getirebilir.
• Aşırı düzeltme sürecinde beklenen performansı göstermek, çocuk için çok zor ya da olanaksız olabilir.
• Özellikle aşırı düzeltme arkadaşların önünde uygulandığında- çocuklar öğretmenin dikkatinin uygun olmayan davranışları izlediğinin farkına varabilirler ve öğretmenin dikkatini çekmek için, uygun olmayan davranışı yapmaya yönelebilirler.
• Aşırı düzeltme süreci, eğitim ortamlarında diğer çocukların davranışlarını ve onların öğrenmesini olumsuz etkileyebilir.

2. OLUMLU ALIŞTIRMA
Uygun olmayan davranıştan sonra, uygun olmayan davranışın sonucunu düzleten bir uygun davranışın tekrarlanmasına olumlu alıştırma denir. Olumlu alıştırmada çocuk, uygun olmayan davranışı gösterdiğinde o anda yapılan etkinlik durdurulur ve uygun davranış sözel olarak tanımlanır. Sonra, uygun davranışın tekrar edilmesi sağlanır. Bu davranış gerçekleştiğinde, öğretmen teşekkür ederek doğru davranışı tekrar tanımlar. Olumlu alıştırma cezalandırcı bir süreç içermemesi nedeniyle, davranışlar azaltmakta uygun bir yaklaşımdır. Doğru tepkiler için pekiştirme kullanılması, uygun olmayan davranışı yapmak için çocukları cesaretlendirebilir.
3. OLUMLU ALIŞTIRMALARLA AŞIRI DÜZELTME
Olumlu alıştırma yöntemi, olumlu alıştırmalarla aşırı düzeltme biçiminde de uygulanabilir. Bu biçimin olumlu alıştırmadan farkı, uygun olamayan davranıştan sonra davranışın uygun biçiminin birden fazla sayıda tekrarlatılması ve bir tür cezaya dönüştürülmesidir. Bu uygulamada, genellikle, olumlu alıştırmayı pekiştirme izlenmez. Ancak, yapılan araştırmalarda pekiştirmenin olumlu etkilerine ilişkin ipuçları vardır.
BEDENSEL CEZA

Bedensel ceza, acı vermek amacıyla çocuğun bedenine elle veya bir nesne ile vurulması, baskı uygulanması gibi durumları kapsar. Eğitim ortamlarında uygun olmayan davranışları azaltma için başvurulan ama kabul edilmeyen yöntemlerden birisidir.
Bedensel Cezanın Zararları
• Bedensel ceza, davranışı azaltmaz, sadece baskılar,yani, cezanın varlığından uygun olmayan davranışın ortaya çıkmasını engeller.
• İyi ve haklı nedenlere dayanmayan bedensel ceza, kaygı ve saldırganlık gibi başka davranış sorunlarına yol açar.
• Bedensel cezanın uygun olmayan davranışı baskılayıcı etkisi, uygulayıcının ceza verme davranışını artırabilir.
• Bedensel ceza, uygun davranışın ne olduğuna ilişkin bir ipucu sağlamaz.
• Bedensel cezalandırma davranışları, ceza alan ve bunu izleyen çocuklar için olumsuz bir model oluşturur.
• Bedensel ceza, cezalandırılan çocukta dargınlık ve içe kapanma gibi olumsuz sonuçlara yol açabilir.
• Bedensel ceza, olumlu iletişim kurma fırsatlarını engeller.
• Bedensel ceza, güçlünün haklı olduğu düşüncesini yaratabilir.
• Bedensel olarak cezalandırılan çocuğun akademik çalışmalara yönlendirilmesi güçleşir. Bu da ikinci bir ceza olarak başarısızlığı getirir.

UYGUN OLMAYAN DAVRANIŞLARI AZALTMANIN AŞAMALARI
1. Hedef davranış belirleme:
Seçilen bir davranış;
a. Davranış, çocuğun kendisine veya arkadaşlarına fiziksel olarak zarar vermekte mi?
b. Davranış, çocuğun ya da arkadaşlarının öğrenmesini olumsuz etkilemekte mi?
c. Davranış, başka davranış problemlerinin ortaya çıkmasına yol açmakta mı?
d. Davranış, çocuğun sosyal ortamlardan dışlanmasına yol açmakta mı?
e. Davranış, çocuğun çocuğun kullandığı ilaçların bir yan etkisi olarak ve o sırada geçirdiği geçici bir rahatsızlığın (soğuk algınlığı, grip vb.) etkisiyle mi ilişkili?

Bu soruların bir ya da birkaçına evet yanıtı vermişseniz ikinci basamağı izleyiniz.

2. Hedef davranışın hangi ortamlarda ve ne kadar sıklıkta ortaya çıktığını belirleyiniz. Bunun için Ünite 6’da yer alan gözlem ve kayıt etme konusunu okuyunuz.
3. Hedef davranışı düşürmeyi hedeflediğiniz sıklığı (ölçüt) belirleyiniz. Ölçütünüz, uygun olmayan davranışı tamamın ortadan kaldırmak olabileceği gibi, sıklığı belli bir düzeye indirmek de olabilir.
4. Hedef davranışları azaltma yöntemlerini gözden geçiriniz ve en uygun yöntemi belirleyiniz. Olabildiğince ılımlı yöntemler seçmeye özen gösteriniz.
5. Yöntemi, davranış hedeflediğiniz sıklığa düşünceye kadar tutarlı biçimde uygulamayı devam ediniz.
6. Yöntemi, uygularken, seçtiğiniz kayıt etme yöntemi ile kayıt tutmayı sürdürünüz.
7. Davranış hedeflediğiniz sıklığa kadar azaldıysa ya da tamamen ortadan kalktıysa, sizi kutlarım. Diğer uygun olmayan davranışl

Reaktif Bağlanma Bozukluğu

Reaktif Bağlanma Bozukluğu

Reaktif Bağlanma Bozukluğu

Reaktif Bağlanma Bozukluğu

Reaktif Bağlanma Bozukluğu

Reaktif Bağlanma Bozukluğu, 5 yaşından önce başlayan ve sosyal ilişki düzeyinde hasarla kendini gösteren gelişimsel bir bozukluktur. Reaktif Bağlanma Bozukluğu’nda beynin stresle baş etme merkezi ilgili bir problem olduğu düşünülmektedir. Bağlanma bozukluğu olarak da bilinen Reaktif Bağlanma Bozukluğu, Bipolar Bozukluk ya da Dikkat Eksikliği Bozukluğu tanıları ile karıştırılabilmektedir.

Reaktif Bağlanma Bozukluğu çocuklarının temel özelliği; yaşamın ilk yıllarında anneyle çocuk arasında gelişen bağlanmayı gerçekleştirememiş olmalarıdır. Bağlanma, bebeğin ilk zamanlarında annesinin, çocuğun ağlamasına, onun ihtiyaçlarını karşılayacak yanıtlar vermesiyle oluşur. Bu ihtiyaçlar; doğru besleme, yatıştırma, teselli etme, rahatlatma, çocuğu tehlike ve diğer tehditlerden koruma ile giderilir. Bu çocuklar bu bağlanmayı gerçekleştiremediklerinden çevrelerine karşı güven oluşturamamaktadırlar. Güven duygusunun gelişmemesine bağlı olarak da duygusal gelişimde problem yaşarlar.
Belirtileri Nelerdir?

 

• Annenin hamilelikte ve sonrasında uyuşturucu madde ve alkol kullanması
• Doğum travması
• İstenmeyen gebelik
• Çocukluğun ilk üç yılında yaşanan fiziksel, duygusal, cinsel istismar
• Fiziksel ve duygusal reddedilme
• Anneden erken ayrılık
• Huzursuz ve gergin aile ortamı
• Sert ve tutarsız ebeveynlik
• Yaşamda çok sık yer değişikliği
• Aşırı koruyucu anne-babalık
• Yetersiz bakım ve çok bakıcı değişikliği
• Travmatik deneyimler
• Ağrı içeren hastalıkların nedenlerinin teşhis edilememesi, ağrının sürekli devam etmesi
• Annenin depresyon geçirmesi
• Çok genç ya da yetersiz ebeveynlik
Nasıl Tanı Konur?

 

Reaktif Bağlanma Bozukluğu tanısı almış çocuklar yaşamın ilk yıllarında, konuşmayı bile öğrenmeden önce dünyanın güvensiz bir yer olduğunu ve çevresindeki yetişkinlerin ihtiyaçlarını karşılamada yetersiz olduklarını öğrenirler. Duygularının çevresine koruyucu bir kabuk örerler. Bu da onları yetişkinlere bağımlı olmaktan korumaktadır. Ebeveynlere ya da diğer yetişkinlere bağımlı olmaktansa, ördükleri koruyucu kabuk çocuğun dünya ile baş etmesinde tek araçtır. Korunmak için yalnız kendilerine bağımlı olan bu çocuklar, bu kabuğu kırmaya çalışan herhangi bir kişiyi tehdit olarak görür, bu tehdidi sadece duygusal yanına değil tüm yaşamına yönelik algılar.
Tedavi Yöntemleri Nelerdir?

 

Anemnezde sosyal iletişim alanında sorun olduğu keşfedildikten sonra:
• Aile çocuğu nasıl yönlendireceği konusunda eğitilmeli
• Ebeveynlik becerileri artırılmalı
• Annenin depresyonu varsa tedavi edilmeli
Eğitim sürecinden sonra Reaktif Bağlanma Bozukluğu tanısı konmuş çocuk, otizmden farklı olarak kısa sürede konuşmaya ve taklit etmeye başlar. 3 aylık tedavi programı ile sosyal-iletişim alanında artma, tekrarlayıcı davranış bozukluklarında düzelme, dil becerilerinde artma görülebilmektedir.
Çocukluk deneyimlerimizin etkisinden kurtulmak bizim için bile çok zor olmasına rağmen Reaktif Bağlanma Bozukluğu olan bir çocuk tamamen normal bir yaşam standardı yakalayabilir. Olumlu yönde geribildirim alınabilmesi için RAD’lı bir çocuğun yaklaşık 12 yaşından önce bağlanma terapisine başlaması ve iyileşmeyi istemesi gerekmektedir.

Tedavide Uygulanabilecek Eğitsel Yöntemler

Geleneksel ve davranışçı terapiler reaktif bağlanma bozukluğu taşıyan çocukların eğitimlerinde daha az başarı sağlamaktadır. Doğal olarak geliştirilen yöntemler daha etkilidir ve eğitimlerinde yapılandırma bir gerekliliktir.
Yaygın olarak kullanılan bağlanma terapileri çocuğun semptom olarak ortaya çıkan davranışlarını değiştirmekten ziyade çocuk ile ailesi arasındaki bağı güçlendirmek üzerine kuruludur. Bağlanma bir kere gerçekleştiğinde, arzu edilen duygular, davranışlar, tutumlar ve düşünme şekilleri de kendiliğinden gelişecektir. Terapi süreçleri iki temel prensip üzerine kuruludur: Reaktif bağlanma bozukluğu çocuklarının hem sevgiye hem de sınıra ihtiyaçları vardır.
Ebeveynler çocuklarına karşı sevgi dolu, nazik, ilgili olurken bir diğer yandan da açık ve uygun limitler koymalıdırlar. Ebeveynler kontrolü ele geçirmek için tehdit, ceza ve korkuya başvurmamalıdır. Bu metotlar tüm çocuklarda karşıt tepkilerin gelişmesine neden olur, uyum davranışından çok isyankar bir tutuma yol açar.
Bireysel terapiler reaktif bağlanma bozukluğu çocuklarının tedavi sürecinde çok etkili değildir. Bu yüzden aile terapisi daha çok tercih edilir. Ebeveynler terapi sürecinde daima hazır olmalıdır. Oyun ya da konuşma terapisinden, çok geçmiş travmalara yönelik konuşmalar daha etkilidir.
Terapinin diğer önemli bir parçası da ebeveynin eğitimidir. Birçok insan kendi ailelerinin ebeveynlik kalıplarını alır, fakat bu bir reaktif bağlanma bozukluğu çocukları için genellikle uygun görülmez. Çocuklar anne – baba sevgisini reddettikleri için ailelerin özel beceriler geliştirmeleri gereklidir. Terapi sürecinde ebeveynler de, sevgi istemeyen ve ebeveynini reddeden bir çocuğa sevgi vermeyi ve ebeveynlik yapmayı öğrenirler. Aileler ayrıca, kendi çocuklarının içsel düşünme mekanizmalarını öğrenirler. Çocuklarının nasıl düşündüğünü, hissettiğini ve davranışlarını anlamaya çalışmalıdırlar. Ebeveyn eğitiminin bir amacı da, anne babaları çocuğun acısından korumak ve çocuğun davranışlarından yara almadan duygularını kontrol etmeyi öğrenmektir. Bu beceri çocuğun bağlanma geliştirmesi sırasında ebeveynin sevgisini kaybetmeden sürdürmesine yardımcı olur.
Sonuç olarak, tedavinin amaçları erken kayıpların telafisi, güven duygusunun kazanımı, duyguların şekillenmesi, içsel kontrolün gelişmesi, karşılıklı ilişkilerin kurulması, dışsal yapılara ve sosyal kurallara uygun tepkilerin öğrenilmesi ve yanlış düşünce kalıplarının düzeltilmesi ve özsaygının geliştirilmesidir.
Anne-Babaların Yapabilecekleri
Sarılmaya vakit ayırma: Bu çocukların fazlasıyla sevgiye ihtiyaçları olduğu için bağlanmayı artıracak tepkiler verilmelidir ( sarılama, sallanma, dokunma…).

Göz Kontağı Kurma : RAD’lı çocukların tipik özelliği yakınlarıyla göz kontağı kurmazken; yabancılarla çok rahat kurabilirler. Ebeveynlerin yapması gereken her fırsatta çocuğu göz kontağı kurmaya zorlamaktır.

Sağlam bir şekilde oturtma: Hata yaptığı zaman kendini kontrol etmeyi ve sabretmeyi öğrenebileceği bir yöntemdir (sesten ve diğer dış uyaranlardan uzak dikkatini dağıtmayacak bir yerde).

Sınırları ortadan kaldırma: Reaktif Bağlanma Bozukluğu olan çocuklar kendilerine çok yaklaşılmasına izin vermezler. Onlarla iyi iletişim kurmak için kendi sınırlarımızı ortadan kaldırmamız gerekir. Onların bağlılığını kazanmak ya da iyi bir davranış elde etmek için öfkemize hakim olmalıyız.

Televizyon, bilgisayar, video oyunları ve radyo: Bu çocuklar pasif aktivitelerden mümkün olduğunca uzaklaştırılmalıdır. Televizyon, bilgisayar gibi araçlarla olan ilişkileri sınırlandırılmalıdır. Bunların yerine lego, vs.. gibi problem çözme yeteneğini geliştirecek aktivitelere öncelik verilmeli.

Mobilya, ev eşyaları: Reaktif bağlanma bozukluğu çocuklarının evdeki eşyalara zarar verdiği sıklıkla görülür. Bu davranış bozukluğu da aileleri tedirgin eder ancak ebeveynlerin ilişkilerini bunun üzerine kurmamaları gerekmektedir.

Arkadaş ve akrabalar: Başka mekanlarda nasıl davranacağını bilemediğinden arkadaşlarını eve çağırmak arkadaşlık ilişkilerine zarar vermemek ve davranışlarını daha kolay kontrol altına almak açısından daha etkilidir.
REAKTİF BAĞLANMA BOZUKLUĞU (RAD)

Reaktif Bağlanma Bozukluğu, 5 yaşından önce başlayan ve sosyal ilişki düzeyinde hasarla kendini gösteren gelişimsel bir bozukluktur. Reaktif Bağlanma Bozukluğu’nda beynin stresle baş etme merkezi ilgili bir problem olduğu düşünülmektedir. Bağlanma bozukluğu olarak da bilinen Reaktif Bağlanma Bozukluğu, Bipolar Bozukluk ya da Dikkat Eksikliği Bozukluğu tanıları ile karıştırılabilmektedir.
Reaktif Bağlanma Bozukluğu çocuklarının temel özelliği; yaşamın ilk yıllarında anneyle çocuk arasında gelişen bağlanmayı gerçekleştirememiş olmalarıdır. Bağlanma, bebeğin ilk zamanlarında annesinin, çocuğun ağlamasına, onun ihtiyaçlarını karşılayacak yanıtlar vermesiyle oluşur. Bu ihtiyaçlar; doğru besleme, yatıştırma, teselli etme, rahatlatma, çocuğu tehlike ve diğer tehditlerden koruma ile giderilir. Bu çocuklar bu bağlanmayı gerçekleştiremediklerinden çevrelerine karşı güven oluşturamamaktadırlar. Güven duygusunun gelişmemesine bağlı olarak da duygusal gelişimde problem yaşarlar.

Reaktif Bağlanma Bozukluğu Olan Çocukların Özellikleri
Reaktif Bağlanma Bozukluğu tanısı almış çocuklar yaşamın ilk yıllarında, konuşmayı bile öğrenmeden önce dünyanın güvensiz bir yer olduğunu ve çevresindeki yetişkinlerin ihtiyaçlarını karşılamada yetersiz olduklarını öğrenirler. Duygularının çevresine koruyucu bir kabuk örerler. Bu da onları yetişkinlere bağımlı olmaktan korumaktadır. Ebeveynlere ya da diğer yetişkinlere bağımlı olmaktansa, ördükleri koruyucu kabuk çocuğun dünya ile baş etmesinde tek araçtır. Korunmak için yalnız kendilerine bağımlı olan bu çocuklar, bu kabuğu kırmaya çalışan herhangi bir kişiyi tehdit olarak görür, bu tehdidi sadece duygusal yanına değil tüm yaşamına yönelik algılar.

Reaktif Bağlanma Bozukluğunun Sebepleri
. Annenin hamilelikte ve sonrasında uyuşturucu madde ve alkol kullanması
• Doğum travması
• İstenmeyen gebelik
• Çocukluğun ilk üç yılında yaşanan fiziksel, duygusal, cinsel istismar
• Fiziksel ve duygusal reddedilme
• Anneden erken ayrılık
• Huzursuz ve gergin aile ortamı
• Sert ve tutarsız ebeveynlik
• Yaşamda çok sık yer değişikliği
• Aşırı koruyucu anne-babalık
• Yetersiz bakım ve çok bakıcı değişikliği
• Travmatik deneyimler
• Ağrı içeren hastalıkların nedenlerinin teşhis edilememesi, ağrının sürekli devam etmesi
• Annenin depresyon geçirmesi
• Çok genç ya da yetersiz ebeveynlik

Otizm ve Reaktif Bağlanma Bozukluğu Arasındaki Benzerlikler
Bu iki gelişimsel bozukluk arasındaki benzerlikler aşağıda sıralanmıştır:
• Anlamlı yüz ifadesinin olmaması
• Sözel uyarana tepkisizlik
• Fiziksel teması reddetme
• İletişimde nitel bozulma
• Ekolali (ses taklidi)
• Hayali oyun eksikliği
• Tekrarlayıcı davranışlar

Reaktif Bağlanma Bozukluğunda Tedavi
Anemnezde sosyal iletişim alanında sorun olduğu keşfedildikten sonra:
• Aile çocuğu nasıl yönlendireceği konusunda eğitilmeli
• Ebeveynlik becerileri artırılmalı
• Annenin depresyonu varsa tedavi edilmeli
Eğitim sürecinden sonra Reaktif Bağlanma Bozukluğu tanısı konmuş çocuk, otizmden farklı olarak kısa sürede konuşmaya ve taklit etmeye başlar. 3 aylık tedavi programı ile sosyal-iletişim alanında artma, tekrarlayıcı davranış bozukluklarında düzelme, dil becerilerinde artma görülebilmektedir.
Çocukluk deneyimlerimizin etkisinden kurtulmak bizim için bile çok zor olmasına rağmen Reaktif Bağlanma Bozukluğu olan bir çocuk tamamen normal bir yaşam standardı yakalayabilir. Olumlu yönde geribildirim alınabilmesi için RAD’lı bir çocuğun yaklaşık 12 yaşından önce bağlanma terapisine başlaması ve iyileşmeyi istemesi gerekmektedir.

Tedavide Uygulanabilecek Eğitsel Yöntemler

Geleneksel ve davranışçı terapiler reaktif bağlanma bozukluğu taşıyan çocukların eğitimlerinde daha az başarı sağlamaktadır. Doğal olarak geliştirilen yöntemler daha etkilidir ve eğitimlerinde yapılandırma bir gerekliliktir.
Yaygın olarak kullanılan bağlanma terapileri çocuğun semptom olarak ortaya çıkan davranışlarını değiştirmekten ziyade çocuk ile ailesi arasındaki bağı güçlendirmek üzerine kuruludur. Bağlanma bir kere gerçekleştiğinde, arzu edilen duygular, davranışlar, tutumlar ve düşünme şekilleri de kendiliğinden gelişecektir. Terapi süreçleri iki temel prensip üzerine kuruludur: Reaktif bağlanma bozukluğu çocuklarının hem sevgiye hem de sınıra ihtiyaçları vardır.
Ebeveynler çocuklarına karşı sevgi dolu, nazik, ilgili olurken bir diğer yandan da açık ve uygun limitler koymalıdırlar. Ebeveynler kontrolü ele geçirmek için tehdit, ceza ve korkuya başvurmamalıdır. Bu metotlar tüm çocuklarda karşıt tepkilerin gelişmesine neden olur, uyum davranışından çok isyankar bir tutuma yol açar.
Bireysel terapiler reaktif bağlanma bozukluğu çocuklarının tedavi sürecinde çok etkili değildir. Bu yüzden aile terapisi daha çok tercih edilir. Ebeveynler terapi sürecinde daima hazır olmalıdır. Oyun ya da konuşma terapisinden, çok geçmiş travmalara yönelik konuşmalar daha etkilidir.
Terapinin diğer önemli bir parçası da ebeveynin eğitimidir. Birçok insan kendi ailelerinin ebeveynlik kalıplarını alır, fakat bu bir reaktif bağlanma bozukluğu çocukları için genellikle uygun görülmez. Çocuklar anne – baba sevgisini reddettikleri için ailelerin özel beceriler geliştirmeleri gereklidir. Terapi sürecinde ebeveynler de, sevgi istemeyen ve ebeveynini reddeden bir çocuğa sevgi vermeyi ve ebeveynlik yapmayı öğrenirler. Aileler ayrıca, kendi çocuklarının içsel düşünme mekanizmalarını öğrenirler. Çocuklarının nasıl düşündüğünü, hissettiğini ve davranışlarını anlamaya çalışmalıdırlar. Ebeveyn eğitiminin bir amacı da, anne babaları çocuğun acısından korumak ve çocuğun davranışlarından yara almadan duygularını kontrol etmeyi öğrenmektir. Bu beceri çocuğun bağlanma geliştirmesi sırasında ebeveynin sevgisini kaybetmeden sürdürmesine yardımcı olur.
Sonuç olarak, tedavinin amaçları erken kayıpların telafisi, güven duygusunun kazanımı, duyguların şekillenmesi, içsel kontrolün gelişmesi, karşılıklı ilişkilerin kurulması, dışsal yapılara ve sosyal kurallara uygun tepkilerin öğrenilmesi ve yanlış düşünce kalıplarının düzeltilmesi ve özsaygının geliştirilmesidir.
Anne-Babaların Yapabilecekleri
Sarılmaya vakit ayırma: Bu çocukların fazlasıyla sevgiye ihtiyaçları olduğu için bağlanmayı artıracak tepkiler verilmelidir ( sarılama, sallanma, dokunma…).

Göz Kontağı Kurma : RAD’lı çocukların tipik özelliği yakınlarıyla göz kontağı kurmazken; yabancılarla çok rahat kurabilirler. Ebeveynlerin yapması gereken her fırsatta çocuğu göz kontağı kurmaya zorlamaktır.

Sağlam bir şekilde oturtma: Hata yaptığı zaman kendini kontrol etmeyi ve sabretmeyi öğrenebileceği bir yöntemdir (sesten ve diğer dış uyaranlardan uzak dikkatini dağıtmayacak bir yerde).

Sınırları ortadan kaldırma: Reaktif Bağlanma Bozukluğu olan çocuklar kendilerine çok yaklaşılmasına izin vermezler. Onlarla iyi iletişim kurmak için kendi sınırlarımızı ortadan kaldırmamız gerekir. Onların bağlılığını kazanmak ya da iyi bir davranış elde etmek için öfkemize hakim olmalıyız.

Televizyon, bilgisayar, video oyunları ve radyo: Bu çocuklar pasif aktivitelerden mümkün olduğunca uzaklaştırılmalıdır. Televizyon, bilgisayar gibi araçlarla olan ilişkileri sınırlandırılmalıdır. Bunların yerine lego, vs.. gibi problem çözme yeteneğini geliştirecek aktivitelere öncelik verilmeli.

Mobilya, ev eşyaları: Reaktif bağlanma bozukluğu çocuklarının evdeki eşyalara zarar verdiği sıklıkla görülür. Bu davranış bozukluğu da aileleri tedirgin eder ancak ebeveynlerin ilişkilerini bunun üzerine kurmamaları gerekmektedir.

Arkadaş ve akrabalar: Başka mekanlarda nasıl davranacağını bilemediğinden arkadaşlarını eve çağırmak arkadaşlık ilişkilerine zarar vermemek ve davranışlarını daha kolay kontrol altına almak açısından daha etkilidir.

Boşanma ve çocuk üzerindeki etkileri

Boşanma ve çocuk üzerine etkileri
Boşanma hiç kuşkusuz, çocukların başına gelebilecek en sarsıcı olaylardan birisi ve potansiyel olarak onların gelişmelerini ciddi bir biçimde etkileyecek bir dizi değişikliği de beraberinde getirmektedir. “Potansiyel bir durumdur, çünkü boşanmış bir ailenin bireyi olarak yaşamak kaçınılmaz olarak çocuklara zarar veren bir durum değildir. Önemli olan anne ve babanın evliliklerinin sona ermesini nasıl karşıladıkları, boşanmadan sonra hayatlarını ve ilişkilerini nasıl sürdükleri ve çocukları ile ilgilenmeye devam etmeleridir. 1 yılda 1 milyondan fazla çocuk, anne baba boşanması ya da ayrılığı yaşamaktadır. Boşanmaya karşı çocukların tepkilerinin varlığının farkında oluşun artmasıyla, 1960’lardan bu konu üzerine bir çok araştırma yapılmıştır.
1975’ten bu yana boşanmalar yılda 1 milyonu aştı.
Bugün yapılan iki evlilikten biri boşanma ile sonuçlanacak
1983’te doğan çocukların %45’nin anne babası boşanacak. %35’inin anne babası tekrar evlenecek, %20’sinin anne ya da babası ikinci eşinden de ayrılacak.
Evliliklerin yarısı ilk 7 yıl içerisinde sona eriyor. Buna göre 1980’lerde doğmuş çocukların aşağı yukarı üçte biri 18 yaşına gelmeden tek ebeveynli bir evde yaşayacak.
Bu istatistiksel veriler boşanmanın ciddi bir sosyal sorun olduğunu şüphe götürmez bir tarzda kanıtlamaktadır. Ancak boşanmayı iyi ya da kötünün karşıtlığı olarak görmek çok basit bir yaklaşım olur.

Boşanma ile ilgili düşündürücü gerçeklerin ve anne babası boşanmış çocukların gelişimle ilgili ve psikolojik sorunlar yaşamak açısından diğer çocuklardan daha fazla risk altında olduğuna dair artan verilerin ışığı altında, giderek daha fazla çift aileyi dağıtmanın doğru olup olmayacağını sorgulamaktadır. Bazıları, en azından çocuklar büyüyüp evden ayrılana kadar, kişisel isteklerini bir kenara atıp evliliği sürdürmeyi düşünebilir. Boşanmayı karşı tarafın istediği durumlarda, eşler karşı tarafın önüne istatistikleri koyarak, karşı tarafta suçluluk duyguları uyandırıp, fikrini değiştirmeyi deneyebilir. Araştırma sonuçları göstermiştir ki; sadece çocukların iyiliği için bir arada kalmanın çok nadir işe yaradığıdır. Bazen, birarada kalmak, çocuklara, anlaşamayan eşlerin boşanmasından daha çok zarar verebilmektedir. Kasıtlı sessiz kalmalardan, sürekli bağrış çağrışlardan, fiziksel şiddet göstermeye kadar çeşitli anlaşmazlık tezahürlerine şahit olmuş çocuklar, boşanmış aile çocuklarından daha uyumsuzdur. Kısacası, bazen, bir evlilik sorununu çözmenin tek yolu evliliği sona erdirmek olabilir.
Günümüzde evliliklerin sona ermesi sık rastlanır bir olay olduğu için, bir çok çocuk- çok küçük olanlar hariç- boşanma kelimesini bilmektedirler. Eğer evliliğiniz bir süredir gergin ve mutsuzsa, çocuklarınızın birşeylerin yolunda gitmediğinin farkında olmaları büyük bir olasılıktır. Kavganın-özellikle fiziksel şiddet ve alkolizm- bol olduğu ailelerde, çocuklar farkında olmadan, anne babalarının ruhsal durumlarını okumayı öğrenirler. Kızgın ya da mutsuz bir ebeveyne yaklaşmak için en doğru zamanı çeşitli ayrıntılardan yola çıkarak bulabilirler. Aynı şekilde ne zaman ortada olmamaları gerektiğini de bilirler. Boşanma hakkında az çok bir şeyler bilmek ve sürekli anne-babanın kavgasına tanık olmak bile birçok çocuğu anne babasının ayrılıyor ya da boşanıyor olduğu haberine hazırlamaz. Olay patladığı zaman, ki bu çoğu kez anne ya da babanın evden ayrılması ile kanıtlanır, bir çok çocuk gerçekten sarsılır. Eğer çocuk anne ve babasının kavgalarından uzak tutulmuşsa daha da büyük bir şok yaşar. İstismar eden biri bile olsa, bir ebeveynden ayrı olmak çocukları dehşete düşürür. Çocuğun aileyi terk etmiş olan ebeveyni özlemesi doğaldır. Ebeveynin ayrılmış olması çocukların bağlılık duygularını yok etmez.
Amato ve Keith (1991) boşanmış ailelerin çocuklarıyla ilgili yapılan 92 çalışmanın metaanalizini yapmışlardır. Boşanma sırasında çocuğun yaşının, çocuğun psikolojik ve sosyal uyum ve anne-baba ile ilişkilerine üzerine en anlamlı etki eden faktör olduğunu saptamışlardır. Her çocuğun gelişim hızı aynı olmasa da, aynı yaş grubundaki çocuklar benzer özellikler taşır. Ailenin dağılması, aynı yetişkinlerde olduğu gibi, çocuklarda da bir çok değişik duygusal tepkiye yol açar. Çocuklar bu duyguları ilerideki yaşamlarının çeşitli aşamalarında tekrar tekrar yaşayabilirler. İçinde bulundukları yaşa göre bazı duygular öne çıkar, diğerleri geri planda kalıp ilerki yaşlarda tekrar yoğunluk kazanır.
Sevilen Ebeveynin Kaybına Tepkiler
Disforik tepkiler
Diğer bakımvericiye tepkiler
Dışa vuran Tepkiler
Acı ve umutsuzluk Kendini rahatlatma Bağımlılık Kayıp korkusu Kızgınlık Huzursuzluk
Bebeklik Kederli, ağlayan, yasta, apati Parmak emme, oyuncaklarına sarılma Yapışkanlık Ayrılık kaygısı Ayrımsız öfke Ajitasyon
Okul öncesi Ağlama (fakat azalmış), üzüntü, çekilme Masturbasyon Yapışkanlık, bakım görme arzusu Ayrılık kaygısı Oyunlarda kızgınlık ve öfkenin dışa vurması Ajitasyon
Orta Çocukluk Ağlama, üzüntü Yapışkanlık, mızmızlanma, bebeksi konuşma, bağımsızlık Okul fobisi İtaatsizlik, okuldan kaçma, suç işleme Huzursuzluk, okul başarısında azalma
Ergenlik Gözü yaşlılık, üzüntü, bitkinlik Okul fobisi Asilik, kavgacılık, kabalık, ilaç kötüye kullanımı, içki kullanma, evden kaçma, seksüel aktlar Huzursuzluk, okul başarısında azalma
Okul öncesi yaşlar
Okul öncesi çocukların ebeveyn boşanmasına tepkileri
Regresyon
Emosyonel gereksinimlerde artma
Bağımlılık, Clinging (yapışkanlık, yetişkinin eteklerinin dibinden ayrılmama)
Artmış Agresyon
Korku, üzüntü, kızgınlık olarak gözlenebilmektedir.
Klinik çalışmalarda genel olarak okul öncesi dönemdeki çocukların akut yas dönemimi yaşantılarının benzer olduğu belirtilmektedir.
Gelişimsel evreye bağlı olarak 3 özgün faktör zedelenebilirliği (vulnerability) belirlediğine işaret edilmektedir (Roseby, 1985):
Cinsiyet (Gender): Bir çok bildiride okul öncesi erkeklerin, kızlara oranla daha fazla gelişimsel bozuklar gösterdiği ve bu problemlerin daha uzun sürdüğü gösterilmiştir (Emery 1982, Hetherington ve ark 1978, 1979, Hodges ve Bloom 1984, Kurdek ve Berg 1983, Wellerstein ve Kelly 1980b). Cinsiyetler arası fark olmadığını bildiren çalışmalarda vardır (Pett 1982, Reinhard 1977). Boşanmalarda sıklıkla evi baba terk etmekte, psikanalitik çerçeveden erkek çocuğun neden daha sık etkilendiği bu açıdan izah getirilebilmektedir. Okul öncesi çocukların boşanma sonrası babanın yokluğunda erkekliği telafi (compensatory masculinity), egosentrik düşünce ve ödipal korkularla izah edilmektedir (Roseby, 1985).
Boşanma öncesi evde yaşanan Stres: Boşanma öncesi yaşanan olayların niteliği önemlidir. Eğer boşanma öncesi şiddet ve çatışmalar yoğun yaşanmış ise çocuklar bozuklukları daha şiddetli yaşamakta ve uzun süreli etkilere daha yatkın olmaktadırlar (Wallerstein & Kelly 1974)
Ebeveynlik işlevlerinin yeterli gösterilmemesi (Lack of adequate parenting): Bu durum çocukların güven ve otonomi duygusunu olumsuz olarak etkilemektedir (Wertman 1972).
Kısa Dönemdeki (Akut ) Etkiler
Okul öncesi çocukların bilişsel, gelişimsel sınırlılıkları ve duygusal immaturiteleri sebebiyle, boşanmaya tepkileri abartılı olmaktadır. Wallersteib ve Kelly (1980b) okul öncesi çocukların boşanmanın akut dönemdeki kriz etkilerine oldukça duyarlı olduklarına dikkat çekmişlerdir. Bu semptomlar bu yaş çocuklarının olaylara immatur yaklaşımları, fantazi ile gerçeği ayırt etmede güçlükleri, bakım ve korunma için anne-babaya muhtaç ve bağımlı oluşlarının farkında oluşlarıyla ilişkilidir. Erkekler babanın gidişini kızlara oranla daha az tolere etmektedirler. Bu çalışmada ayrılık sonrasında 1 yıl sonra yapılan değerlendirmede bu çocukların çoğunda; regresyon, agresyon ve korkunun kaybolduğu gözlenmiştir. Eğer bu bulgular devam ediyorsa, bu durum boşanmanın kendisinden başka faktörlere bağlıydı. Bunlar: devam eden ebeveyn çatışması ve yetersiz anne-baba işlevlerinin olmasıydı. Bu durum çalışmadaki 34 çocuğun yarısında gözlenmekteydi. Bu durum ; çok küçük çocuklarda boşanma kararı ve erken yas evresinde kriz tepkilerinin normal olabileceğini düşündürmektedir. Wallerstein ve Kelly: ebeveyn çocuk ilişkisinin kalitesinin boşanmayı takiben ilk yılda küçük çocuğun durumla başa çıkabilmesinin en önemli belirleyicisi olduğu sonucuna vardılar.
Davranışsal Tepkiler
Regresyon
Artmış Agresyon
Klinik çalışmalarda okul öncesi çocukların çoğunun, anne ve babasının ayrılmasına ve boşanmasına, gelişimlerinde tamamladıkları bir aşamaya geri dönerek tepki gösterir. Bu kısa vadede (bir kaç ay) normal sayılabilir. Çocuklara zor durumlardan kaçarak, kontrolü elinde tuttukları, zihinsel olarak emin ve rahatlatıcı bir yere sığınma imkanı verir. Bu davranışların 1 yıl sonrasında iyileşmeye başladığı belirtilmektedir (Hetherington ve ark 1978).
Tipik gerileme davranışları parmak emme, yatağı ıslatma, tutturmalar, anne ve babaya vurma, anne babaya aşırı düşkünlük gösterme ve eskiden sevilen bir oyuncuğa yada nesneye tekrar bağlanmaktır.
Çocuklar, anne ve babalarının evliliğinin sona ermesine duydukları öfkeyi, yaşlarına, kişilik özelliklerine ve ailenin durumuna göre değişen şekillerde ifade ederler. Çoğu çocuk, özellikle erkek çocuklar sık sık kavga ederek, anne ve babaya, öğretmenlerine ve onlarla ilgilenen diğer kişilere bağırarak ve kırıp dökerek öfkelerini açığa vurular. Kalter ve Rembars’ın çalışmalarında (1981): bu yaş grubu için agresyonu diğer yaş gruplarına göre düşük bulmuştur. Wallerstein ve Kelly (1975) Odipal dönemdeki okul öncesi çocukların daha agresif ve bağımlılık gösterdiklerini belirtmektedir.
Duygusal Tepkiler
Wallerstein ve Kelly (1975) boşanma veya ayrılma kararını açıklandığı erken yas evresindeki 2.5-6 yaş arasındaki küçük çocukların emosyonel tepkileri başlıca:
Korku, anksiyete ve üzüntü
İrritabilite
Akut seperasyon anksiyetesi
Uyku Problemleri
Bilişsel konfüzyon
Otoerotik aktiviteler (masturbasyon)
Bütün çocuklar anne ve babalarının ayrılmasından ve ailenin dağılmasından sonra korkuya kapılırlar. Okul öncesi çocukları daha çok, birlikte yaşadıkları evde kalan ebeveyninde kendini terk edip gitmesinden, giden ebeveyn tarafından eskisi kadar sevilmemekten, yiyecek ya da yatacak yer bulamamaktan korkarlar. Bu korkularını ağlamak, ebeveynden başka kimse ile kalmayı reddetmek veya ebeveyni göz önünden ayırmamak şeklinde ortaya çıkar.
Bu dönemde çocuklar yaşadıklarına bir anlam verebilmek için fantazilere ve masallardaki büyülü olaylara sığınabilirler. Doğadaki olayların merkezinin kendileri olduklarını inandıkları için ebeveynin gidişinin kendisinin suçu olduğunu düşünürler. Hayallerinde, anne babanın hiç ayrılmadığını kurar, reddedilme ve kaybetme duyguları ile başa çıkabilmek için türlü şeyler uydururlar.
Çocuklar anne babanın ayrılma kararı konusunda söz hakkına sahip değillerdir. Ancak suçluluk duygusu bu konuda onların da rolü olduğu düşüncesine yol açar. Bu duygunun nedeni kendilerinin dünyanın merkezi olduklarına inanmaları ve bu yüzden her şeyin nedeninin kendileri olduğunu düşünmeleridir. Eğer daha uslu olsalardı, okulda daha iyi notlar alsalardı, gizlice babalarının gitmelerini istemeselerdi, annelerine geçen gece karşı gelmeselerdi vb. gibi nedenlerle her şeye kendilerinin sebep olduğunu düşünürler. Hatta durumu düzeltmenin de kendilerine bağlı olduğuna inanırlar.
Anne ve babanın boşanmasının üzerinden yıllar geçse de, hatta onlar ikinci kez evlenmiş olsalar bile bir çok çocuk hala onları bir araya getirme hayalleri kurar, bazen anne ve babalar çocuklarına yanlış sinyaller vererek, onların boş yere umutlanmasına yol açarlar.
Okul öncesi yaşlardaki çocukların çoğu cansız nesneleri insan gibi düşünür ve anne ve babanın onları her türlü şeyden koruyabileceğine inanır. Dolayısıyla en büyük korkuları, onları koruyan bu kişileri kaybetmektir. Bir ebeveynin evden ayrılması bu korkunun gerçeğe dönüşmesidir. Bir ebeveyn gittiğine göre, diğeri de her an gidebilir diye düşünürler. Zaman ve mesafe kavramları tam olarak gelişmemiş olduğu için, onlara göre, bir ebeveynin her sabah işe gitmesi ile başka bir şehirde yaşaması arasında bir fark yoktur. Ayrıca aynı örneklem grubundaki daha büyük çocuklarına oranla daha akut ve büyük tepkiler gösterdiklerine işaret etmişlerdir. Okul öncesi erkek çocukların, aynı yaş grubu kız çocuklarına oranla boşanmadan daha fazla etkilendikleri ifade edilmektedir. Okul öncesi çocuklarda boşanmanın akut etkileri bir yıllık sürede genellikle düzelmektedir.
Uzun Dönemdeki Etkiler (Long-term Effects)
Wallerstein (1984), erken dönemdeki bulguların aksine, 10 yıllık takip çalışmalarında: küçük çocukların daha büyük çocuklara oranla anlamlı derecede daha az emosyonel problem yaşadıklarını saptamıştır. Araştırmacı bunu o dönemde yaşananları küçük çocukların anımsayamamaları ile ilişkili olarak değerlendirmiştir.
Erkek çocukların Cinsiyet Özdeşimi
Yapılan ilk çalışmalarda (Biller 1970, Westman 1970): cinsiyet özdeşimi ve bozulmuş güven ve otonomiyi araştırmak amacıyla araştırmalar yapmışlar. Psikoseksüel gelişimin odipal evresinde boşanma yaşayan erkek çocukların, 3 yaş öncesi ebeveyn boşanması yaşayan erkek çocuklara oranla daha fazla agresif davranışlar gösterdiklerini saptamışlardır.
Santrock (1970) yaptığı çalışmada 0-2yaş, 3-5 yaş ve 6-9 yaşlarında boşanma veya ayrılık yaşamış 11 yaşındaki çocukları çalışmasına almış: erken yaşlarda boşanma yaşayan çocukların daha düşük derecede agresyon gösterdiklerini bildirmiştir.
Psikoanalitik alanda çalışan araştırmacılar ve klinisyenler baba-yokluğu çalışmalarında tipik olarak altını çizdikleri; ödipal evrede artmış agresyonu erkekliği telafi ile açıklamaktadırlar (Gardner 1977).
Kızların Cinsiyet Davranışı
Kalter ve Rembar (1981) 3-5 yaşlarında ebeveyn ayrılığı veya boşanmış ergen kızlarla yaptıkları çalışmada; bu kızların arkadaşlarına karşı daha fazla agresyon gösterdiklerini, aynı yaş grubundaki erkeklere oranla daha fazla akademik problemler yaşadığı gözlenmiştir. Araştırmacılar: bu kızların ödipal dönemde yaşadıkları boşanmaya karşı öfkeyi internalize ederek puberteye kadar taşıdıklarını ileri sürmektedirler.
Hetherington (1972): 13-17 yaşında intakt, dul ve boşanmış aile kızlarıyla yaptığı çalışmada: boşanmış ailelerdeki kız çocuklarının dul ailesi kız çocuklarına oranla daha fazla heteroseksüel patern ve düşük benlik sayısı saptamıştır. 5 yaşından önce ebeveyn boşanması yaşamış kızlar, 5 yaşından sonra ebeveyn boşanması yaşayan kızlara oranla; daha fazla erkeklerle uygunsuz ilişkiye girdikleri, daha fazla baştan çıkarıcı davrandıkları, daha erken ve daha sık flörte ve cinsel ilişkiye başladıkları görülmüştür. Baba yokluğu açısından bakıldığında Hetherington kızların ödipal dönemde bir erkek ebeveyni kaybının etkilerini ergenlik döneminde gösterdiklerini ileri sürmüştür. Baba yokluğu, kızların erkeklerle etkileşimlerini etkilediğini iddia etmiştir.
Davranışsal ve akademik etkiler
Kalter ve Rembar (1981) ‘e göre anne-baba ayrılığını ödipal dönemde yaşamış, anlamlı derecede daha yüksek derecede okul davranış problemleri yaşadıklarını bulmuştur. Araştırmacılar ödipal dönemde ayrılık ve ya boşanma yaşayan erkek çocukların agresyonlarını latans döneme taşıdıklarını ileri sürmektedirler.
Blachcberd ve Biller (1977): baba yokluğu yaşayan erkek çocukların okul başarılarını araştırmasında: 5 yaş öncesi ebeveyn boşanması yaşayan latans yaşı erkek çocukların anlamlı derecede daha sık okul başarısızlığı yaşadıklarını saptamıştır.
Çoğu baba sevgi doludur ve çocuklarının hayatında olumlu bir rol oynar. Babalar evden ayrıldıkları zaman çocuklarını her karşılarında görebilecekleri güçlü erkek modelinden mahrum etmiş olurlar. Dahası erkek çocuklar sorumluluk, başarı, babalık, diğer insanlarla geçinmek, karşı cinsle ilişki kurmak ve saldırgan huylarını kontrol etmek gibi konularda uygun erkek davranışlarını öğrenmek için belki de hayatlarının en güvenilir öğretmenini kaybetmiş olurlar.
Babasız evlerde büyüyen erkek çocukların daha az rekabetçi, sporla daha az ilgili, başkalarına bağımlı ve daha saldırgan oldukları araştırmalarda saptanmıştır. Okulda da başarısız olmaları ve otoriteye başkaldırmaları olasıdır. Eğer baba, erkek çocuk okul öncesi dönemdeyken ayrılırsa, çocuğun cinsel kimliği konusunda da aklı karışır.
Babasız büyüyen kız çocuklar ise karşı cinsle ilişki kurmakta zorlanırlar. Bazıları yaşlarına göre çok uyanmıştır. Bunun nedeni, babaları ile olması beklendiği gibi cinsellik dışı yollarla bir erkeğin ilgisini çekme egzersizleri yapma fırsatı bulamamış olmalarıdır. Yaşça küçük kızlar hayallerinde bir baba yaratıp, onunla kendilerini avutur ve gerçeğin soğuk yüzünden kaçarlar. Babaları tarafından ihmal edilen kız çocukların, mutluluğu, erkekleri mutlu etmekle ölçmeleri çok üzücüdür.
Araştırma sonuçları çatışmalar sonucu yıpranmış bir ailede yaşayan çocukların, boşanmış ailelere oranla daha fazla problemler yaşadığıdır. 1965-1979 arasında boşanma oranları hızlı artış göstermiştir. 1970’in sonlarında veya 80’lerin başında doğan %40-50 arası çocuk boşanma deneyimi yaşayacakları tahmin edilmektedir ve bunlar yaklaşık 5 yıl boyunca tek ebeveyn evlerde yaşayacaklardır. Boşanmış annelerin %75’i , babaların %80’i tekrar evleneceğinden, ikinci bir boşanma riski de artmaktadır (Hetherington, 1989).
Sonuçta çocuklar bir geçiş gösterirler: orijinal aileden tek ebeveynli aileye, genellikle anne ile, eğer yeni bir evlilik olursa yeni aileye ve yeni ebeveyne ve sıklıkla yeni kardeşlere uyum sağlamakla yüz yüze kalır.
Boşanmada annenin velayetindeki erkek çocukta özel sorunlar oluşmuştur. Tersine, tekrar evlenme ergenlik öncesi kızlar için özel problemler doğurmuştur. Tekrar evlenmeyi takiben ikinci yılda, anne ile kız çocuğu rasındaki çatışmalar yüksekti. Tekrar evlenmenin olduğu kızlarda, intakt ve evlenme olmayan boşanmış aile kızlara oranla daha fazla talepkar, daha hostil, ve baskı altında ve daha az sevecen oluyorlardı. Davranışları zamanla iyileşirken, aileleriyle aralarındaki zıtlaşma ve distruptif davranışlar devam ediyordu.
Üvey babaya yakınlaşma ilişkilerinde problemler özellikle kız çocuklarında yaşanıyordu. Bunun birinci sebebi boşanmanın fırtınalı döneminde anne-kız arasında oluşan olumlu ilişkinin yeniden evlenme ile bozulması olabilir. Boşanma sonrasında anneler kızlarına daha fazla bağımsızlık, otorite ve karar verme sorumluluğu veriyorlar (boşanma öncesi yaşantıya oranla). Bu sonuçta eşitlikçi ve ortak destek ilişkisine dönüşüyor (en azından ergenlik öncesi kızlarda). Sonuçta; ergenlik öncesi kızlar, annelerinin yeniden evlenmesine gücenebilmekte ve üvey baba onun bu ilişkisi için tehdit oluşturabilmektedir. Üvey baba üvey kızını kontrol altında tutmak için iyi ebeveyn olmak yerine, yoğun duygusal katılıktan kaçınan nazik yabancı rolü alabilir. Küçük ve daha büyük çocuklar üvey babayı sonuçta sıcaklıkla kabullenirler fakat 9-15 yaşlarındakiler direnç göstermeye devam ederler çünkü bağımsızlıkları için mücadele etmek sebebiyle, çünkü güçlü seksüel arzuları nedeniyle biyolojik olmayan babayı tehdit olarak görmelerinden dolayıdır.
Hetherington (1989) yeniden evlenmenin sıkıntılı dönemlerinde kardeşlerin olmasının tampon ya da destekleyici olup olmayacağını sorgulamıştır. Yeniden evlenmiş ailelerin çocuklarında ambivalans, hostil, düşmancıl ilişkiler boşanmamış ailelere göre daha sıktır. Daha da ötesi kardeş kıskançlığı, agresyon ve alaka kurmama, antisosyal davranışların artmasında önemli rol oynar. Bu tarz erkeklerde kızlara oranla daha sıktır. Kardeş ilişkileri zamanla iyileşirken, yinede boşanmış yeniden evlenmiş grupta diğer iki gruba oranla (intakt, boşanmış yeniden evlenmemiş) daha fazla bozukluk kalır.

 

 

 

 

 

Boşanma ve Çocuk Üzerine Etkileri

Boşanma hiç kuşkusuz, çocukların başına gelebilecek en sarsıcı olaylardan birisi ve potansiyel olarak onların gelişmelerini ciddi bir biçimde etkileyecek bir dizi değişikliği de beraberinde getirmektedir. “Potansiyel bir durumdur, çünkü boşanmış bir ailenin bireyi olarak yaşamak kaçınılmaz olarak çocuklara zarar veren bir durum değildir. Önemli olan anne ve babanın evlliliklerinin sona ermesini nasıl karşıladıkları, boşanmadan sonra hayatlarını ve ilişkilerini nasıl sürdükleri ve çocukları ile ilgilenmeye devam etmeleridir. 1 yılda 1 milyondan fazla çocuk, anne baba boşanması ya da ayrılığı yaşamaktadır. Boşanmaya karşı çocukların tepkilerinin varlığının farkında oluşun artmasıyla, 1960’lardan bu konu üzerine bir çok araştrıma yapılmıştır.
1975’ten bu yana boşanmalar yılda 1milyonu aştı.
Bugün yapılan iki evlilikten biri boşanma ile sonuçlanacak.
·        1983’te doğan çocukların %45’nin anne babası boşanacak. %35’inin anne babası tekrar evlenecek, %20’sinin anne ya da babası ikinci eşinden de ayrılacak.
·        Evliliklerin yarısı ilk 7 yıl içerisinde sona eriyor. Buna göre 1980’lerde doğmuş çocukların aşağı yukarı üçte biri 18 yaşına gelmeden tek ebeveynli bir evde yaşayacak.
Bu istatistiksel veriler boşanmanın ciddi bir sosyal sorun olduğunu şüphe götürmez bir tarzda kanıtlamaktadır. Ancak boşanmayı iyi ya da kötünün karşıtlığı olarak görmek çok basit bir yaklaşım olur.
Boşanma ile ilgili düşündürücü gerçeklerin ve anne babası boşanmış çocukların gelişimle ilgili ve psikolojik sorunlar yaşamak açısından diğer çocuklardan daha fazla risk altında olduğuna dair artan verilerin ışığı altında, giderek daha fazla çift aileyi dağıtmanın doğru olup olmayacağını sorğulamaktadır. Bazıları, en azından çocuklar büyüyüp evden ayrılana kadar, kişisel isteklerini bir kenara atıp evliliği sürdürmeyi düşünebilir. Boşanmayı karşı tarafın istediği durumlarda, eşler karşı tarafın önüne istatistikleri koyarak, karşı tarafta suçluluk duyguları uyandırıp, fikrini değiştirmeyi deneyebilir. Araştırma sonuçları göstermiştir ki; sadece çocukların iyiliği için birarada kalmanın çok nadir işe yaradığıdır. Bazen, birarada kalmak, çocuklara, anlaşamayan eşlerin boşanmasından daha çok zarar verebilmektedir. Kasıtlı sessiz kalmalardan, sürekli bağrış çağrışlardan, fiziksel şiddet göstermeye kadar çeşitli anlaşmazlık tezahürlerine şahit olmuş çocuklar, boşanmış aile çocuklarından daha uyumsuzdur. Kısacası, bazen, bir evlilik sorununu çözmenin tek yolu evliliği sona erdirmek olabilir.
Günümüzde evliliklerin sona ermesi sık rastlanır bir olay olduğu için, bir çok çocuk- çok küçük olanlar hariç- boşannma kelimesini bilmektedirler. Eğer evliliğniz bir süredir gergin ve mutsuzsa, çocuklarınızın birşeylerin yolunda gitmediğinin farkında olmaları büyük bir olasılıktır. Kavganın-özellikle fiziksel şiddet ve alkolizm- bol olduğu ailelerde, çocuklar farkında olmadan, anne babalarının ruhsal durumlarını okumayı öğrenirler. Kızgın ya da mutsuz bir ebeveyne yaklaşmak için en doğru zamanı çeşitli ayrıntılardan yola çıkarak bulabilirler. Aynı şekilde ne zaman ortada olmamaları gerektiğini de bilirler. Boşanma hakkında az çok birşeyler bilmek ve sürekli anne-babanın kavgasına tanık olmak bile birçok çocuğu anne babasının ayrılıyor ya da boşanıyor olduğu haberine hazırlamaz. Olay patladığı zaman, ki bu çoğu kez anne ya da babanın evden ayrılması ile kanıtlanır, bir çok çocuk gerçekten sarsılır. Eğer çocuk anne ve babasının kavgalarından uzak tutulmuşsa daha da büyük bir şok yaşar. İstismar eden biri bile olsa, bir ebevynden ayrı olmak çocukları dehşete düşürür. Çocuğun aileyi terketmiş olan ebevyni özlemesi doğaldır. Ebeveynin ayrılmış olması çocukların bağlılık duygularını yoketmez.
Amato ve Keith (1991) boşanmış ailelerin çocuklarıyla ilgili yapılan 92 çalışmanın metaanalizini yapmışlardır. Boşanma sırasında çocuğun yaşının, çocuğun psikolojik ve sosyal uyum ve anne-baba ile ilişkilerine üzerine en anlamlı etki eden faktör olduğunu saptamışlardır. Her çocuğun gelişim hızı aynı olmasa da, aynı yaş grubundaki çocuklar benzer özellikler taşır. Ailenin dağılması, aynı yetişkinlerde olduğu gibi, çocuklarda da bir çok değişik duygusal tepkiye yol açar. Çocuklar bu duyguları ilerideki yaşamlarının çeşitli aşamalarında tekrar tekrar yaşayabilirler. İçinde bulundukları yaşa göre bazı duygular öne çıkar, diğerleri geri planda kalıp ileriki yaşlarda tekrar yoğunluk kazanır.
Okul öncesi yaşlar
Okul öncesi çocukların ebeveyn boşanmasına tepkileri
·        Regresyon
·        Emesyonel gereksinimlerde artma
·        Bağımlılık, Clinging (yapışkanlık, yetişkinin eteklerinin dibinden ayrılmama)
·        Artmış Agresyon
·        Korku, üzüntü, kızgınlık olarak gözlenebilmektedir.
Klinik çalışmalarda genel olarak okul öncesi dönemdeki çocukların akut yas dönemimi yaşantılarının benzer olduğu belirtilmektedir.
Gelişimsel evreye bağlı olarak 3 özgün faktör zedelenebilirliği (vulnerability) belirlediğine işaret edilmektedir (Roseby, 1985):
1. Cinsiyet (Gender): Bir çok bildiride okul öncesi erkeklerin, kızlara oranla daha fazla gelişimsel bozuklar gösterdiği ve bu problemlerin daha uzun sürdüğü gösterilmiştir (Emery 1982, Hetherington ve ark 1978, 1979, Hodges ve Bloom 1984, Kurdek ve Berg 1983, Wellerstein ve Kelly 1980b). Cinsiyetler arası fark olmadığını bildiren çalışmalarda vardır (Pett 1982, Reinhard 1977). Boşanmalarda sıklıkla evi baba terketmekte, psikanalitik çerçeveden erkek çocuğun neden daha sık etkilendiği bu açıdan izah getirilebilmektedir. Okul öncesi çocukların boşanma sonrası babanın yokluğunda erkekliği telafi (compensatory masculinity), egosentrik düşünce ve ödipal korkularla izah edilmektedir (Roseby, 1985).
2. Boşanma öncesi evde yaşanan Stres: Boşanma öncesi yaşanan olayların niteliği önemlidir. Eğer boşanma öncesi şiddet ve çatışmalar yoğun yaşanmış ise çocuklar bozuklukları daha şiddetli yaşamakta ve uzun süreli etkilere daha yatkın olmaktadırlar (Wallerstein & Kelly 1974)
3. Ebeveynlik işlevlerinin yeterli gösterilmemesi (Lack of adequate parenting): Bu durum çocukların güven ve otonomi duygusunu olumsuz olarak etkilemektedir (Wertman 1972).
Kısa Dönemdeki (Akut ) Etkiler
Okul öncesi çocukların bilişsel, gelişimsel sınırlılıkları ve duygusal immaturiteleri sebebiyle, boşanmaya tepkileri abartılı olmaktadır. Wallersteib ve Kelly (1980b) okul öncesi çocukların boşanmanın akut dönemdeki kriz etkilerine oldukça duyarlı olduklarına dikkat çekmişlerdir. Bu semptomlar bu yaş çocuklarının olaylara immatur yaklaşımları, fantazi ile gerçeği ayırtetmede güçlükleri, bakım ve korunma için anne-babaya muhtaç ve bağımlı oluşlarının farkında oluşlarıyla ilişkilidir. Erkekler babanın gidişini kızlara oranla daha az tolore etmektedirler. Bu çalışmada ayrılık sonrasında 1 yıl sonra yapılan değerlendirmede bu çocukların çoğunda; regresyon, agresyon ve korkunun kaybolduğu gözlenmiştir. Eğer bu bulgular devam ediyorsa, bu durum boşanmanın kendisinden başka faktörlere bağlıydı. Bunlar: devam eden ebebeyn çatışması ve yetersiz anne-baba işlevlerinin olmasıydı. Bu durum çalışmadaki 34 çocuğun yarısında gözlenmekteydi. Bu durum; çok küçük çocuklarda boşanma kararı ve erken yaş evresinde kriz tepkilerinin normal olabileceğini düşündürmektedir. Wallerstein ve Kelly: ebeveyn çocuk ilişkisinin kalitesinin boşanmayı takiben ilk yılda küçük çocuğun durumla başa çıkabilmesinin en önemli belirleyicisi olduğu sonucuna vardılar.
Davranışsal Tepkiler
·        Regresyon
·        Artmış Agresyon
·Klinik çalışmalarda okul öncesi çocukların çoğunun, anne ve babasının ayrılmasına ve boşanmasına, gelişimlerinde tamamladıkları bir aşamaya geri dönerek tepki gösterir. Bu kısa vadede (bir kaç ay) normal sayılabilir. Çocuklara zor durumlardan kaçarak, kontrolü elinde tuttukları, zihinsel olarak emin ve rahatlatıcı bir yere sığınma imkanı verir. Bu davranışların 1 yıl sonrasında iyileşmeye başladığı belirtilmektedir (Hetherington ve ark 1978).
Tipik gerileme davranışları parmak emme, yatağı ıslatma, tutturmalar, anne ve babaya vurma, anne babaya aşırı düşkünlük gösterme ve eskiden sevilen bir oyuncuğa ya da nesneye tekrar bağlanmaktır.
Çocuklar, anne ve babalarının evliliğinin sona ermesine duydukları öfkeyi, yaşlarına, kişilik özelliklerine ve ailenin durumuna göre değişen şekillerde ifade ederler. Çoğu çocuk, özellikle erkek çocuklar sık sık kavga ederek, anne ve babaya, öğretmenlerine ve onlarla ilgilenen diğer kişilere bağırarak ve kırıp dökerek öfkelerini açığa vurular. Kalter ve Rembars’ın çalışmalarında (1981): bu yaş grubu için agresyonu diğer yaş gruplarına göre düşük bulmuştur. Wallerstein ve Kelly (1975) Odipal dönemdeki okul öncesi çocukların daha agresif ve bağımlılık gösterdiklerini belirtmektedir.
Duygusal Tepkiler
Wallerstein ve Kelly (1975) boşanma veya ayrılma kararını açıklandığı erken yas evresindeki 2.5-6 yaş arasındaki küçük çocukların emosyonel tepkileri başlıca:
·        Korku, anksiyete ve üzüntü
·        İrritabilite
·        Akut separasyon anksiyetesi
·        Uyku Problemleri
·        Bilişsel konfüzyon
·        Otoerotik aktiviteler (masturbasyon)
Bütün çocuklar anne ve babalarının ayrılmasından ve ailenin dağılmasından sonra korkuya kapılırlar. Okul öncesi çocukları daha çok, birlikte yaşadıkları evde kalan ebeveyninde kendini terk edip gitmesinden, giden ebeveyn tarafından eskisi kadar sevilmemekten, yiyecek ya da yatacak yer bulamamaktan korkarlar. Bu korkularını ağlamak, ebeveynden başka kimse ile kalmayı reddetmek veya ebeveyni göz önünden ayırmamak şeklinde ortaya çıkar.
Bu dönemde çocuklar yaşadıklarına bir anlam verebilmek için fantazilere ve masallardaki büyülü olaylara sığınabilirler. Doğadaki olayların merkezinin kendileri olduklarını inandıkları için ebeveynin gidişinin kendisinin suçu olduğunu düşünürler. Hayallerinde, anne babanın hiç ayrılmadığını kurar, reddedilme ve kaybetme duyguları ile başa çıkabilmek için türlü şeyler uydururlar.
Çocuklar anne babanın ayrılma kararı konusunda söz hakkına sahip değillerdir. Ancak suçluluk duygusu bu konuda onların da rolü olduğu düşüncesine yol açar. Bu duygunun nedeni kendilerinin dünyanın merkezi olduklarına inanmaları ve bu yüzden her şeyin nedeninin kendileri olduğunu düşünmeleridir. Eğer daha uslu olsalardı, okulda daha iyi notlar alsalardı, gizlice babalarının gitmelerini istemeselerdi, annelerine geçen gece karşı gelmeselerdi vb. gibi nedenlerle her şeye kendilerinin sebep olduğunu düşünürler. Hatta durumu düzeltmenin de kendilerine bağlı olduğuna inanırlar.
Anne ve babanın boşanmasının üzerinden yıllar geçse de, hatta onlar ikinci kez evlenmiş olsalar bile bir çok çocuk hala onları bir araya getirme hayalleri kurar, bazen anne ve babalar çocuklarına yanlış sinyaller vererek, onların boş yere umutlanmasına yol açarlar.
Okul öncesi yaşlardaki çocukların çoğu cansız nesneleri insan gibi düşünür ve anne ve babanın onları her türlü şeyden koruyabileceğine inanır. Dolayısıyla en büyük korkuları, onları koruyan bu kişileri kaybetmektir. Bir ebeveynin evden ayrılması bu korkunun gerçeğe dönüşmesidir. Bir ebeveyn gittiğine göre, diğeri de her an gidebilir diye düşünürler. Zaman ve mesafe kavramları tam olarak gelişmemiş olduğu için, onlara göre, bir ebeveynin her sabah işe gitmesi ile başka bir şehirde yaşaması arasında bir fark yoktur. Ayrıca aynı örneklem grubundaki daha büyük çocuklarına oranla daha akut ve büyük tepkiler gösterdiklerine işaret etmişlerdir. Okul öncesi erkek çocukların, aynı yaş grubu kız çocuklarına oranla boşanmadan daha fazla etkilendikleri ifade edilmektedir. Okul öncesi çocuklarda boşanmanın akut etkileri bir yılllık sürede genellikle düzelmektedir.
Uzun Dönemdeki Etkiler (Long-term Effects)
Wallerstein (1984), erken dönemdeki bulguların aksine, 10 yıllık takip çalışmalarında: küçük çocukların daha büyük çocuklara oranla anlamlı derecede daha az emosyonel problem yaşadıklarını saptamıştır. Araştırmacı bunu o dönemde yaşananları küçük çocukların anımsayamamaları ile ilişkili olarak değerlendirmiştir.
Erkek çocukların Cinsiyet Özdeşimi
Yapılan ilk çalışmalarda (Biller 1970, Westman 1970): cinsiyet özdeşimi ve bozulmuş güven ve otonomiyi araştırmak amacıyla araştırmalar yapmışlar. Psikoseksüel gelişimin odipal evresinde boşanma yaşayan erkek çocukların, 3 yaş öncesi ebeveyn boşanması yaşayan erkek çocuklara oranla daha fazla agresif davranışlar gösterdiklerini saptamışlardır.
Santrock (1970) yaptığı çalışmada 0-2yaş, 3-5 yaş ve 6-9 yaşlarında boşanma veya ayrılık yaşamış 11 yaşındaki çocukları çalışmasına almış: erken yaşlarda boşanma yaşayan çocukların daha düşük derecede agresyon gösterdiklerini bildirmiştir.
Psikoanalitik alnda çalışan araştırmacılar ve klinisyenler baba-yokluğu çalışmalarında tipik olarak altını çizdikleri; ödipal evrede artmış agresyonu erkekliği telafi ile açıklamaktadırlar (Gardner 1977).
Kızların Cinsiyet Davranışı
Kalter ve Rembar (1981) 3-5 yaşlarında ebeveyn ayrılığı veya boşanmış ergen kızlarla yaptıkları çalışmada; bu kızların arkadaşlarına karşı daha fazla agresyon gösterdiklerini, aynı yaş grubundaki erkeklere oranla daha fazla akademik problemler yaşadığı gözlenmiştir. Araştrımacılar: bu kızların ödipal dönemde yaşadıkları boşanmaya karşı öfkeyi internalize ederek puberteye kadar taşıdıklarını ileri sürmektedirle.
Hetherington (1972): 13-17 yaşındaintakt, dul ve boşanmış aile kızlarıyla yaptığı çalışmada: boşanmış ailelerdeki kız çocukalrının dul ailesi kız çocuklarına oranla daha fazla heteroseksüel patern ve düşük benlik sayısı saptamıştır. 5 yaşından önce ebeveyn boşanması yaşamış kızlar, 5 yaşından sonra ebeveyn boşanması yaşayan kızlara oranla; daha fazla erkeklerel uygunsuz ilişkiye girdikleri, daha fazla baştan çıkarıcı davrandıkları, daha erken ve daha sık flörte ve cinsel ilişkiye başladıkları görülmüştür. Baba yokluğu açısından bakıldığında Hetherington kızların ödipal dönemde bir erkek ebeveyni kaybının etkilerini ergenlik döneminde gösterdiklerini ileri sürmiştir. Baba yokluğu, kızların erkeklerle etkileşimlerini etkişlediğini iddia etmiştir.
Davranışsal ve akademik etkiler
Kalter ve Rembar (1981) ‘e göre anne-bba ayrılığını ödipal dönemde yaşamış, anlamlı derecede daha yüksek derecede okul davranış problemleri yaşadıklarını bulmuştur. Araştırmacılar ödipal dönemde ayrılık ve ya boşanma yaşayan erkek çocukların agresyonlarını latans döneme taşadıklarını ileri sürmektedirler.
Blachcberd ve Biller (1977): baba yokluğu yaşayan ekek çocukların okul başarılarını araştırmasında: 5 yaş öncesi ebeveyn boşanması yaşayan latans yaşı erkek çocukların anlamlı derecede daha sık okul başarısızlığı yaşadıklarını saptamıştrı.
Çoğu baba sevgi doludur ve çocuklarının hayatında olumlu bir rol oynar. Bbalar evden ayrıldıkları zaman çocuklarını her karşılarında görebilecekleri güçlü erkek modelinden mahrum etmiş olurlar. Dhası erkek çocuklar sorumluluk, başarı, babalık, diğe insanlarla geçinmek, karşı cinsle ilişki kurmak ve saldırgan huylarını kontrol etmek gibi konularda uygun erkek davranışlarını öğrenmek için belki de hayatlarının en güvenilir öğretmenini kaybetmiş olurlar.
Babasız evlerde büyüyen erkek çocukların daha az rekabetçi, sporla daha az ilgili, başkalarına bağımlı ve daha saldırgan oldukları araştırmalarda saptanmıştır. Okulda da başarısız olmaları ve otoriteye başkaldırmaları olasıdır. Eğer baba, erkek çocuk okul öncesi dönemdeyken ayrılırsa, çocuğun cinsel kimliği konusunda da aklı karışır.
Babasız büyüyen kız çocuklar ise karşı cinsle ilişki kurmakta zorlanırlar. Bazıları yaşlarına göre çok uyanmıştır. Bunun nedeni, babaları ile olması beklendiği gibi cinsellik dışı yollarla bir erkeğin ilgisini çekme egesersizleri yapma fırsatı bulamamış olmalarıdır. Yaşça küçük kızlar hayallerinde bir baba yaratıp, onunla kendilerini avutur ve gerçeğin soğuk yüzünden kaçarlar. Babaları tarafından ihmal edilen kız çocukların, mutluluğu, erkekleri mutlu etmekle ölçmeleri çok üzücüdür.
Araştırma sonuçları çatışmalar sonucu yıpranmış bir ailede yaşayan çocukların, boşanmış ailelere oranla daha fazla problemler yaşadığıdır. 1965-1979 arasında boşanma oranları hızlı artış göstermiştir. 1970’in sonlarında veya 80’lerin başında doğan %40-50 arası çocuk boşanma deneyimi yaşayacaklarrı tahmin edilmektedir ve bunlar yaklaşık 5 yıl boyunca tek ebeveyn evlerde yaşayacaklardır. Boşanmış annelerin %75’i , babaların %80’i tekrar evleneceğinden, ikinci bir boşanma riski de artmaktadır (Hetherington, 1989).
Sonuçta çocuklar bir geçiş gösterirler: orijinal aileden tek ebeveynli aileye, genellikle anne ile, eger yeni bir evlilik olursa yeni aileye ve yeni ebeveyne ve sıklıkla yeni kardeşlere uyum sağlamakla yüzyüze kalır.
Boşanmada annenin velayetindeki erkek çocukta özel sorunlar oluşmuştur. Tersine, tekrar evlenme ergenlik öncesi kızlar için özel problemler doğurmuştur. Tekrar evlenmeyi takiben ikinci yılda, anne ile kız çocuğu rasındaki çatışmalar yüksekti. Tekrar evlenmenin olduğu kızlarda, intakt ve evlenme olmayan boşanmış aile kızlara oranla daha fazla talepkar, daha hostil, ve baskı altında ve daha az sevecen oluyorlardı. Davranışaları zamanla iyileşirken, aileleriyle aralarındaki zıtlaşma ve distruptif davranışlar devam ediyordu.
Üvey babaya yakınlaşma ilişkilerinde problemler özellikle kız çocuklarında yaşanıyordu. Bunun birinci sebebi boşanmanın fırtınalı döneminde anne-kız arasında oluşan olumlu ilişkinin yeniden evlenme ile bozulması olabilir. Boşanma sonrasında anneler kızlarına daha fazla bağımsızlık, otorite, ve karar verme sorumluluğu veriyorlar (boşanma öncesi yaşantıya oranla). Bu sonuçta eşitlikçi ve ortak destek ilişkisine dönüşüyor (en azından ergenlik öncesi kızlarda). Sonuçta; ergenlik öncesi kızlar, annelerinnin yeniden evlenmesine gücenebilmekte ve üvey baba onun bu ilşkisi için tehdat oluşturabiilmektedir. Üvey baba üvey kızını kontrol altında tutmak için iyi ebevyn olmak yerine, yogun duygusal katılıktan kaçınan nazik yabancı rolü alabilir. Küçük ve daha büyük çocuklar üvey babayı sonuçta sıcaklıkla kabullenirler fakat 9-15 yaşlarındakiler direnç göstermeye devam ederler çünkü bağımsızlıkları için mücadele etmek sebebiyle, çünkü güçlü seksüel arzuları nedeniyle biyolojik olmayan babayı tehdit olarak görmelerinden dolayıdır.
Hetherington (1989) yeniden evlenmenin sıkıntılı dönemlerinde kardeşlerin olmasının tampon ya da destekleyici olup olmayacağını sorgulamıştır. Yeniden evlenmiş ailelerin çocuklarında ambivalans, hostil, düşmancıl ilişkiler boşanmamış ailelre göre daha sıktır. Daha da ötesi kardeş kıskançlığı, agresyon ve alaka kurmama, antisosyal davranışların artmasında önemli rol oynar. Bu tarz erkeklerde kızlara oranla daha sıktır. Kardeş ilişkileri zamanla iyileşirken, yinede boşanmış yeniden evlenmiş grupta diğer iki grupa oranla (intakt, boşanmış yeniden evlenmemiş) dah fazla bozukluk kalır.
EBEVEYN BOŞANMASI VE ÇOCUĞU TEPKİSİ
Latans Yaşı Çocuklar
Gelişimin latans döneminde sosyal farkındalık ve kendini farkındalık önemli ölçüde artar. Erken latans döneminde boşanmayı yaşayan çocuklar kızgınlıklarının farkına varabilirler fakat sadakat ve korku hisleriyle bunları göstermede başarısız olabilirler. Yani sadakat ve kızgınlık (anger and loyalty) arasında çatışma yaşar. Latans yaşı çocuğu giden ebeveyni kendini reddi gibi algılayabilir. Latans yaşı aile dinamiklerine aktif olarak katılır. Hess ve Camara (1979) ve Coeper ve ark (1983) : bu çocukların düşük benlik saygısı, depresyon, bozulmuş davranış ve okul başarısızlığı, izlosyon göstermeye daha yatkın olduğunu belirtmektedirler.
Okul öncesi çocuklardaki gibi kızlar erkeklere oranla daha fazla davranış problemleri gösterirler. Bba ayrılığı olan latans çağı erkek çocukları, cinsiyet özdeşiminde bozukluklara yatkındır.
Kısa Dönemdeki Tepkiler
Davranışsal Tepkiler
Bir kaç çalışmada latans dönemi populasyonda; erkeklerin (tıpkı okul öncesi çocuklar gibi) kızlara oranla daha fazla kızgınlık ve stres gösterdiklerini tanımlamıştır. Çoğu erkek çocuk kızgınlıklarını; öğretmenleri ve arkadaşları üzerine kaydırabilmektedir. Bazı çocuklar ise direkt ve açık olarak “babanın ayrılıp gitmesinden” annelerini suçlamaktadır. Santrock yaptığı çalışmada (1979) latans dönemi erkek çocuklar; okul öncesi çocuklara oranla boşanma sonrası daha fazla aresyon göstermektedir. Bu agresyonları aile dışındaki kişilere de kayabilmektedir.
Hess ve Camara; boşanmanın kendisinden ziyade aile çatışmalarının agresyon seviyesini daha güvenilir yordadığını saptamıştır. Wallerstein ve Kelly (1980b): erkeklerin kızlara oranla daha fazla agresyon gösterdiklerini bulmuştur.
Emosyonel Tepkiler
6-8 yaşındaki çocuklar fantazi veya inkar ile üzüntü ve yaslarını geçiremezler (Wallerstein & Kelly 1980b). Regresyon gözlenebilir. Agresyon genellikle velayet üzerinde olan anneye yönelir. Diğer ebeveyn aktif olarak yardımcı olmasa bile tipik olarak çocuklar ikisini de sadık kalır.
Sonuç olarak: hem okul başarısında hemde arkadaş ilişkilerinde azalma; geç latans dönemi çocukların yarısında gözlenir. 1 yıl içinde bu problemlerin çoğu düzelir.
Aile ilişkileri
Wallerstein ve Kelly (1980b) ve Adams (1982): boşanma ve ayrılık yaşayan ergenlerin aile ilişkileri dışında tipik olarak destek ararlar. Bu ergenlerin gelişimsel olarak bireyselleşmeye hazırlanmasıyla ilişkilidir. Buna karşın latans yaşı çoukları gelişimsel olarak aileden bireyselleşmeye hazır değildir ve bu nedenle destek arayışı aile ile sınırlıdır. Bu nedenle aileyi barıştırma gayretleri içinde olabilirler.
Okul başarısı
Hetherington, Camara ve Fatherman (1981); ebeveyn yokluğu ve akademik başarının araştırıldığı 58 çalışmayı analizlerinde; tek ebeveynli ailelerin çocuklarının daha düşük notlar aldıklarını bildirmektedirler. Bbanın elvirişli olduğu durumlarda erkek çocukların notlarının daha iyi olduğu saptanmıştır. Şunu akılda tutmak önemlidir: Babanın olmadığı evde, anne otoriteyi güç kullanarak erkek çocuğun agresyonunun bastırmaya çalıştığı belirtilmektedir (Hetherington ve ark.1978).
Uzun Dönem Etkileri
Wallerstein ve Kelly (1980b): 5 yıllık takip ettikleri: 9-12 yaş erkek çocuklarında yaptığı araştırmda boşanma kararı veya erken yas evresinde kızgınlık yaşayan grubun, kızgınlığının daha da arttığnı belirtmektedir. Bunların davranım bozukluğu belirtileri ; öfke patlamaları, anne-bbaya karşı gelme, suç işleme, okul başarısızlığı ve okuldan kaçma gibi sorunları daha sık gösterdiği yolundaydı. Karar aşamasında yogun kızgınlık yaşamış grup en fazla acting-out yaşıyordu. Akut evrede anne-babalarını suçluyor, ardısıra kendilerini ailelerinden yalıtıyor, geri çekiyorlardı.
Walter ve Ramber (1981): latans döneminde boşanmayı yaşamış erkek çocukların ergenlik döneminde okul başarısızlığı ev okuldan kaçma olaylarını sık yaşadıkları, oysa bu dönemdeki kızların okul problemleri az gösterdikleri yolundaydı. Kurdek ve Berg (1983): latans döneminde boşanma yaşamış çocukları 10 yıllık takiplerinde, kızların erkeklere oranla anlamlı derecede daha iyi uyum sağladığını belirlemiştir. Kızlar erkeklere oranla boşanmayı daha kabullenici oluyor, babayla temasın kaybına daha az olumsuz tepki gösteriyorlardı. Uyum sağlamanın boşanan eşler arasındaki çatışmanın derecesi ile ilişkili olduğunu saptamışlardır.
Hetherington (1972): okul öncesi ve klatans döneminde boşanmayı yaşamış kızları ergenlik dönemlerinde değerlendirmiş: okul öncesi yıllarda boşanmayı yaşamış kızlarda heteroseksüel davranışları daha ciddi bulmuşturr (erkeklerle etkileşimde artmış anksiyete ve baştançıkarıcılık). Kızgınlığı ergenliğe taşınmış kızların bir grubunda; artmış cinsel aktivite ve rastgele cinsel ilişkiye girme oranı fazlaydı.
ERGENLER
Sağlıklı, bütünleşmiş kimliğin gelişmesi için aileye bağımlılığın yavaş yavaş azalması gereklidir. Kazanılacak otonomi ergen-ebevyn ilişkisinin natürüne bağlıdır. Ergenlerde otonomi 3 alanda gelişir: emosyonlar, davranışlar ve değerler (values) (Douvan &Adelson, 1966). Emosyonel otonomi; bireyin yakınlaşma ve sevgi hislerini ev dışındaki birileriyle de doyurmaya başlamasıyla başlar. Davranışsal otonomi, kişisel davranışaları hakkında karar verme sorumluluğunu alır. Değerlerin otonomisinde; yanlış ve doğruyu algılama ve yaşam stilini belirlemeye başlar. Otonomi için mücadele hem ergen hem aileler için zor anlardır. Otonominin başarılı olarak gerçekleştirilmesi boşanmış aile ergenlerinde zor olabilir. ABD’de 10-18 yaşında 14 milyon ergen tek ebeveynle yaşamaktadır (1983, Select Commitie on childen). ABD’de her 4 çocuktan biri tek ebevyn ile yaşarken; 16 yaşına ulaştıklarında beyazların 1/3’ü, siyahların 2/3’ü boşanma nedeniyle yaşamlarının bir döneminde tek ebebeyn ile yaşamak zorunda kalmıştır (Bumpass &Rindfuss 1979).
Kısa Dönemdeki Etkiler
Davranışsal Tepkiler
Peterson yaptığı çalışmada (1982): babası yok olan erkeklerin, intakt ailelere oranla daha geleneksel erkeklik sergilediklerini belirledi. Santrock (1977) boşanmış ailelerdeki 10-12 yaşındaki subjelerde; intakt ailelere oranla anlamlı derecede daha maskuline, itiatsiz, agresif ve riskli davranışalarda bulunduklarıydı.
Wallerstein & Kelly (1980b) ve Schwartzberg (1980) ergenlerde yaptıkları çalışmalarda ebveyn boşanmasına iki farklı yolla tepki gösteriyorlardı. Birinci grup regresif davranışlar gösteriyor, kendinden daha küçük çocuklarla zaman geçiriyorlardı. Okul devamı ve başarısında düşmeler, zihinleriyle bu konuyla aşırı meşgul etmeleriyle ilişkiliydi. İkinci grup: Bağımlılık gereksinimlerini transfer ediyor, hazır olmasalar bile bağımsız olmaya çalışıyorlardı. Bunun sonucu erkeklerde antisosyal davranış ve suça yönelik davranışlar gelişiyordu. Kızlarda ise arkadaşlarına bağımlılık ve cinsel ilişkiye erken gibi davranışlar sergileniyordu.
Ebeveyn boşanmasının ergen kızların seksüel davranışlarına etki ettiğini bildiren başka çalışmalarda vardır (Hainline & Feig 1978, Hetherington ve ark 1979a): Bu kızların flörte daha erken başladıkları, daha fazla cinsel aktivitede bulundukları, erken yaşta evlendikleri ve büyük olasılıkla evlilik öncesi gebe kaldıklarıydı.
Emosyonel Tepkiler
Araştırma ve klinik bildiriler: ebeveyn boşanmasına ergenlerin ciddi emosyonel tepkiler gösterdiklerine işaret etmktedirler. Wallerstein ve Kelly’nin (1980b): 21 kişilik ergen grubunda, çoğunu karar aşamasında kızgınlık ve yas yaşadıklarını belirtmektedir. Bunların 1/3’ü kendini ailelerdrinden duygusal olarak yalıtarak tepki göstermişlerdir. Bu ergenler ailelerinden erken ayrılmaya meyilli olmaktadır.
Bazı ergenler stratejik olarak aileden kendisini çekmekte, böylece daha az kızgınlık duymakta ve çabuk uyum sağlamaktadırlar.
Okul Davranışları ve Başarısı
Bir çok çalışmada boşanmış ailelerdeki ergenlerin daha düşük akademik ve bilişsel performans gösterdiklerini saptamıştır (Allison &Furstenberg 1989, rosenthal & Hansen 1980). Tek ebeveynli evlerde denetim eksikliği nedeniyle, okula gitmeme ve kaçma davranışları artmaktadır (Brown 1980).
Uzun Dönemdeki Etkileri
Boşanmanın Kuşaklar Arası Geçişi
Bir kaç çalışmada ebeveynleri boşanmış ailelerin bireylerin evliliklerinin boşanma ile sonuçlanma olasılığı daha yüksektir (Ganog, Coleman & Brown 1981).
BOŞANMANIN ÇOCUKLAR ÜZERİNDEKİ ETKİLERİ
Beş ve sekiz yaş arası
Çocuklar beş yaşına geldiklerinde duygularını ve saldırganlık gibi bazı dürtülerini kısmen de olsa kontrol edebilmeyi öğrenmiş olurlar. Kişilikleri yavaş yavaş yerine oturmaya başladığı için dünyaya ve çevrelerine büyük ilgi duyarlar. Bu kritik döneme gelen anne baba ayrılığı ya da boşanma, çocukların sağlıklı gelişimine sekte vurabilir. Hala sınırlı anlama kapasitelerine rağmen boşanmanın ne anlama geldiğini düşünebilirler ve evden ayrılan ebeveynin fiziksel boşluğunu kuvvetle hissederler. “Bana kim bakacak? Bana ne olacak?” gibi sorulara somut cevaplar isterler ve anne ve babalarını barıştırmak için çeşitli yollar denerler. Her ikisine de derinden bağlılık duyarlar.
Dokuz ve On iki yaşlar arası
Bu yaş grubundaki çocuklar genellikle, anne babanın ayrılmasını ya da boşanmasını daha iyi kabullenirler, ancak yaşamlarına yansıyan sonuçları nedeniyle onlara öfke duyabilirler. Yinede ayrılan ebeveyne özlem duyarlar. Eğer bu ebeveynin cinsiyeti, kendi cinsiyetleri ile aynı ise bu özlem daha da şiddetlidir. Eski eşine öfke duyan anne ve babalar da bu yaş grubundaki çocuklarına daha çok içlerini dökerler. Bu yanlıştır.
Bu yaşlardaki çocuklar için rol modelleri önemlidir. Anne ve babalarını, akrabalarını, arkadaşlarını, öğretmenlerini ve onların gözünde değeri olan diğer insanları izleyerek paylaşma, liderlik, arkadaşlık kurma ve olaylara olumlu yaklaşma gibi becerilerini geliştirirler.
Çocuklarınızın boşanmanıza uyum sağlamalarına yardım etmek için atacağınız ilk adım yapmanız gereken şeylerin bilincine varmaktır:
·        Ailenizin kendine özgü koşulları içerisinde ayrı yaşama ve boşanmanın ne anlama geldiğini çocuklarınızın anlamalarını sağlamak.
·        Çocuklarınıza, yaşlarına uygun biçimde, boşanmanın onları nasıl etkileyeceğini somut ifadelerle açıklamak
·        Çocuklarınızı her zaman sevileceklerine ve en iyi şekilde bakılacaklarına inandırmak ve bu yönde davranmak.
·        Çocuklarınızı diğer ebeveyn ile mutlu ve sıcak bir ilişki sürdürmek için cesaretlendirmek ve bunun için elinizden geleni yapmak
·        Eski eşinizle ilişkiyi mümkün olduğu kadar sorunsuz sürdürmek. Bu mümkün değilse, sorunları çocuklara yansıtmamak.
·        Çocuklarla ilgili konularda eski eşinizle işbirliği yapmak.
·        Çocuklarınızın sizin için yeri doldurulamaz ve değerli varlıklar olduğunu hissetmelerini sağlamak.
·        Hayatlarındaki başka insanlardan ve uzmanlardan yardım ve rehberlik istemeleri için çocuklarınıza yardım etmek.

Aldatmalar ve yeniden evlenme çocukları nasıl etkiler?
Son yıllarda değişen ekonomik, sosyal ve kültürel şartlar nedeniyle anne-babaların boşanarak başka biri ile evlenmesi veya evlenmeden birlikte yaşaması ve eşlerin birbirini aldatması gibi durumlarda artış olduğu görülmektedir.

Çocuk ve Ergen Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Ayten Erdoğan yetişkinler arasındaki ilişkilerdeki bu değişimlerin çocuklar üzerindeki etkilerini anlatarak, çocuklara nasıl davranılması gerektiği konusunda bilgiler verdi:

Eşiyle geçimsizlik yaşayan bir kadın veya erkeğin başkası ile flört etmesi çocukları nasıl etkiler?
Huzursuz, mutsuz, birbirine saygı ve sevgisi olmayan anne ve babadan oluşan evlilik ortamının çocuğun sağlıklı ruhsal gelişimi açısından sakıncaları olduğu bilinmektedir. Böyle bir durumda çocuk ruh sağlığında olumsuz etkiler kadın ya da erkeğin bir başkası ile flört etmesi değil, evde anne baba arasında yaşanan negatif olumsuz duygu ve davranışlar sonucu oluşur.

Başka biriyle flört; eve gelmeme, evde bağırıp çağırma, aşağılama gibi uyumsuz evlilik sonucu ortaya çıkan bir çok olumsuz durumun bir parçasıdır. Böyle ortamda büyüyen çocuğun bu stres faktörlerinden etkilenmesi normaldir. Çocuklar geçimsizlik sonucu ortaya çıkan bu durumlar karşısında içinde bulundukları yaş dönemine göre değişen özellikte çeşitli endişe ve kaygılar duyarlar.

Çocuklar, “annem babam birbirlerine zarar verecek mi, bana zarar verecekler mi, ayrılacaklar mı, kiminle yaşayacağım, evden taşınacak mıyım, annem veya babam nerede yaşayacak, okulum değişecek mi, bu yaz gene basketbol okuluna gidebilecek miyim?” gibi çok çeşitli kaygı ve endişelere kapılabilirler.

Ayrıca bu duruma gelmiş anne-baba daha çok kendileri ile ilgilenmek durumunda olduğu için çocuğa ayırdığı zaman, ilgi ve destek azalır, bu da çocuklarda sevilmedikleri, önemsenmedikleri duygularının ortaya çıkmasına neden olarak özgüvenlerinin düşmesine yol açabilir. Ek olarak, sorunlarla karşılaştıklarında onlardan yeterli desteği alamamalarına neden olarak yaşantılarında aksamalara yol açabilir.

Özellikle küçük çocuklar anne-babalarının evliliğinin başarısız olması konusunda kendilerini suçlama eğilimindedirler ve sık sık bunun doğru olmadığının hatırlatılması gerekir. Eşler arasındaki uyumsuzluğun hiçbir şekilde çocuğun suçu olmadığı ve anlaşamamalarının çocukla kesinlikle ilgili olmadığı mutlaka vurgulanmalıdır.

Ayrıca çocuklar kendilerine yönelik sevginin de geçici olup olmadığını sorgulayabilir: Burada karı koca ile anne-baba-çocuk ilişkisinin farklarından bahsedip, geçinemiyor olsalar dahi onu her zaman ve koşulsuz bir şekilde sevecekleri konusunda sık sık güvence vermeleri gerekir.

Geçimsizlik nedeniyle eşinden ayrılmış bir kadının erkek arkadaşının olması ve onu çocuklarıyla tanıştırması çocuklarda ne tür etkiler yapar?
Böyle bir durum oluştuğunda ortaya çıkabilecek olumlu ya da olumsuz etkiler çocuğun içinde bulunduğu yaş dönemine, anne ve babanın kişisel özelliklerine, çekişmelerin sürüp sürmediğine, çocuğun yaşadığı ortam ve düzene göre değişir.

Ayrılıktan sonra çocuğun sağlıklı uyumu için en önemli faktörler eşler arası çatışmanın bitmesi, çocuğun her iki ebeveyni de düzenli görmesi, yaşadığı ortamın sürekli ve düzenli olmasıdır.

0-3 yaş çocuğunun vereceği tepki, uyum ile 12-18 yaş arası çocuğun tepki ve uyumu çok farklılıklar gösterir. Küçük yaş çocuğu için diğer faktörler sağlanabilmişse annenin yeni bir arkadaşı olması bu kişinin olumlu biri olması halinde büyük sorun teşkil etmez.

Asıl babanın olumsuz bir figür olması, çocuğa yeterli ilgiyi gösterememesi durumunda ise aksine annenin olumlu özelliklere sahip, çocuğa sevgi ve destekle yaklaşabilecek erkek arkadaşının çocuk üzerinde olumlu etkileri olabilir.

Yetişkin bir erkek tarafından sevilip desteklenmek çocuğun özgüvenini arttırır, erkek çocuk için özdeşim yapılacak bir olumlu bir rol modeli oluşturur, kız çocuk içinse karşı cins tarafından sevilme ve değer verilme ihtiyacının karşılanmasına yardımcı olur.

Böyle bir durum ergenlik yılları içindeki çocukların daha değişik tepkiler göstermesine neden olabilir. Bazı ergenler için yukarıda bahsedilen olumlu etkiler sağlanabilirken, bazılarında bir çok negatif olumsuz duygu ve davranışların ortaya çıkması gözlenebilir.

Erkek çocuklar bu yaşlarda bazı çatışmaların yeniden uyanması, cinselliğin tanınması sonucu hem anneye hem, birlikte yaşadığı bireye olumsuz tavırlar sergileyebilirler. Kız çocuklarda ise cinselliğin abartılı yaşanması, anneye öfke gibi sorunlar ortaya çıkabilir.

Ergenler anne-babalarını mutlu görmek isteseler de, anne babalarının başka insanlarla birlikte olması karşısında karışık duygular beslerler. Anne ya da babanın başka biriyle çıkmasını hoş görmenin diğer ebeveyne sadakatsizlik olacağını düşünebilirler.

Anne ve babalar yeni eş seçiminde çocuklarının seveceği birini mi tercih ediyorlar ve eğer böyleyse, bu doğru mudur?
Anne ve babaların yeni eş seçiminde çocuklarının seveceği birini mi tercih ettikleri konusunda yapılmış bilimsel araştırma sonuçları olmadığı için bir yorum yapmam mümkün değil.

Eş seçimi çok karmaşık bir olay olup kişilerin eş seçiminde bir çok faktör rol oynar, çocuklarla uyumlu kişi olup olmaması bir çok faktörden sadece biri olabilir.

Eş seçiminde kişi için önemli olan kendi beklentilerine yanıt verip vermediğidir, anne-babanın kendine uyan bir eş seçmesi, onunla mutlu ve kendi ile barışık olması en azından mutlu bir ebeveyne sahip olma açısından çocuğa dolaylı olarak olumlu yansır.

Kendi sorunlarını çözmüş, üreten ve mutlu bir anne-babanın şüphesiz çocuğa önemli faydaları olur.

Çocuklar babalarının yeni eşi ile ilişkilerinde ne sorunlar yaşıyorlar, üvey annenin çocuklara yaklaşımı nasıl olmalı?
Burada en çok yaşanılan yanlış çocuktan yeni eşi annesinin yerine koymasının istenmesidir. Halbuki, çocuğun annesi vefat etmiş ya da ayrılmış olsa bile onun öz annesidir, yeni gelen kişi ancak bakım veren kişi olarak görev yapar, annenin yerini almaz. Bakım veren olarak çocuğa çok sevgi göstermesi ya da fedakarlıklar yapmış olması da bu durumu değiştirmez. Tabii ki çocuk ve bu kişi arasında bağlılık gelişebilir, iyi ve sağlıklı ilişkiler kurulabilir.

Diğer bir yanlış da ikinci eşin çocuklar tarafından sevilmesi ve kabul görmesi için annenin hatalarının vurgulanması ve hakkında olumsuz konuşulmasıdır. Bu durum da hem çocuğun özgüveninin zedelenmesine hem de her iki tarafa da tepki duymasına neden olur.

Çocuğun annesi hakkında olumsuz konuşmamak, bunu başarmak mümkün olmuyorsa hiç bahsetmemek daha uygundur. Çocuğun annesi hakkında konuşması, sorular sorması ise özellikle desteklenmeli, duygu ve düşüncelerini rahatlıkla ifade edebileceği ortamlar sağlanmalıdır.

Çocuklar genelde kendi öz babalarını mı yoksa annelerinin evlendiği ikinci babayı mı daha çok sevip kabulleniyorlar?
Asıl babanın olduğu, çocuk ile düzenli görüştüğü, çocuğun ihtiyaçlarını karşıladığı durumlarda annenin ikinci eşi çocuğun babası değil sadece annenin ikinci eşi konumundadır.

Böyle durumlardaki sağlıklı olanı budur çocuk her ikisinin yerini bilir ona göre uyum ve davranış geliştirir, kavram olarak da annenin ikinci, üçüncü eşinden bahsedilirken ikinci baba, yeni baba şeklinde bahsedilmesi yanlıştır. Bu durumda çocuğa gerçek babasının olduğu, eşler ayrı olsa bile bunun değişmeyeceği, eve gelen kişinin sadece annenin ikinci eşi olduğu babalık görev ve sorumluluğu olmadığı açık olarak söylenmelidir.

İkinci eşin tabii ki eşine ve onun yakınlarına karşı sorumlulukları vardır ve iyi bir eş karşı tarafın çocukları ve yakınlarına olumlu davranır.

Çocukların baba olarak sevip kabullenecekleri kişi olumlu özelliklere sahip olarak olumlu rol modeli yaratma, çocuğa yeterli ilgiyi gösterme, çocuğa sevgi ve destekle yaklaşma, ihtiyaçlarını karşılama gibi babalık görevlerini yapan ve sürdüren kişidir. Ancak babanın bu görevleri kendisinin yapmadığı durumlarda bu eksikliği karşılayan kişi ister amca, dayı ister ikinci eş olsun babanın yerini alabilir.

Çocuğun annenin yeni eşini çok sevmesi öz babasıyla arasındaki ilişkiyi nasıl etkiler?
Baba çocuk ilişkisi doyurucu ise annenin ikinci eşi ile çocuğun iyi ilişkiler içinde olması bir sorun yaratmaz, aksine babada olumlu duygular ortaya çıkmasına neden olur. Eğer karı-koca arasında boşanmaya rağmen çatışmalar sürüyorsa, babanın kendi yeterliliği hakkında şüphesi varsa baba-çocuk arası ilişki olumsuz etkilenir.

Aldatma sonucu bitmiş evlilikler çocukları nasıl etkiler?
Boşanma, ölüm olayları ve taşınma gibi stres yaratıcı doğal yaşam olaylarından biri olup, anne-babalar için olduğu kadar çocuklar için de sıkıntılı bir durumdur. Boşanma nedeni genel olarak eşlerin uyumsuzluğu olup, aldatma sadece bunun bir sonucudur. Boşanmanın çocuk üzerindeki etkileri, boşanma nedeni ne olursa olsun benzerdir.

Erişkinlerden farklı olarak, çocukların boşanma karşısında duygusal tepkileri içinde bulunduğu yaş dönemine göre farklılık gösterir. Genel olarak üzüntü, suçluluk, öfke ve kaygı hisseder ve bu duygularını da davranışları ile gösterebilirler. Anne baba arasında boşanma sırasında oluşabilecek çekişmelerden çocuğu uzak tutmak, çocuğun endişeleri karşısında açık ve dürüst davranmak, çocuğun yaşadığı ortamda sürekliliğin ve güven ortamının oluşmasını sağlamak çocuğun bu zor süreci daha kolay atlatmasına yardımcı olabilir.

Çocuğun boşanmanın getirdiği değişikliklere uyum sağlaması zaman alabilir. Boşanma sonrası bazı duygusal ve davranışsal tepkiler aylar boyunca ve hatta bir yıl boyunca devam edebilir. Bazı tepkiler ise daha geçici olup, ailenin durumu istikrara kavuştuğunda veya çocuğun rutini yeniden oluştuğunda kaybolabilir.

Bu tepkilerin mutlaka kalıcı sorunlara işaret etmediğini de unutmamak gerekir. Huzursuz, mutsuz, birbirine saygı ve sevgisi olmayan anne ve babadan oluşan evlilik ortamının çocuğun sağlıklı ruhsal gelişimi açısından sakıncaları olduğu bilinmektedir. Bundan dolayı anne babanın boşanma konusundaki suçluluklar üzerinde yoğunlaşmaktansa, yeni şartlar altında çocuk için en tutarlı ve huzurlu ortamın nasıl yaratılabileceği üzerine yoğunlaşmaları gerekir.

Çocukların boşanmayı izleyen duygusal endişelerinin çoğu, hassasiyetle ele alınmaları halinde, geçicidir. Çocuğun duygularına ilişkin olarak verdiği sinyaller konusunda dikkatli olmak ona yardımcı olmak açısından yol gösterici olacaktır. Ayrıca sancılı boşanma süreci sonrası yaşamını istediği gibi yönlendirebilen, düzenli bir yaşam tarzı oluşturabilen mutlu anne babalar çocuklar için de iyi bir model olabilirler.

 

Boşanmanın Çocuk Üzerindeki Etkileri

Çocuğun sağlıklı gelişimi; sevgi, saygı, güven gibi temel ihtiyaçlarının anne-babası tarafından karşılandığı bir aile ortamında gerçekleşir.
Aile, bu bağlamda çocuğun kişiliğini biçimlendirir ve geleceğine yön verir.
Ebeveynlerin çocuk ile olduğu kadar birbirleriyle olan ilişkilerinin niteliği de çocuğun gelişimini etkiler.
Boşanma, hem anne-babanın hem de çocuğun yaşamında, aile birliğinin bozulması ile önemli değişimlere yol açan sarsıcı olaylardan biridir.
Boşanma ile yeni bir yaşam düzenine adım atmaya hazırlanan ebeveynlerin, bu zorlu dönemde yaşanan olaylardan çocuklarının en az düzeyde etkilenmesini sağlamak için dikkatli davranmalarını gereken bazı konular vardır.
Çocuklar yaşlarına, cinsiyetlerine, mizaç özelliklerine, boşanma sürecinde, öncesinde ve sonrasında yaşanan olaylara, anne-babanın yaklaşım tarzlarına, tutumlarına bağlı olarak boşanma olayından farklı düzeylerde etkilenirler.

Çocuklar, gelişim dönemlerine göre boşanma olayına ne tür tepkiler verir?
Erken çocukluk döneminde( 0-3 yaş) yaşanan boşanma olayı karşısında çocuk, uyku problemleri, öfke patlamaları, alt ıslatma, parmak emme ve aşırı bağlanma, ağlama gibi tepkiler gösterebilir.
Okul öncesi dönemde ( 3-6 yaş) çocuk, yaşanan olaylardan kendisini sorumlu hissedebilir ve suçluluk duyabilir, birlikte yaşadığı anne ya da babasına karşı öfkeli olabilir, uyku problemleri yaşayabilir.
Okul döneminde (6-11 yaş) çocuk, giden ebeveyninin artık onu istemediğini düşünebilir, birlikte yaşadığı anne ya da babasını boşanmadan sorumlu tutabilir ve ona karşı hırçınlaşabilir, sağlıklı arkadaş ilişkileri kuramayabilir, uyku düzeni bozulabilir.

Boşanma olayının çocuk üzerindeki olumsuz etkileri sadece o dönemle sınırlı kalmaz, dikkat edilmediği takdirde çocuğun gelişiminde ciddi problemlere yol açabilir ve uzun vadede kişiliğe yerleşen önemli sorunlara neden olabilir.

Boşanma sürecinde anne-babalar nelere dikkat etmelidir?
Boşanma kararını anne-baba birlikte çocuğa açıklamalıdır. Boşanmadan sonra yaşamlarında ne gibi değişikliklerin olacağı konusunda çocuk bilgilendirilmeli, belirsizliklerden mümkün olduğunca uzak tutulmalıdır.
Boşanma sonrasında ayrı yaşayacağı anne ya da babasını düzenli ve sürekli olarak görebileceği konusunda çocuğa güven verilmelidir.
Çocuk, anne-baba arasında yaşanan problemlerin, tartışmaların dışında tutulmalı; taraflardan birini seçmeye, tanıklık etmeye, yan tutmaya zorlanmamalıdır.
Boşanma ile birlikte ona karşı olan sevgilerinde hiçbir değişiklik olmayacağı açıkça ifade edilmelidir.
Anne- baba, çocuğun boşanma süreciyle ilgili tüm sorularını dürüstlükle cevaplamalı, bu durumdan kesinlikle onun sorumlu olmadığını anlatmalı ve duygularını açıkça ifade etmesi konusunda çocuğu cesaretlendirmelidir.
Boşanmanın hemen ardından ev ya da şehir değiştirme, yeni bir evlilik gibi önemli yaşam değişiklikleri ertelenmelidir.
Çocuğun yaşıtlarıyla vakit geçirmesi sağlanmalı, spor müzik gibi sosyal faaliyetlere katılımı desteklenmelidir.
Çocukların ebeveynlerini model aldıkları unutulmamalı, mümkün olduğunca kaygılı, gergin, mutsuz görünmekten kaçınılmalıdır.
Anne-baba, boşanmanın çocuk üzerindeki olumsuz etkilerini azaltmaya çalışırken kendilerini, bu zorlu dönemde yaşadıklarını da göz ardı etmemeli; gerekirse profesyonel yardım almalıdır.